Geç açılanların finali

Geç açılanların finali

Birisi oyununu hiç beğendiremedi, diğeri neredeyse eleniyordu. Biri kupanın son sahibini  geriden gelerek yenmenin, üst üste ikinci kez final oynamanın keyfini yaşarken diğeri beş maçtır mağlup edilemiyor ve on yıl sonra yeni bir zafer peşinde. Bu akşam 22.00’de başlayacak Fransa-Litvanya Eurobasket finali, her bakımdan büyük ilgiyi hak

Uygar Karaca

FRANSA BUNU HEP YAPIYOR

Kötü oynayan Fransızlardan korkmayı, 2006’da öğrenmiştim.  O dönemin Almanya’da oynanan futbol Dünya Kupası’nda Raymond Domenech’in takımı yoğun eleştirilerle geçen hazırlık dönemi ve iki beraberlikten sonra, Togo’yu yenerek grupları geçmiş ve sonrasında finale kadar yürümüştü.

2010 Rugby Dünya Kupası’nda da benzer bir senaryo yaşanmıştı. Oynattığı ‘anti-rugby’ yüzünden koç Marc Lievremont ve oyunculara yönelik eleştirilier bitmek bilmiyordu. Hatta gruplarda alınan tarihi Tonga yenilgisinden sonra L’Equipe, maçta yer alan  oyuncuların hepsine koskocaman bir sıfır vermişti.

Sırbistan’da düzenlenen Eurobasket 2005’e de çok kötü giren Fransa, gruplarda Yunanistan ve Slovenya maçlarını yitirmiş ancak hasbelkader yükseldiği son 16’da önce ev sahibi Sırbistan&Karadağ’ı devirmiş, sonra da o güne dek yenilgi almamış Litvanya’yı sadece 47 sayıda tutarak yenmeyi başarmış ve yarı finale yükselmişti.

Eurobasket 2013 süreciyse, Fransa için sancılı başladı. ‘Uzun’ NBA’ciler, Joachim Noah, Ian Mahinmi, Kevin Seraphin hatta Ronny Turiaf’ın turnuvada olmayacağı açıklandı. Bunun üzerine post oyuncularındaki rotasyonu doldurmak üzere, artık kıtaya dönmeye hazırlanan Johan Petro’yla birlikte Alexis Ajinca ve Jeffrey Lauvergne’i ekibe aldılar. Fransız basını, mili takımın çağrısına istekli karşılık vermeyen oyuncularına tepkiliydi.

Hazırlık maçlarında Tony Parker’ın da sakatlanması, işleri iyice zora sokmuştu. Gruplara Almanya karşısındaki şok yenilgiyle girmelerinden sonra eleştiriler iyice yükseldi. İlk grup bir şekilde geçilse de Fransa, çeyrek final aşamasına gelinceye dek; kendi potansiyelini ortaya koyan, Boris Diaw ya da  Nicolas Batum gibi NBA yıldızlarının hakkını veren oyunu uzun süre bulamadı. Finalde bir kez daha oynayacakları  Litvanya’ya ancak  62, önceden elenen Sırbistan’a 65 sayı atabilmişlerdi. İki maçı da kaybettiler.

Ne var ki yıldızların büyük maç performansı her zaman farklıdır ve Tony Parker, iş başa düştüğü zaman beklenen reaksiyonu gösterebildiğini defalarca kanıtlamıştır. Elemeleri zorlukla geçtikten sonra çıktıkları Slovenya maçında, sadece bir üçlükle oynamasına rağmen kazandırdığı  27 sayısı ve kritik anlarda takımı sırtlayışı bunu gösterdi.  Fakat SA Spurs’lü yıldızının en büyük katkısı, NBA’dan gelen milli takım oyuncularının sıklıkla tercih ettiği gibi topu her eline alışında “Bu işi en iyi ben bilirim” edasıyla şansını zorlamaktan ziyade, takım hücumuna önem vermesi, sorumluluğu paylaştırıp Batum-Diaw ikilisini de maça dahil etmesi,  ama gerektiğinde de zor görevlerin üstesinden gelme becerisini göstermesiydi.

Fransa’nın perimetre dışını sevmediği bir gerçek.  En az üçlük deneyenler listesinde 17.6’lık ortalamasıyla Fransa, Türkiye’nin önünde üçüncü. Onlar, daha çok Parker’ın ikili oyunlarda çağırdığı perdemeleden faydalanıp gönderdiği stop jump shotlarla hücum etmeyi tercih ediyor. Belki de, boyalı alanda düzenli sayı üretebilecek ya da en azından faul alabilecek güvenilir pivot sıkıntısı, bunu zorunlu kılıyor. Elbette, yaklaşık 19 sayı ortalamasıyla oynayan Parker’ın durdurulması halinde sorun yaşayacakları açık; Litvanya ve Sırbistan maçları böyle diyor.  Savunma istikrarı bakımından,  turnuvadaki birçok takımdan gerideler ama dirençli periyotlar yakalayabiliyorlar. İspanya gibi bir deve karşı ikinci yarıda sadece 23 sayıya izin vermek kolay değil. Benzer bir performansı da çeyrek finaldeki Slovenya maçının ilk yarısında sergilemişlerdi.


ÇIKTIK AÇIK ALINLA

Bundan tam 10 yıl önce, Litvanya 1939’dan sonraki ilk Eurobasket şampiyonluğunu kutluyordu. Sovyetler dağıldıktan sonra Litvanya kısmında kalan Sabonis - Marcuilionis - Chomicius - Kurtinaitis - Jovaisa beşlisiyle 90’ları harika bitirmişler, 2000’lerdeyse yeni bir altın jenerasyon üretmişlerdi. İsveç 2003’teki Eurobasket’in  en iyi iki guardı sayılan Sarunas Jasikevicius-Tony Parker’ı yarı finalde buluşturan randevuda Fransa, Parker’la son topu kullanamayınca mağlup oldu. Ramaunas Siskauskas, Arvydas Macijauskas, Saulis Stombergas, Darius Songaila’yla Zukauskas kardeşler, unutulmayacak bir turnuvayı Eurobasket severlere yaşatmışlardı.  O günden bu güne geçen  zamanda Litvanya, iki Olimpiyat finali, bir Eurobasket ve bir de Dünya Kupası yarı finaliyle  başarılarına devam etti. Son Avrupa Şampiyonası’nda yaşadıkları Makedonya şokuyla son dörde kalamadan elenmeleri, onları daha da hırslandırdı.  

Tıpkı Fransa gibi, turnuvaya kötü başlayan Litvanya, ilk maçında Sırbistan’a yenildi. Şayet ilk grupların son maçında,  Bosna Hersek’e de 10 sayı farkla  kaybetseydi -ki son dakikaya kadar bu ihtimal korundu- grup maçlarından sonra elenecekti. Ne var ki ikinci grupların başlamasıyla birlikte, özellikle takım savunmasında kaydettikleri ilerleme sayesinde, bir daha arkalarına bakmadılar.

Fransa’nın İspanya’yı uzatmada geçerken yaptığı alan savunması, Litvanyalıların hoşuna gitmeyecektir. Geleneksel olarak sık ve isabetli üçlük atan bir karakterde izlediğimiz Litvanya, bu turnuvada farklı bir hücum yapısına sahip. Fransa’ya göre daha paylaşımcı oynuyorlar ancak pick&roll’den sonra orta mesafe bir şut bulmak yerine, Linas Kleiza’nın, Seibutis’in hatta uzun guard Kalnietis’in fiziksel avantajlarını kullanarak potaya yüklenmeleriyle gelen sayılar çoğunlukta. İkinci grup aşamasından sonra, İspanya’nın ardından turnuvanın en az sayı yiyen ikinci takımı oldular. Lavrinovic kardeşlerle Valanciunas ve Moteijunas’ın savunma gayreti önemli.

İlk Avrupa şampiyonluğunu arayan Fransa, korkusu İspanya’yı devre dışı bıraktı. Litvanya, rakibini gruplarda bir defa yenmişti. Bunu tekrarlayamamaları içinse hiçbir sebep yok.

www.evrensel.net