09 Ekim 2013 06:00

Porteqal* normalleşmesi

Art arda iki Kürt filmi gösterildiğinde Antalyalı seyircilerin tepkilerine herkes hazırlanmıştı. İtirazlar eksik olmadıysa da, anadil serbestliğinin ve kardeşliğin önceye göre çok daha kucaklandığı ve normalleştiği görülebiliyordu.

Porteqal* normalleşmesi
Paylaş

Çağdaş Günerbüyük

Altın Portakal’da hassas bir gün geride kaldı. Önceki gün art arda iki Kürt filmi gösterildiğinde Antalyalı seyircilerin tepkilerine herkes hazırlanmıştı. Beklenen itirazlar eksik olmadıysa da, anadil serbestliğinin ve kardeşliğin önceye göre çok daha kucaklandığı ve normalleştiği, film sonrası tartışmalarından bile görülebiliyordu.

Ulusal yarışmanın üçüncü gününde, seyirciyle buluşma sırası Cennetten Kovulmak ile Kurte Film’e (Kısa Film) gelmişti. Antalya’da düzenlenen festivalde 2009 yılında gösterilen ilk Kürtçe film Min Dît’ten bu yana her Kürtçe filmin tartışmayla geçmesi artık alışılan bir rutin halini aldı. Bu kez, bildik “bölünme” temalı çıkışların yanı sıra anadile destek veren konuşmalar da ağırlıktaydı. Anadil konusunda her yıl süren tartışmaların vardığı noktada, birkaç yıl önce son derece katı olan festival seyircisinin, bugün daha açık ve olgun olduğu belli oluyordu, sınırlı demokrasi paketiyle karşılaştırıldığında dahi.

Seyircilerin tahammülünü en zorlayan şey ise sürpriz oldu. Tartışma beklendiği gibi Kürt meselesinden değil, basurla ilgili sahnelerden çıktı.

BEKLENEN TARTIŞMALAR

Cennetten Kovulmak, oğulları askerde öldürülen bir aile, Kürt inşaat işçileri, başları korucular ve JİTEM’le dertte bir Kürt ailenin hikayelerini birbirinin içine geçirerek anlatan bir ilk film. Daha önce kısa filmleri ve Press’te yardımcı yönetmenliğiyle bilinen Ferit Karahan, bu kez Kürt meselesine dair temel birkaç öyküyü yan yana getirerek birbirinden farkı olmayan halkların acılarının iç içe geçmişliğine vurgu yapmaya çalışmış. Çok karakterli ve bolca yan öykünün olduğu olaylar dizisini birbirine bağlamak gibi zor bir işin altından, seyircinin dikkatini de canlı tutarak kalkılabilmiş. Sorunu ise, büyük bir sözü genellemelerle söylerken klişelerden uzak duramaması, hatta bunların karikatür haline gelmesi; sokak ortasında sebebi bile anlaşılamayan molotoflar atan birkaç kişi gibi. Ancak filmin konunun birçok boyutuyla ilgilenmeye çalışmasının olumlu yanı da vardı, çeşitli tartışmaları mümkün kıldı.

ŞİİRDE NASIR, SİNEMADA BASUR!

Örneğin söyleşide önce filmin Muş’ta Türkçe eğitim görmeye zorlanan çocuklarından söz açıldı. Ana dilin ayrıştıracağını iddia eden seyirci pek destek bulamazken, yönetmen Karahan’ın “Bilakis birleştirir” cevabı alkış aldı. Savaşın etkilediği insan hikayelerini anlatırken “Amerikan emperyalizmi ve siyonizmin oyununu” göstermediği için eleştiren seyirciye, diğer seyirciler tarafından verilen yanıtlar gerginliği tırmandırdı. Tartışmanın alevlenmesiyle öfkeli kişi dışarı çıkarıldı, kalanlar ana dil hakkının normalliğini savunurken, başka ülkelerden örnekler ve meseleyi işleyen filmlerin artması dilekleriyle katkıda bulundu.

Kurte Film ise, Diyarbakır’da ve diyalogların çoğu Kürtçe olan bir film. Ancak Kürt meselesiyle doğrudan ilgili bir konusu yok. Daha önce 10’a yakın kısa filmi olan Ali Kemal Çınar, filmde de kendisini oynuyor. Anlattığı ise, kısa filmci kalarak maaşlı bir iş sahibi olmamaya direnme, ailesine kendini kabul ettirme, bir yandan da basur derdine çare arama öyküsü. Sinema yapmakta inat etmek üstüne bir filmken, aynı zamanda da hayallerinin peşinde koşan, artık o kadar da genç olmayan Diyarbakırlı bir adamın hayatından eğlenceli bir kesit olabilmiş. Güldüren diyalogların yanı sıra en güzel yanı, film çekme aşkının hayatın içine başarıyla yerleştirilmiş olması. Arkadaşlarıyla kurduğu ilişkiler, ameliyet için para bulma derdi, öğretmen olmak, sağlığın paralı hale gelişi ve hayata dair daha birçok konu da aslında Kurte Film’e dahil. Birtakım kısa film klişelerine yer veren sabit planları ve sorunlu sesi, filmin seyirciyi yakalamasını güçleştirmiş olmalı. Ama en çok, tuvalette geçen sıkıntılı sahnelerde birçok seyirci filmi yarıda bırakarak çıktı.

Filmle ilgili tartışmalardan anlaşılan, dilinin Kürtçe olmasına, söyleşide anne Rabia Çınar’ın Kürtçe konuşmasına takılan kimsenin olmadığıydı. Belki de bir musibet nasihatleri unutturmuş, sinemada basur, şiirdeki nasır etkisini yaratmıştı. Kimi seyircilerin perdeye bakmasını güçleştirip salonu terk etmesine neden olan, Ali Kemal’in her tuvalete girdiğinde çektiği acı, bütün itirazları geride bırakmıştı...  (Antalya/EVRENSEL)

*Kürtçe'de portakal

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Belediye bu çöpleri neden toplamıyor?

SONRAKİ HABER

Birleşik Metal-İş üyesi işçiler, MESS dayatmasına karşı fazla mesaiye kalmayacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa