Devlet aklı bölmeyi çok iyi bilir

Devlet aklı bölmeyi çok iyi bilir

Aleviler, Suriye nedeniyle aslında son iki yıldır Başbakan’ın hemen her konuşmasında yer alıyor. Ama, Erdoğan’ın Gezi direnişlerinin de etkisiyle dozunu arttırdığı mezhepçi, ötekileştirici dil tartışması, Ankara Mamak’ta temelleri atılan “Cami cemevi aynı avluda” projesi ile birlikte yön değiştirdi ve konu AKP’nin ileri

Serpil İlgün

Peki, Alevilerin yıllardır hiçbir talebi karşılanmazken, cami-cemevi projesi nasıl oldu da hızla hayata geçirildi? Neden şimdi? AKP projenin neresinde? Cemaat ne yapmak istiyor? Aleviler, projeye destek veren CHP’ye nasıl bakıyor? Sünni nüfusun Alevi algısı nasıl? Fatih Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Nil Mutluer’le konuştuk.


Cami Cemevi projesini değerlendirmeden önce, devletin Alevi algısını hatırlamak gerekiyor sanırız. Devlet, Aleviliği nasıl tanımlıyor?

Devlet aklı dediğimizde her ne kadar ilk anda akla Cumhuriyet gelse de, Alevilere yaklaşımı Osmanlı’nın yaklaşımından bağımsız ele alamayız. Alevilerin sadece katliam anlamında değil, aynı zamanda inançsal olarak da gördükleri zararların kökenleri Osmanlı’ya kadar gidiyor. 16. yy.’da merkezi yapıya geçişle merkezin dini homojenleştirmeye başlaması, ekonomi veya diğer nedenlerle gerçekleşen başkaldırıların iktidarca din farklılığından kaynaklandığının vurgulanması, Yeniçeri Ocağı’nın yeniçerilerin öldürülmesiyle kapatılması, Osmanlı’nın inanç liderlerine müdahalesi Alevilere ve Aleviliğe zarar veren unsurlardan. Cumhuriyet’le her ne kadar tebadan yurttaşa geçmek Aleviler için ayrımcılık halini hafifletmiş olsa da, egemen kimliğin Türk Sünni olarak inşa edilmesi beraberinde yeni sorunları da getiriyor ve ötekileştirme devam ediyor. Şehirlerde ibadet ve bunun yansıması olan cemevinin statüsü, zorunlu ve seçmeli din dersleri problemi, gündelik hayatta ve iş yerlerindeki ayrımcılık Alevilerin güncel sorunlarından. Bugünkü sorunları ortak olsa da tarihsel olarak Kürt ve Arap Alevilerinin başka sıkıntılar yaşamış olduklarını da akılda tutmak lazım. Zira, o farklılık bugünkü farklılıkları da açıklıyor.

Bu bakış, AKP iktidarında değişikliğe uğradı mı?

AKP’yi kendi dönemleri içinde değerlendirmek lazım. İlk dönemi çoğu kişi için bir umuttu. Türkiye’nin demokratikleşmesi için attığı adımlar ve söylemleri çok etkiliydi 2002’de. Ordunun siyasete müdahalesinin sorgulanması, Ergenekon davalarının açılması, -gerçi Ergenekon’un geldiği nokta, keza KCK davaları ayrıca sorgulanmalı - çok anlamlıydı. Öteki olanların hakları savunuluyordu. Fakat zaman içinde durum değişti. Bunu sadece AKP’yi suçlayarak eleştirmek de çok sorunlu. Çünkü o, doğası gereği muhafazakar. Muhalefet de gerçekçi eleştirel bir yöntem kullanamadı. Alevilerin sorunları da bu dönemler içinde savruldu. Her ne kadar ‘Açılım’ gibi bazı adımlar atılsa da, konjonktürel değişiklikler meselenin istikrarlı bir şekilde çözüme kavuşmasını engelledi. Bir önemli nokta da, Alevi meselesindeki konuların Alevilerin mutabakatıyla çözümünün ele alınmasından çok, merkezin çözümün ne olacağına karar vermesi. Alevilere bunu sormaması. Bu, Aleviler hâlâ eşit yurttaş olarak görülmüyor demek. Cumhuriyet’in Sünni egemen refleksleri bugünün AKP’sinde de görülebiliyor.

Demokrasi paketinin açıklanması ay sonuna ertelendiği için cemevlerinin statüsünün ne olduğunu henüz bilmiyoruz ama yapılan açıklamalardan cemevlerinin kültür evi veya inanç merkezi olarak adlandırılacağı konuşuluyor. Sizin gözleminiz nedir, AKP statüyü nasıl ele alacak?

Bence pakette ibadethanelere statü verilecek sanki. Ne olacağını göreceğiz tabii ama,  ibadethanelere statü verilmesiyle sorunlar bitmeyecek. Bu başka problemleri beraberinde getirecek ve Aleviler bunun farkında.

Ne gibi problemler?

İnancın zedelenmiş olması. Akabinde de dedelere maaşı gündeme getirecekler.

Dedelere maaş bağlanmasının ne sakıncası var?

Şunu herkes söylüyor, görevlisi varsa cemevinin, görevliye maaş verilebilir. Ama dedeye maaş konusu hassas bir konu ve farklı görüşler var. Dedenin geçim derdi olabileceğinden maaş ilk anda iyi bir çözüm gibi dursa da, dedenin devletten maaş alıyor olması bir zaman sonra dedelerin devletin siyasi duruşunun baskısı altında kalabilecekleri endişesini de beraberinde getiriyor. Alevilerin bazıları Alevilerin bir araya geldikleri bir yapıyla maaş işinin yürütülmesinin çözüm olabileceğini düşünseler de, bunun iyi yönetilememesi durumunun da kötü sonuçları olabileceğinden endişeliler. Aynı Kürt meselesinde Kürt halkının koruculuk ve zorunlu göç arasına sıkıştırılması gibi. Türk devlet aklı bölmeyi çok iyi bilir. O yüzden inançların her konuda özgür olması lazım. Sonrasında dedelere bu ibadethaneleri nasıl dizayn edeceğimiz kısmı gelecek. Cami-cemevi projesinin beş tane birden tasarlandığı açıklanınca, bu model mi olacak, “dedeyi de biz atarız, maaşını da veririz” mi olacak endişesi ortaya çıktı. Dedelere maaş da verilsin ama bu sefer “içeriğe de mi karışılacak?” vs soruları soruldu çünkü Alevilerin ibadet farklılıkları var. Ama bu ibadet farklılıkları, inanç farklılığı anlamına gelmiyor. O yüzden nasıl bir statü, nasıl bir hak tanıma olacak, onu görmemiz gerekiyor.

O halde aslolan paket ya da yasal düzenlemeler değil, anayasa...

Anayasa hepimiz için önemli ama top çeviriyoruz farkındaysanız, anayasa yapamıyoruz. Anayasayı mecliste yapmak gerekli mi? Topluma tekrar dönmek önemli diye de düşünüyorum. Çünkü toplum her zaman siyasilerden bir adım ilerde.


ALEVİLERİN TALEPLERİNİ CAMİ-CEMEVİ TARTIŞMASINA İNDİRGEMEK KÖTÜ NİYETTİR

Cemaatle AKP arasındaki gerilim malum. Cemaat, cami-cemevi projesini gerilimi azaltmak için mi gündeme getirdi, yoksa hükümeti sıkıştırmak için mi? Hükümet “yokuz” diyor ama sizin gözleminiz ne? Proje hükümetle birlikte kotarılmış olabilir mi?

Birlikte olduğunu düşünmüyorum. Dışardan okuyan biri olarak, birlikte kotarılsaydı, AKP bu kadar ikileme düşmezdi diye düşünüyorum. Biraz bir sıkıştırma yanı var.

Aleviler projeye “Bu asimilasyon projesidir, cemevi caminin müştemilatı değildir” diyerek karşı çıkıyor. Sermaye medyasında ise mesele “Cemevi ibadethane midir, değil midir” başlığına sıkıştırılıyor. Sorun sadece biri oruç tutarken, diğerinin kırk yemeği vermesi midir?

Buna indirgendi zaten. Buna indirgemezseniz şunu görmeniz lazım, inanç zaten şehirleşmeyle birlikte çok sekteye uğradı. Esas konu bu da değil. Alevilerin bir kesimi de farklı ibadethane isterken aslında bu meselenin şehirleşmeyle birlikte geldiğini kendileri de biliyorlar. Cemevleri olsun tabii ki, statü almak önemlidir fakat bu indirgemenin kendisi bir polemik ve polarizasyon (kutuplaşma) yaratıyor. Bu çok siyasi bir nokta. O yüzden de şunu kapatıyoruz; cami-cemevi tartışıyoruz ama eğitim, zorunlu din dersleri hepimizin sıkıntısı. Üstelik bu sadece Alevilerin, Hıristiyanların ya da inanmayanların değil, Sünnilerin de sorunu. Her Sünni de çocuğuna devletçe eğitim verilmesini istemiyor,  bazısı hafif buluyor, bazısı ağır buluyor vs. O yüzden Aleviler zorunlu din derslerini istemiyor, askerlikte, iş hayatında ayrımcılık olmasın istiyor, evleri işaretlenmesin istiyor. Alevilerin bu taleplerini görmeden bir tek cemevi-cami tartışmasına indirgemek kötü niyettir. Bu proje tek başına kötü olamaz ama projeyi sadece böyle konuşmak esas zarar veren ve ayrımcılık yapan şeylerden biri. Bir bütün olarak Alevi meselesine bakmak lazım. Aleviler taleplerinde net. Çünkü en çok oynanan argüman “Aleviler ne istediklerini bilmiyor” argümanı. Hayır, ne istediklerini biliyorlar.

Cami-cemevi projesi nereden çıktı, neden şimdi sorularına sizin yanıtınız nedir?

Ben kötü niyetli olmak istemiyorum, birilerinin hakikaten iyi niyetle buna adım attığını düşünüyorum. Yani bu Gülen’dir, Doğan’dır, filandır diye değil. Ama zamanlama çelişkiyi beraberinde getirdi. Proje başka bir zamanda yapılsa algı farklı olabilirdi. Şimdi tam seçim öncesi geldi. Gezi olayları üzerine siyasi olarak en hareketli mahallede başlamadı. Bir yerine beş yerde yapılacağının açıklanması sembolik anlamını sorgulattı. Projenin bir yanıyla, “İbadethaneleri tanıman gerekiyor” şeklinde hükümete verdiği bir mesaj var, ama diğer yanıyla haklarının ne olacağından emin olamayan, Alevi yurttaşlarını da saydığım nedenlerden provoke eden bir yanı da oldu. O yüzden projenin iyiliğinden kötülüğünden öte, her iki iyi niyetli de görünen çatışma birilerinin işine yaradı. Polarizasyon beslendi. Bu problematik. Projeye her karşı olan ve yandaş olan illa tu kaka değil, onu da görmek gerektiğini düşünüyorum.


CHP TEHLİKELİ BİR OYUN OYNUYOR

Cami- cemevi tartışmasında CHP’nin aldığı tutuma da bakarak, Aleviler ve CHP ilişkisi için ne söyleyebilirsiniz? Alevilerin bugün CHP’yi daha sorgular oldukları söylenebilir mi? Ve bu seçime nasıl yansır?

Polarizasyon olduğu için yine CHP’yi destekliyor olabilirler ama bu CHP’den mutlu oldukları anlamına gelmeyecek.

Yani mutlu değil ama yine gidip CHP’ye mi yönelecek?

Şöyle bir şey, tabii ki BDP özgürlükçü eşitlikçi duruyor, her zaman Türkiye siyaseti yapmaya çalıştı, daha doğrusu hep ikilem vardı onlarda. O yüzden de BDP daha kucaklayıcı bir dili geliştirmeden, özellikle Anadolu’daki Aleviler için yaygın şekilde desteklenmesi çok kolay değil.

CHP’ye geri dönersek...

CHP de başka bir tehlikeli oyun oynuyor. Militarist ve şehitlik söylemini yani Gezi’yi kullanıyor bazı CHP milletvekilleri. Gezi’de ölenlere sahip çıkılması önemli ama bunu militarist bir bayraktarlığa soyundurmak yeni dil üretmek yerine eskisini besliyor ki, bu Gezi’nin çıkış ruhundan da uzak. Hakkını savunmaktan çok, militarist dille bunu yapıyor olmasının herkesi tatmin edip etmediğinden biraz şüphem var ama yine biraz CHP’ye döneceklerini hissediyorum.


AYRIMCILIĞIN NE DEMEK OLDUĞUNU BİLMİYORUZ

Alevilerle Sünnilerin birbirlerine bakışına ilişkin temmuz ayında yapılan kamuoyu araştırmasına göre, Alevilerin yüzde 87'si kendilerine ayırımcılık yapıldığını düşünüyor. Sünnilerin yüzde 69'u ise, Alevilere ayrımcılık yapılmadığı kanısında. Yine Alevilerin yüzde 76'sı inançlarını serbestçe ifade edemediklerini söylerken, Sünni vatandaşların yüzde 70'i ise aksini düşünüyor. Bu sonuçlar bize ne gösteriyor?

Sünniler Alevileri hâlâ bilmiyor. Bildiklerini iddia ediyorlar ama Türkiye'deki buğulu ayrımcılık duvarlarında uzun müddet kimse birbirini göremedi bile. Başörtülülerin sorunlarını sekülerler bilemedi, Kürtlerinkini Türkler, vs. Egemenler her şeyi bildiklerini iddia ettiler. Sünnilik de homojen bir kategori değil. Kendilerini Sünnilikle özdeşleştirip bu şekilde ifade edenlerin belirgin bir kısmı "dini esas biz biliriz" söylemiyle yaklaşıyorlar. Ancak bu problemli yaklaşım tüm Sünni yurttaşlara da mal edilemez elbette. Daha çok devlet yaklaşımının yansıması. Farkında olmadan çıkıyor bu refleks. Öğrenmek istememek de ayrı bir nokta. Ayrımcılık hikayelerini de biliyor bazıları, "Alevinin yemeğini yememek" vs. ama bir kısmı da bunu yapmadığını söylüyor. Modern dünyada artık bu da var, "ayrımcılık yapılıyor biliyorum ama ben yapmıyorum." Esas olarak Türkiye'de insanlar ayrımcılığın ne olduğunu bilmiyor. Haklarımızın ne olduğunun farkında değiliz. Öldürülmediğimiz için özgürüz zannediyoruz. Bizim haklarımız var ve bu haklarımız bağışlanmış gibi davranıyoruz. Yurttaşlıktan ne anladığımız ile ilgili, bastırılmaktan gelen bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Madımak nasıl yansıtıldı mesela; "Provoke ettiler, halk dayanamadı o yüzden Madımak'ı yaktı." Biz öyle olmadığını biliyoruz ama egemen dil, medya, o kadar üzerine çalışılıyor ki. O çalışmanın da bilgisini göz ardı etmeyelim.


ÇÖZÜM DEVLETİN İNANÇTAN UZAKLAŞMASI

Devam eden araştırmanız için Alevi örgütleriyle, kanaat önderleriyle vs. görüştünüz. Fotoğrafın bütününe baktığınızda temel talepler için ne söylersiniz? Dolayısıyla çözüm için de...

En temel çözüm olarak görebildiğim, devletin inançtan uzaklaşması. Bu bugünden yarına olmaz ama bunun süreçlerini başlatmak ve hoşgörü adımlarını da tesis etmek önemli. Biliyorum bazı endişeler oluyor, dindar Müslüman arkadaşlarımdan da geliyor, “O zaman tarikatlar ele geçirecek” falan diyorlar, ama herkes zaten aktif bir şekilde inançlarını yerine getirebiliyor istediği gibi. O yüzden sizin onu denetliyor olmanız, “mış” gibi yapılan bir şey. Fakat bu özgürlüğü sağlarken, insanların haklarına da, yani inanmama özgürlüğü ve can, mal güvenliklerini ve başka konularda da adaleti tesis ederseniz hiçbir sorun yaşanmaz. Türkiye’deki birçok sorun, kanunların olmamasından değil, uygulanmamasından. O yüzden anayasada değil, zihniyetle beraber dönüştürecek adımlar atılması lazım.


ALEVİLERİN TALEPLERİ NET

Alevi toplumu örgütlü bir toplum ama Cami-cemevi projesi tartışmalarında da ortaya çıktığı gibi bu çok örgütten oluşan yapı, birbirinden farklı tepkiler gösterebiliyor. Bu farklı tepkili hali siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok önemli bir şey söylüyorsunuz. Aleviler güçsüz değil, talepleri de net. Yazı dizilerimde “talepler net” vurgusu yaptım bilinçlere yerleşsin diye. Çünkü hep bölerek, “bunlar bölünüyor” diye yönetme hikayesi var. Diğer hareketlere baktığımızda Kürt hareketine mesela, Kürt hareketi şu anda Türkiye’deki en demokratik ve demokratikleşmeyi açan bir hareket. Bu doğru ama, oraya gelene kadar kendi içinde dışladıkları oldu. Zaman içinde bunun da özeleştirisini yaptı bir hareket olarak. O yüzden orda homojen bir yapı görece olarak var ama Kürtler de homojen değil. Aleviler de değil. Sünni kesim de homojen değil. Sadece Sünni zihniyet egemen olduğundan bu kesim birbirlerinin çoğulluklarına fazla toleranslılar. Burada bir çifte standart var. Biliyorsunuz feminist harekette bile 70'lerin sert sol etkisinden kurtulup kadınlığımızı hatırlayarak savunmak ne kadar geç gerçekleşti. Bu durum Alevileri de etkiliyor. Şehirleşmeyle beraber, inancı uygulamanın gericilik olarak algılandığı bir dönemden geçmiş Alevilik. Bu da eleştiriliyor artık. Hepsi için değil ama Aleviliğin siyasi bir araç olarak kullanuldığına değinen  Aleviler de var. CHP’ye yakın olup, “ben sana şu kadar Alevi oyu getirebilirim” diyen Aleviler artık Alevilerce eleştiriliyor, yani Aleviler kendilerinin de kullanıldığının farkında.

Yani, Aleviliğin kullanıldığı bilince daha çok çıktı?

Kendi içlerinde kullanıldığının farkında diyorum. Kendi içlerinde bazılarının Aleviler adına konuşarak rant sağladığını düşünüyorlar. Bunun farkındalar ve o yüzden “Alevi haklarını savunmak için Alevi olmak gerekmez” diyebilenler çoğalmış durumda. Bu bence çok önemli ama, bu uygulamaya ağır geçen bir şey. Kimlik siyasetinden meseleye doğru adım atıyorlar. Demokratik taleplerin, eşit yurttaşlığın ve çoğulculuğun da altını sürekli çiziyorlar. Bu Kürt meselesinde barış sürecine girdiğimiz bir dönemde gerçek demokrasi için değerlendirmemiz gereken bir durum.

AKP’NİN GEZİ’YE İHTİYACI VARDI VE BAŞBAKAN BUNU ÇOK İYİ KULLANDI

Gezi direnişleri süreciyle birlikte Aleviler de inanç taleplerinin dışında genel anlamda demokrasi talebi için sokağa çıktılar, muhalefetin diğer kesimleriyle ortaklaştılar. Dolayısıyla cami -cemevi projesinin, Alevileri eski tarza sevk etmeyi, ayrıştırmayı, aynı zamanda da Gezi ile ortaya çıkan toplumsal muhalefeti zayıflatma amacı taşıdığı söyleniyor. Katılır mısınız yoksa bu fazla mı komplocu bir tez?

Öyle hedeflenmese de bu gibi bir durum doğal olarak çıktı ortaya. Milliyet’e hazırladığım yazı dizisinin de son gün küçük başlıklarımdan biri “Gazi’den Gezi’ye” idi. Mesajda şuydu; ne katliamlarda, ne de gündelik hayattaki ayrımcılıklarda adalet henüz tesis edilemedi. Gündelik hayatta Aleviler üst düzeylerde yoklar. Akademide, başörtülü meslektaşlarım ne sıkıntı yaşıyorsa, Alevi meslektaşlarım da aynı sıkıntıyı yaşıyor. Bazı üniversitelerde Alevi oldukları için başvurmamaları gerektiği söylendiği biliniyor. Fakat bunlar ispatlanabilir şeyler değil. Gençlerin özellikle şehir hayatında umutları yok. O yüzden, Madımak'la Gazi'yle bellekleri şekillenen gençler en öndeydiler Gezi'de de. Yoksa tabii ki, polis bilerek Alevileri hedefledi denemez ama, gençler niye ordaydı, neden en öndeydi bir bu önemli. İkincisi, siyasallaşma.Yazı dizisinde çok az geçirebildim, Dilşah Deniz’in Dersim için bir saptamasından biridir. Şiddet ve provokasyon  yanlısı küçük sol örgütlenmeleri devlet gözetir.Tabii bu yanlış anlaşılmasın, onlar devletindir demiyorum. Ama, onların varlığına devlet her zaman göz yumar. Onlar şiddete devam ettikçe hak taleplerinin meşruiyeti demokratik ortamda zayıfladığından, devletin işine gelir bu durum. Cami-cemevi projesinin siyasallaşan bir mahallede kutuplaşmanın arttığı, Suriye'deki gerginliği hem Arap hem de Türkiye'deki diğer Alevilerin içlerinde hissettiği bir zamanda gerçekleşmesinin, zaten umutsuz hisseden gençlerin tepkisiyle karşılaşması kaçınılmazdı. Şiddeti neyin provoke ettiğine bakmak hakikaten önemli. Proje sahipleri amacın birleştirmek olduğunu söylüyorlar. Ancak, verilen tepkiler bir birikime dayandığından da beklenmedik değildi.

O halde bu projenin seçimle ilgisi, söylenenin aksine çok daha güçlü?

Projenin doğrudan seçimle ilgilisini zaman gösterecek olsa da ister istemez "neden şimdi?" sorusunu sorduruyor. Proje sahiplerine göre bu barış için bir adım. Oysa yukarıda değindiğim yakın tarihteki siyasal ve sosyal gerginliklerden bunun öyle algılanmayacağı belli idi.  Esas Alevilerin yaklaşık bir seneyi aşkın bir zamandır siyasi iktidar tarafından ötekileştirmesinin seçimi etkileyeceği aşikar. Kendini geleneksellikle özdeşleştiren AKP’nin modern zihniyetin kategorilerinin dışında olmadığını yeniden yeniden hatırlamamız gerekiyor. Çünkü bu siyasi alandan besleniyor, polarizasyon yaratıyor ve o polarizasyon içinden güçleniyor. Ben çevremdeki mütedeyyin kesimden o kadar çok duyuyorum ki. Gezi'de olanları çevrelerine anlatamıyorlar. Biliyorsunuz belli kanallar dışında bütün medyalar bir şekilde sansür uyguladı.  Mütedeyyin kesimden de darbe geleceğine inandığı için AKP’ye oy vermeyecekler de verir hale geldi. AKP’nin kutuplaşmaya ihtiyacı var. Bu bağlamda, Gezi’ye de Aleviler'e de ihtiyacı vardı ve Başbakan Gezi'yi iyi değerlendirdi. Ama bunu sadece AKP’ye veya Gülen'e mal etmek de olmaz. Artık özgürlüklerden yana sol siyasetin de daha örgütlü bir halde bu kimlik siyasetinden mesele siyasetine doğru bir adım atması gerekiyor.

Alevi açılımı döneminde “Alevilerden bahsedersek Sünni oyları kaybederiz” gibi bir yaklaşım da olmuştu. Bunun bir karşılığı var mı ve eğer varsa bu açılım meselelerine neden giriliyor?

Karşılığı var. Benim hissettiğim şöyle; bütün Müslümanların AKP’nin her hareketinden çok mutlu olduklarını söylenemez ve  unutmamak lazım, AKP  de homojen bir yapı değil. Bir kesim AKP içi bölünmelerden  mutlu değiller.  AKP'nin dengelerini iyi okumak gerekiyor. Şöyle değerlendiriyorum; AKP'ye yönelik endişeleri gidermenin en iyi yolu bir savaş ve güvenlik durumu yaratmaktı. Gezi değerlendirildi, darbe söylentisi ortaya çıkarıldı. Darbe ihtimalleri gerginlik arttıkça çıkmış olabilir ama, ona izin vermek de bir taktikti. AKP de yine mağdur olabilme ihtimalini seçti. Alevilerle ilgili olan güvenlik meselesini de bir yılı aşkın süredir Suriye ile ilişkilendiriyor.

İlk Alevi açılımı günlerine dönersek, o zaman o paradigmada oy kavgası yok muydu?

Vardı ama çok basit bir şey söyleyeceğim; Kemal Kılıçdaroğlu başa gelince açılım durdu.

Ne ilgisi var?

Çünkü  Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğini sürekli vurgular oldu Başbakan. O yüzden orda yine hem bunun altını çizdi, hem de “Alevi oylarına gerek yok”u hissetti. Kılıçdaroğlu Alevi olduğu için. Keşke Kılıçdaroğlu daha cesur olabilseydi o dönemde. İlla kimlik siyaseti yapsaydı ya da çok takdir edilebilir kimlik siyaseti yapmaması ama, daha mağduriyete sahip çıkma adına, onunla beraber demokrasinin altını daha vurgulayabilseydi. Gandi'den Malkoçoğlu'na dönmeyi seçmeseydi. Yani ulusal kanadı dinlemek yerine CHP içindeki daha özgürlükçü kanadı dinleyebilseydi. Ama o da CHP içindeki güç dengeleriyle ilgili bir şey.


BABAMIZ BÜYÜDÜĞÜMÜZE BİR TÜRLÜ İNANMIYOR!

Araştırmanız için Antakya’ya da gittiniz. Bir sosyal bilimci olarak ne gözlemlediniz? Antakyalı Aleviler hükümetin mezhepçi dış politikasını nasıl değerlendiriyorlar?

Antakyalıları duymak ve anlamak çok önemli. En büyük sıkıntılarından biri “biz Nusayri değil, Arap Alevisiyiz” diyorlar. Nusayri kötü falan diye değil, ama Nusayrilik öyle yerlerde kullanıldı ki Osmanlıdan bugüne, “bunlar diğer Alevilerden farklı, feda edilebilir”, yani ötekileştirme olduğunu hissediyorlar. Ve bütün bunlar olurken korkuyorlar. Aslında korkuttukları için CHP’nin söylemine de sığınma halindeler. Ve Esad’çı gibi algılanıyorlar ama konu Esad’ı savunmaktan çok, korkudan sarılmak gibi okuyorum ben reflekslerini. Çünkü, bir müdahale olsa ilk etkilenen Antakyalılar ve inanç çatışması olursa da Arap Aleviler olacak.   

Bu durum Antakya dışındaki Alevileri nasıl etkiliyor?

Hepsi Suriye meselesinde çok endişeliler ve çok farkındalar neler olduğunun. Antakyalılar iki kere sıkıntılılar. Koruma kalkanı dışındalar ve diyorlar ki “her akşam bir araya geldiğimizde ‘bu birbirimizi son görüşümüz olabilir’ diyoruz.” Bu başka bir psikoloji. Bırakın Osmanlı’yı, cumhuriyet tarihinde her darbe öncesinde Aleviler üzerinde öyle katliamlar yapıldı ki bir şeyin değişmesi için, -son Gazi olayları dahil-, bunun çok farkında oldukları için onlar da çok endişe ediyorlar bunun bir katliama dönüşmesinden. O yüzden hepsi çok hassaslar, korkuları çok gerçek bir korku. Diğer yandan tamam, özgürlük veriliyor ama bu özgürlüklerin nasıl verildiğini, niye verildiğini okumamız gerekiyor. İşte statüler tanınacak. Baktığımızda “a ne güzel, ne kadar ilerici bir adım.” Ama “bu ilerici bir adım, bununla yetinsinler” demek, yine eşit yurttaş görmemek. Aslında hala devlet aklı aynı. Devlet aklı yurttaşını çocuk görüyor, kendisi de devlet baba. Bu değişmedikçe hiçbir şey değişmez. Babamız bir türlü bizim büyüdüğümüzü ve kendimiz için karar verebileceğimize inanmıyor. O yüzdende diğerleri korkuyor çünkü baba öfkelendiğinde bizi yine cezalandırabilir refleksi var. Aleviler kendi kararlarını verebilmek istiyor. Aynı demokratik bir ülkede yaşamak isteyen hepimiz gibi.

Dolayısıyla kimliği tanımak -Kürt meselesinde olduğu gibi- eşit görmek anlamına gelmiyor?

Hiç gelmiyor. Ve statü tanımak demek bu işi çözecek demek değil. Hacı Bektaş postnişin Veliyettin Ulusoy “inanç öldürülüyor” diyor. Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyet ocak sistemine o kadar çok zarar verdi ki. Sadece cumhuriyetle demeyelim, o da haksız olur çünkü sosyolojik nedenleri de var bunun. Dolayısıyla ocakları onarmaya dönük bir şey değil, daha da yıpratmaya yönelik bir adım olduğunu görenler çoğunlukta benim gözlemlediğim. (İstanbul/EVRENSEL)


NİL MUTLUER

Dr. Bilkent Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde lisans, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Kültürel İncelemeler Bölümü'nde yüksek lisans ve Budapeşte'deki Central European University, Toplumsal Cinsiyet Bölümü'nde doktorasını tamamladı. İstanbul Bilgi ve Kadir Has üniversitelerinde medya ve siyaset, iletişim ve gündelik hayat konularında dersler verdi. Halen Fatih Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü'nde çalışıyor ve toplumsal cinsiyet, kent sosyolojisi, sınıf ve tabakalaşma, kültür ve politika, suç sosyolojisi ve sinema ve toplum konularında dersler veriyor. Aynı zamanda, Getronagan Ermeni Lisesi'nde İnsan Hakları ve Demokrasi dersi veriyor. Feminist Amargi ve politik AltÜst dergilerinin yayın, Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin yönetim ve Ka-der'in danışma kurulu üyesi. Derlemeleri arasında Cinsiyet Halleri: Türkiye'de Toplumsal Cinsiyetin Kesişim Sınırları (2008, İstanbul: Varlık Yayınları) ve Milli Hallerimiz: Yurttaşlık ve Milliyetçilik Farkında Mıyız? (2008, İstanbul: Helsinki Yurttaşlar Derneği) yer alıyor.

www.evrensel.net