04 Ekim 2013 09:54

İlk insandan bu yana: Yaşamak

Adem ve Havva adındaki iki vampir aşık ayrı geçirdikleri yüzyıllardan sonra nihayet kavuşmuştur. Havva yıldızlarla dolu gökyüzüne bakarak gerinir ve der ki : “Orada, yukarıda, gezegen büyüklüğünde bir elmas var. Devasa bir çanın müziğini yayıyor.” Jim Jarmush’un Altın Palmiye’ye aday gösterilen filmi Sadece Aşıklar Hayatta Kalır, geçtiğimiz hafta Film Ekimi kapsamında izleyici karşısına çıktı.

İlk insandan bu yana: Yaşamak

Fotoğraf: DHA

Paylaş

Zeynep Gizem Şenel

Adem ve Havva adındaki iki vampir aşık ayrı geçirdikleri yüzyıllardan sonra nihayet kavuşmuştur. Havva yıldızlarla dolu gökyüzüne bakarak gerinir ve der ki : “Orada, yukarıda, gezegen büyüklüğünde bir elmas var. Devasa bir çanın müziğini yayıyor.” Jim Jarmush’un Altın Palmiye’ye aday gösterilen filmi Sadece Aşıklar Hayatta Kalır, geçtiğimiz hafta Film Ekimi kapsamında izleyici karşısına çıktı.
Sadece Aşıklar Hayatta Kalır, hoşgörü sınırlarını zorlayan, alışılmadık bir yapım. Gitarlarla donatılmış, vinil kumaş ve havalı retro giysiler içindeki  güzel mi güzel vampirlerin trajikomik hikayesinde, ölümsüzlüğün ağırlığını omuzlarımızda hissediyoruz. Yüzyıllar önce doğan vampir ikili, 21.yy’da kendi alaca karanlıkları içinde sonsuz varlıklarını sürdürmektedirler. Ancak, bir türlü sona eremeyen ömür belki de can sıkıntısı kaynağı olmuştur. Jim Jarmush, bu yeni filmiyle vampir akımına yeni bir bakış açısı getiriyor. Ölümsüzlerin cazibesine, felsefi bir boyut katıyor.
Filmin karamsar, üzgün, göz kamaştırıcı havası  kadife bir eldiven gibi sarıyor izleyiciyi. Jarmush’u bir tür yönetmeni olarak düşünmek pek de mümkün değil. Bu anlamda korku hikayesi bekleyen seyirci hayal kırıklığına uğrayabilir. Çünkü bu film, Adem ve Havva ile, evli olup ayrı düşen bir çiftle ilgili. Tabii buradaki metaforun sadece iki cins arasındaki farklılığa vurgu yapmak üzere oluşturulduğunu düşünmek belki yüzeysellik olur; belki ebediyete sahip olmak yasak elmayla bağdaştırılan bir dengesizlik durumu çıkarmıştır ortaya. Bu mucizevi yaratıkların hüznü de bu halden kaynaklıdır belki. Her eşyanın tabiatında ölüm vardır, her canlı, bir kapanışa, nihayete ermeye, huzura çıkan bir sona ihtiyaç duyar. Jarmush işte bu özlemi görsel bir müziğe dönüştürüyor.
Oldukça özgüvenli ve ne yaptığını bilen Tom Hiddleston ve çarpıcı Tilda Swenton’ın oyunculukları görülmeye değer. Özellikle Swenton’ın soylu ve durağan tavırları, Eve’in esrarengiz hallerini daha gerçekçi kılıyor. Bu aşkın heyecanı yıllanmış, dirençli, çokbilmiş, sakin, kendini bilen, sadık bir heyecan. Dramatik yapı ve sürpriz yaratma konusu yönetmen için en son endişe edilecek meseleler. Tüketim toplumuna, çevre kirliliğine, sağlıklı insan neslinin yok oluşuna, siyasetin aldatıcılığına dikkat çeken diyaloglarıyla hem güldürüyor; hem düşündürüyor film. Geleneklere bağlı kalmaya çalışan azınlık olmanın dışlanmışlığı da hissediliyor her an ikili üzerinde. Dünyanın gidişatından endişe duyan, insanları zombiler olarak adlandıran ve bilimin yavaş ilerleyişinden yakınan Adam’ın ilişkiyi çekip çevirmeye çalışan vefakar eş Eve tarafından sürekli teselli edilmeye çalışıldığına tanık oluyoruz.
Vampirlerin insan türüne karşı besledikleri dehşet, Hollywood’un geliştirdiği her şeye kadir, yenilmez vampir imajının tersine daha kırılgan bir yapıya temas ediyor. Henry Ford’dan; Galileo’dan Einstein’dan ve Darwin’den dem vuran filozofça diyaloglar içinde bir zamanlar kendilerinin de dahil olduğu bir ırkı temize çıkarmaya çalışan ölümsüzler var karşımızda. Belki de kendi sıkışmışlıkları içinde, bir türlü dahil olamadıkları bir zamana ağıt yakıyorlar.
Film, güncel konulara olduğu kadar edebiyata da göndermelerde bulunuyor. Özellikle, Eve’in pasaportunda Daisy Buchanan (Muhteşem Gatsby’deki kadın karakter) yazması, Adam’ın doktor kılığına girdiğinde adını Dr Faust olarak değiştirmesi gibi. Bu açıdan bakıldığında insanoğlunu eleştiren bu ölümsüzlerin de aslında sütten çıkmış ak kaşık olmadıklarını haykırıyor film. Yine de, onca zaman bolluğu içinde yoklukla ve umutsuzlukla çırpınan ikiliyi düşündüğümüzde ilk  akla gelen Jean Jacques Annaud’un Ayı (1988) filminin açılış cümlesi oluyor: “ En korkunç şey öldürmek değil, yaşamaya mahkum etmektir.”

Sadece Aşıklar Hayatta Kalır

Yönetmen: Jim Jarmush Oyuncular: Tom Hiddleston, Tilda Swinton 123 Dakika

[email protected]

ÖNCEKİ HABER

Zam şampiyonu çarliston biber

SONRAKİ HABER

İstanbul'da maç nedeniyle bazı yollar trafiğe kapatılacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa