Cumartesi duraklarından Saadet Yıldız

Cumartesi duraklarından Saadet Yıldız'a mektup

Sevgili Saadet Yıldız,Seni hiç tanımıyorum, cumartesileri Galatasaray Lisesinin önündeki kalabalıktaki genç kızlardan biri olmalısın. Karşındakinin sesini doğru yansıtmak için sesini yazına katmamayı başardığına göre usta bir dinleyici olmalısın. İnsanın sevdiğinin mezarına bile razı olmasını yansıtamazdın yoksa. Bir annenin &c

Sennur Sezer

Sevgili Saadet Yıldız,
Seni hiç tanımıyorum, cumartesileri Galatasaray Lisesinin önündeki kalabalıktaki genç kızlardan biri olmalısın. Karşındakinin sesini doğru yansıtmak için sesini yazına katmamayı başardığına göre usta bir dinleyici olmalısın. İnsanın sevdiğinin mezarına bile razı olmasını yansıtamazdın yoksa. Bir annenin çocuklarının duymamasına, konuşmamasına sevinmesi ne demektir öğrenemezdik.Bir kadının bir dili öğrenmemek için direnebilmesinin köklerini de…

Sevgili Saadet, yaşam öykülerini kendi konuşmalarından yansıttığın çok sayıda kadın yer alıyor Ölü Mü Denir Şimdi Onlara’da. Aslında her kadının anlattığı öykülerin içinde ayrı ayrı nice öykü hatta roman var. “Pasaportlarımız olmadığı için Irak’tan Suriye’ye kaçak geçmek zorundaydık. Kesinlikle yakalanmamamız gerekiyordu. Annem o zamanlar 24-25 yaşlarındaydı. Yanımıza bize refakat etmesi için bir de kadın vermişlerdi. Hiç unutmuyorum, üzerimde kırmızı bir elbise vardı. Habire yürüyorduk. Yaklaşık bir kilometre yürüdükten sonra yorulmaya başladım. Ne kadar çabalarsam çabalayayım sürekli geride kalıyor, hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Hayatımın en büyük acılarından birini işte o an yaşadım. Annem askerlere yakalanmamak için beni orada bırakmaya kalkıştı.Yanımızdaki kadın engel olmuştu, hiç unutmuyorum. Bu yüzden annemi hayatım boyunca affetmedim.”

Cihan Sincar annesinin onu bırakmayı düşündüğü anı kaç gece bir karabasan olarak yaşadı düşünmedi bile belki. Ama biz Kürt halkının acılarının bir damlası olarak düşünebiliriz bu öykülerdeki küçük ayrıntıları.

Sevgili Saadet Yıldız,
“Hayatı eşinden, siyaseti oğullarından” öğrenmiş kadınlar cenazelerinde bile geleneklerini göreneklerini yaşayamamışlar. Bu acıyı oğullarının ölümünü yaşayanların anılarını okurken bir yangın gibi duyumsadım. Biliyorum, bu acıyı unutabilmem sorumlular ceza aldığında gerçekleşecek belki.

Hiç yeri değil belki ama ne zaman ana babaların oğul acısıyla ilgili bir metni okusam Mehmet Emin Bozarslan’ın oğlu Gani’yi toprağa verdiği günü anımsıyorum :“Ben burada oğlumu tarihle evlendirdim!” Ne çok oğul gerdek yatağı yerine kara toprağa yatırılmış. Ne çok ana eline kına yakmayı düşünmüş oğlunun.

Bir de mezarı bile bilinmeyenler var konuştukların arasında. Kapı çalındığında kendisi değilse bile hâlâ bir haber geleceği umulanlar. Her bulunan cesedin başına koşanlar. Bulunan her kemikte DNA testi yaptıranlar. “Üşümemek için gecekondularında çocuklarına sarılır gibi hayata sarılanlar”. Çocuklarını bu güçle büyütenler.

Sevgili Saadet Yıldız,
Hepimiz yaşadığımız günlerden bir sürü olayın tanığı olduk. Bu tanıklıklardan acılar devşirdik. Ancak olayların kahramanlarının yaşadıklarının bizden çok farklı olduğunu bilmemiz için senin gibi gazetecilere gereksinim var. Dinlemenin, tercüme etmenin ustasısın. Aktarmanın da ustası. “Ölüsünü bile çok gördüler” cümlesi kadar söylenmesi zor cümle var mı? “Suçlu olan cezasını çeksin istiyorum. Bu onu geri getirmeyecek biliyorum ama belki acım biraz olsun hafifler” cümlesinin çaresizliği unutulabilir mi?

Sevgili Saadet,
Ne bu acılar yaşansaydı, ne tanıklık etseydim diyebilirsin, elbet. Ama bir gün mutlu günlere, barış günlerine ulaşırsak, bunda senin gibi yürekli tanıkların da önemli payı olacak bilesin.
Kayıp yakınlarının, bütün o yürekli kadınların yerine seni kucaklıyorum.

www.evrensel.net