Hükümet çatışmasızlığı siyaseti için kullanıyor

Hükümet çatışmasızlığı siyaseti için kullanıyor

“Tutumumuz nettir: Kürt sorununun çözümü için acil demokrasi! Acil diyoruz, çünkü kaybedilen her gün canlara, acılara neden oluyor. Kürt sorunu sadece Doğu ve Güneydoğu'nun değil, tüm Türkiye'nin sorunudur. Ve bu sorunun kalıcı çözümü için çatışmasızlık bir dur

Sultan Özer

Kürt sorununun çözümünde ana muhalefet partisi olarak CHP daha çok statükocu bir konumda yer aldı. Geçmişte Kürt sorununun çözümüne yönelik raporlar da hazırlasa, Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Başbakan Erdoğan ile görüşse, yol haritası sunsa da sonunu getirmedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu "Kuşkusuz bizim de eksikliklerimiz, hatalarımız var. Kürt sorununun bu kadar derinleşmesinde tüm siyaset kurumlarının kendine göre negatif katkıları olmuştur. Fakat önemli olan eksiklikleri giderme çabası göstermektir" diyerek, CHP olarak bu çabayı gösterdiklerini savundu. Gelinen noktayı ve çatışmasızlığı "çözümün sadece bir durağı" olarak nitelendiren Tanrıkulu, "Fakat biz şimdi o durağa geldik ve beklemeye başladık. Hükümet, bence çatışmasızlık sürecini kendi siyasi çalışmalarının bir aleti olarak kullanmaya başladı. Bu da bize, tüm Türkiye'ye zaman kaybettiriyor" değerlendirmesi yaptı. Bunun Hükümetin geçmişten hiç ders almadığının göstergesi olduğunu da belirten Tanrıkulu, çözüm konusunda AKP Hükümetini samimi bulmadı. Tanrıkulu, çözüme yönelik sorularımızı yanıtladı:

HÜKÜMETİN ADIM ATMASI GEREKİYOR

Kürt sorunu konusunda bir süredir Hükümet ile İmralı'da Öcalan, BDP ve PKK yetkilileri arasında müzakere görüşmeleri sürüyor. Akil İnsanlar Heyeti de çözüm konusunda bir rapor oluşturup, Hükümete iletti. Silahlı güçlerin dışarı çıkması da sürüyor. Bütün bunların ışığında sizce çözüm konusunda şu anda hangi noktadayız? Bir kere çözümle çatışmasızlık her ne kadar paralel olsa da, çatışmasızlık çözümün sadece bir ayağı. Evet, neyse ki bu yılın başından itibaren ciddi bir çatışma yaşanmadı. Ölümün olduğu, kanın aktığı yerde çözümü tartışmak da mümkün olmaz, barış ihtimali de uzak görünür. Biz 2012 yılında çok daha karamsar bir tabloyla karşı karşıyaydık. Hatırlarsanız geçen sene yaz aylarında Şemdinli ve Çukurca bölgesinde çok ciddi çatışmalar yaşandı. Yüzlerce insan hayatını kaybetti. Sonbaharda tüm cezaevlerinde iki ayı aşan süre boyunca açlık grevleri yaşandı ve bu çok vahim boyutlara vardı… Dolayısıyla geçen seneyle şimdiyi karşılaştırınca, elbette olumlu bir noktadayız. Fakat bu, çözüme yaklaşıldığı anlamına gelmiyor ne yazık ki. Dediğim gibi, çatışmasızlık, çözümün sadece bir durağıdır. Fakat biz şimdi o durağa geldik ve beklemeye başladık. Hükümet, bence çatışmasızlık sürecini kendi siyasi çalışmalarının bir aleti olarak kullanmaya başladı. Bu da bize, tüm Türkiye'ye zaman kaybettiriyor. Dikkat ederseniz gerek PKK gerekse hükümet kanadında gerilim giderek artıyor. Hatta çatışmaların yeniden başlayabileceğinden söz ediliyor. Bu bence çok vahim bir durumdur. Bu, hükümetin geçmişten ders almadığını da gösteriyor. Biz, hiçbir koşulda silahların asla ama asla kullanılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Silah, otuz yılda bu ülkede Kürt sorununun daha da kangrenleşmesine sebep oldu. Kürtler için, Türkler için, bu ülkedeki tüm halklar için büyük bir trajediye sebep olan çatışma halinin artık ebediyen son bulması gerekiyor. Ama bir de reel siyaset diye bir şey var. Eğer siz bir sorunu çözmek istiyorsanız, gerçeklere karşı gözlerinizi, kulaklarınızı kapatma lüksüne sahip değilsiniz.   O yüzden de AKP Hükümetini gerçeklerle yüzleşmeye ve bir an önce gerekli demokratik adımları atmaya çağırıyoruz.  Fakat AKP şimdi Suriye'ye kendince demokrasi götürme çabalarıyla meşgul. Bunu da savaş politikalarıyla yürütüyor. Oysa komşusuyla savaş halinde olan bir ülkenin, kendi içinde barışı sağlaması zaten mümkün değil.

MECLİS İRADESİ İPOTEK ALTINDA

Paket hazırlığı sürerken, Başbakan "ana dilinde eğitim gündemimizde yok, ana dilinde eğitim ülkeyi böler. Baraj da korunacak" demişti. Başbakan'ın bu sözlerini nasıl değerlendirmek gerekir? Bu sözler müzakere süreci ile çelişmiyor mu? Müzakere süreciyle çelişip çelişmediğini bilemem ama insan haklarıyla, demokrasiyle çeliştiği açık. Hükümetin barajı indirmeye niyeti olmadığını biliyoruz. Çünkü bizzat hazırladığım ve seçim barajının yüzde 3'e indirilmesini öngören kanun teklifinin, Başbakan'ın o açıklamasından önce zaten AKP oylarıyla meclis gündemine getirilmesi reddedildi.  Seçim barajı, katılımın önündeki en büyük engellerden biridir. Siz yüzde 10'u geçemeyen partilerin meclise girmesine izin vermeyerek, o partilere oy verenlerin önüne set çekiyorsunuz. Bu, Meclis iradesini de ipotek altına almaktır.


HÜKÜMETİN ADIM ATMAYA NİYETİ YOK

Kürt siyasi aktörleri Hükümete yönelik; "süreç tek taraflı adımlarla yürüyor" eleştirileri getiriyor. Diğer yandan da hükümetin hazırlığını yürüttüğü bir "demokratikleşme paketi" var. Sizce Hükümet tarafının yaklaşımında sürecin ilerlemesine yardımcı olacak bir açılım hazırlığı var mı? Meclis pratiğinden de biliyoruz ki, hükümetin böyle bir niyeti yok. Roboskî katliamı bir turnusoldur. Dediğiniz gibi bir demokratikleşme paketinden söz ediliyor. Ama bununla ilgili somut tek bir adım atılmış değil. Çünkü Hükümetin niyeti demokratikleşme değil, Kürt sorununun dayattığı çözümü erteleyerek seçimleri kendince sorunsuz bir şekilde atlatmaktır. Biz meclise onlarca kanun teklifi getirdik ve bunların hepsi de özgürlüklerin, demokrasinin, toplumsal ve siyasal barışın tesisi için hazırlanmıştır. Hepsi de AKP'lilerin oylarıyla gündeme alınmaktan alıkonmuştur. Hükümet, demokrasiyi, özgürlükleri sadece işine geldiği zaman dile getiriyor. Ama sadece dile geliyor, meclis gündemine değil. Eğer niyetiniz demokratikleşmekse, her gün miting düzenleyip nutuk atmanıza da gerek yok. Tekliflerinizi hazırlayıp meclis gündemine getirirsiniz, adımlarınızı atarsınız. Bu ülkede kimse "demokrasi gelmesin" demez. Diyenler varsa, onlarla oturup tartışırsınız ama bu tartışmalar da demokratikleşme adımlarını askıya almaya veya geciktirmeye gerekçe olamaz.


GEZİ SESSİZLERİN SESİYDİ

Lice'de Medeni Yıldırım'ın öldürülmesi sürecinde Gezi direnişçilerinin destek ve dayanışma eylemleri oldu.  Kürt sorununun çözümüne yönelik ülkenin batısından gerektiği düzeyde bir katılım ve katkı olduğu söylenebilir mi? Türkiye'nin batısıyla doğusu arasındaki duygusal yarılmanın Gezi olaylarıyla birlikte önemli ölçüde azaldığını düşünüyorum. Fakat toplumsal ayrışma yeni değil. Birbirini anlamak için temas kurmak gerekir. Gezi'de olan buydu. Gezi'de de gördük ki, sadece Kürtlerin değil, bu ülkedeki tüm kesimlerin ortaklaştığı payda, demokrasi, eşitlik ve özgürlüktür. Hükümet Gezi'den gereken dersi çıkarmadı. Oysa Gezi, o "sessiz yığınlar" dedikleri kesimin sesiydi. O ses "demokrasi, özgürlük, adalet, eşitlik, barış" diyordu.

Gezi süreci, kentin, yaşam biçiminin savunulması ve halkın taleplerinin alanlarda dile getirilmesi açısından önemli bir süreç oldu. Kürt sorununun çözümü bakımından da Gezi'nin ortaya çıkardığı enerji bir imkan sunabilir mi? Toplum, Gezi olaylarıyla birlikte siyaset kurumunun bir adım önüne geçti. Özellikle de gençler, nasıl bir gelecek ve nasıl bir Türkiye istediklerini net bir biçimde ortaya koydular. Gençler savaş istemiyor, baskı, yasaklama istemiyor. Gezi'nin ortaya çıkardığı enerji elbette siyasette yankısını buldu ve bulacak. CHP olarak bundan ders çıkarıyoruz. Diğer muhalefet partileri de almaları gereken mesajı almışlardır. Ama ne yazık ki Hükümet Gezi'yi anlamadı. Özgürlük taleplerine daha fazla baskıyla yanıt verdi, veriyor


KUŞKUSUZ BİZİMDE EKSİKLİKLERİMİZ VE HATALARIMIZ VAR

Ana muhalefet partisi olarak CHP'nin Kürt sorununun çözümünde gereğini yaptığını düşünüyor musunuz? Sorunun çözümüne ilişkin raporlar da hazırlandı, Başbakan ile görüşülüp, öneriler de getirildi. Bunun gereği yapıldı mı? Kuşkusuz bizim de eksikliklerimiz, hatalarımız var. Kürt sorununun bu kadar derinleşmesinde tüm siyaset kurumunun kendine göre negatif katkıları olmuştur. Fakat önemli olan eksiklikleri giderme çabası göstermektir. Bakın biz geçtiğimiz yasama yılında Kürt sorununun çözümü konusunda somut öneriler, yasa teklifleri getirdik. Şimdi bu teklifleri tek tek sıralamama gerek yok. İsteyen, Meclisin veya CHP'nin web sitesinden Kürt sorununa ilişkin getirdiğimiz önerilere bakabilir. Tutumumuz nettir: Kürt sorununun çözümü için acil demokrasi! Acil diyoruz, çünkü kaybedilen her gün canlara, acılara neden oluyor. Kürt sorunu sadece Doğu ve Güneydoğu'nun değil, tüm Türkiye'nin sorunudur. Ve bu sorunun kalıcı çözümü için çatışmasızlık bir duraktı, şimdi o duraktayız. Diyoruz ki, bu durakta beklememiz risklidir. Yazıktır. Gelin bir adım daha öteye geçelim ve çatışmasızlığı daimi kılalım.

ROBOSKÎ'NİN HESABI VERİLSİN

Kürt sorununun çözümüne yönelik kısa ya da uzun erimde neler yapılmalı? Dediğim gibi, kısa vadede çatışmasızlığın kalıcı hale getirilmesi için en acil adımlar atılmalı. Bir kere silaha bulaşmamış, sırf siyaset yaptığı için insanların tutuklanmasına son verilsin. Tutuklu milletvekillerinin tahliyesi için adım atılsın. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, geçmişte yaşanmış acı olaylarla yüzleşilmesi, koruculuk sisteminin kaldırılması, değiştirilen isimlerin iade edilmesi, Roboskî'nin hesabının verilmesi gibi konularda adım atılsın. Toplantı ve gösteri özgürlüğü, ifade hürriyeti, örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller kaldırılsın. Cezaevlerinde, karakollarda, sokakta işkence ve kötü muamele uygulamalarına son verilsin. Bunların hepsi de kısa vadede atılabilecek adımlardır. Çözüm için uzun vadede de yapılabilecek şeyler var ama bunun için de belli bir plan ve program hazırlanmalı. Ne yazık ki hükümetin ne kısa ne de uzun vadeli bir çözüm planı var. Yoksa Kürt sorunu bir matematik formülü kadar karmaşık değil ki! CHP'sinden BDP'sine kadar siyasî partilerin, sivil toplum kuruluşlarının hazırladığı onlarca çözüm projesi, raporu var. Bunların hepsinden faydalanılarak kısa, orta ve uzun vadede çözüm için adım atılabilir. Burada mesele çözümün formülünü bulmak değil. Formül belli, demokratikleşme. Esas mühim olan niyet. AKP'de ise olmayan bu. (Ankara/EVRENSEL) YARIN: Jülide Kural

www.evrensel.net