Antepli işçiler: Aramıza kan sokmayın

Antepli işçiler: Aramıza kan sokmayın

Türk ve Kürtlerin birlikte yaşadığı ve bölgenin en büyük sanayi kenti olan Antep’te, son dönemde en önemli tedirginlik kaynağı savaş tehlikesi. AKP Hükümetinin iki yıldır uyguladığı Suriye politikasının faturasını her bakımdan en ağır biçimde ödeyen Antepli işçiler, Kürt sorununda çözü

Mehmet Türkmen

Konuştuğumuz işçilerden birinin Hükümete yönelik sözleri bu tepkiyi çok iyi özetliyor: “Bizi kuru ekmeğe muhtaç ettiniz, bir de aramıza kan sokmayın bari.” Suriye’ye sınır kenti olan Gaziantep’te, bir kısmı başlarda bizzat hükümetin teşvik etmesiyle göç eden, önemli bir kısmı da savaştan kaçarak gelen Suriyelilerin sayısının ne kadar olduğunu artık kimse tam olarak bilmiyor. 200 bin diyen de var, 500 bin diyen de. Bu da beraberinde işsizliğin artması, düşük ücretle çalıştırma, ev kiralarının iki katına çıkması gibi Antepli emekçileri de olumsuz etkileyen pek çok soruna yol açıyor.

‘BOMBALARIN DÜŞECEĞİ İLK YERLERDEN BİRİ ANTEP’

AKP’nin Suriye’de Esad rejimine karşı desteklediği ÖSO’cu ve el Kaidecilerin  en fazla giriş çıkış yaptığı ve cirit attığı kentlerin başında da Antep geliyor. Başbakan Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu’nun olması için çok uğraştığı Suriye’ye müdahale ve olası bir savaş durumunda ise bombaların ilk düşeceği yerlerden biri yine Antep. Cengiz Topel mahallesinde (Düztepe), şehrin en kalabalık işçi servis duraklarından birinde Başpınar Organize Sanayi Bölgesinde çalışan tekstil ve dokuma işçileriyle konuşuyoruz. Tekstil işçisi Hasan Ekin, Suriye’ye müdahale konusunda, “Bizim bildiğimizi bu ülkenin Başbakan’ı bilmiyor mu? Amerika mı Suriye’ye özgürlük götürecek?” diyerek, sorumuza sorularla cevap veriyor. ABD’nin gittiği her yere daha fazla savaş ve ölüm götürdüğünü, asıl amacının sömürmek ve bölgeye hakim olmak olduğunu anlatan İbrahim Arslan adlı bir dokuma işçisi de, “Bunları benim 8 yaşındaki oğlum bile biliyor. ABD’nin Suriye halkına özgürlük için saldırmayacağını Tayyip Erdoğan bilmiyor mu?” diye soruyor.

‘ÇETELERİN ÖLDÜRDÜKLERİ  İNSAN DEĞİL Mİ?’

Konuştuğumuz yedi  işçiden 5’i AKP’ye oy vermiş. AKP’ye oy veren işçiler de AKP’nin Suriye politikasına karşı olduklarını söylüyorlar. İçlerinden biri “Ben de savaş istemiyorum, Suriye’yle savaşa kesinlikle karşıyım. Ama Esad da halkına çok zulüm ediyor. Buna da sessiz kalmamak lazım” diyor. Mehmet adlı bir tekstil işçisi yanıt veriyor: “Bizim sokakta oturan Suriyeliler var. Türkçe bilenlerle konuştum. ‘Esad diktatördü ama muhalifler çok daha zalim. Onlar daha çok zulüm yapıyor. Onlar da katliam yapıyor’ diyorlar. Görüntülerini izledim, sivilleri, kadınları doğruyorlar. AKP’de bunları destekliyor. Buna ne diyeceksin? Tayyip çocuklar için çıkıp ağlıyor. Peki bu çetelerin öldürdüğü insan değil mi?”

‘AHA SİZE ÖZGÜRLÜK!’

Başka bir tekstil işçisi Murat Yoğun, “Birden ne oldu da düşman olduk anlamadık ki? Daha iki sene önce kardeşim diyordu, beraber tatile gittiler. Bu Esad önce de diktatör değil miydi kardeşim?” diyerek başka bir tutarsızlığa dikkat çekiyor. Suriyeli göçmenlerin durumuna dikkat çeken Yoğun, “8-10 kişi bir odada kalıyorlar. Birçoğu sokaklarda, parklarda yatıyor. Çocuk yaşta kızlar, kadınlar fuhuş batağına düşmüş, bunları bilmeyen var mı. haftalık 50 liraya işlerde çalışıyorlar. Aha size özgürlük!” Lafı Kürt sorununa ve ‘çözüm süreci’ne getiriyoruz. İşçilerin hepsi de çözümden olduklarını söylüyorlar. “çözüm olsun, barış olsun ama…” diye başlayanlar var tabii. Hasan Demiröz adlı işçi “hepimiz kardeşiz, Kürtlere ayrımcılık olmaması lazım. Tabii ki barış olsun. Ama bu işin bölünmeye de gitmemesi lazım” diyerek tereddütlerini dile getiriyor. Halil, “Kürtlere hakları verilirse, her şeyde eşit olurlarsa niye bölünme olsun” diyerek söze giriyor. “Asıl bölücülüğü devlet yapıyor kardeşim. Adamların dilini, kimliğini yasaklarsan, baskı yaparsan savaş da olur, ülke de bölünür.”

İŞÇİLER ÇÖZÜMDEN YANA

Genel olarak süreçten memnun olduklarını  söyleyen işçilere, AKP’nin hiç adım atmadığını  ve bu yüzden “barış süreci”nin tehlikeye girebileceğini hatırlattığımızda ise Hasan Ekin şunları söylüyor: “Eğer tekrar çatışmalar başlarsa bunun sorumlusu AKP olur. AKP’nin sözünde durması lazım. Kürtler sözünde durdu, geri çekildiler. 6-7 aydır hiç çatışma olmadı, kimse ölmedi. Bunun devam etmesi lazım. Ama Kürtlerin de haklarının verilmesi lazım.” Diğer işçiler de onaylıyor bu sözleri. Son sözü AKP Hükümetine seslenen İbrahim söylüyor. “Kürt’ü de, Türk’ü de, Arap’ı da perişan kardeşim! Adamları yerinden yurdundan ettiler, burada aç-sefil, sokakta yaşıyorlar. Hepimizi ekmeğe muhtaç ettiniz, aramıza bir de kan sokmayın!”


HÜKÜMET BİZE ÖZGÜRLÜK GETİRDİ DE SURİYE Mİ KALDI!

Halil adlı tekstil işçisi söze giriyor: “Türkiye’de özgürlük var mı? Hükümet bize özgürlük getirdi de Suriye’mi kaldı? Bu ülkede zenginlerden başka kim özgür? Geçen yıl Başpınar’da işçiler hakları için greve çıktı. Polisi, belediyesi, valisi, işçilere yapmadıklarını koymadılar. Bir hapse atmadıkları kaldı.” Ardından tekrar söz alan Hasan Ekin, Kürt olduğunu söyleyerek, yıllardır Kürtlere yapılan haksızlıklardan bahsediyor ve Roboskî’yi hatırlatıyor. “34 kişiyi savaş uçağıyla bombalayıp öldürdüler, bir kişi bile yargılanmadı. Şimdi kalkmış Suriye’de diktatörlük var diyor. Sanki burada demokrasi mi var” diye soruyor. (Antep/EVRENSEL)

www.evrensel.net