Savaş patronlara, barış işçiye yarar

Savaş patronlara, barış işçiye yarar

Kürt sorununu işçiler açısından da hep önemli bir tartışma konusu olageldi. Bazen işçiler arasında ayrımın nedeni olarak tartışılırken, özellikle işçi direnişleri, grevler zamanında dayanışma ve birliktelik örnekleriyle gündeme geldi Kürt sorunu. Ülkenin en önemli sorunlarından biri olarak bu sorunu ve &ccedi

Çözüm süreci çeşitli tartışmalarla devam ediyor. Hükümet bir ‘demokratikleşme paketi’ hazırlığında olduğunu, Kürt hareketi ise sürecin tek taraflı yürdüğünü, Hükümetin gerekli adımları atmadığını söylüyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Hükümet tarafının yaklaşımında sürecin ilerlemesine yardımcı olacak bir açılım çabası görüyor musunuz?

Hükümetin bir açılım yapıp yapmayacağını söylemek zor. Çünkü  çözüm süreci adı verilen görüşmeler, en baştan beri toplumun geniş kesimlerinin bilgisinden ve katılımından uzak bir yöntemle yürütülüyor. Uzun yıllardır ülkede kangrenleşmiş, büyük insani maliyetleri olmuş, toplumda çeşitli iç gerilimlere yol açmış bir sorunla karşı karşıyayız. Bu sorunun çözümü adına başlatılan bir sürecin toplumun en geniş kesimlerine açık biçimde sürdürülmesi gerekliydi. Bu sürecin işletilme yöntemi, başlı başına sorunlar içeriyor. Sürecin nereye ilerlediği konusunda bir görüş beyan edebilmek için asgari bir fikir sahibi olmamız gerekir. Ancak yine de, AKP Hükümetinin genel yaklaşımına bakıldığında bir demokratikleşme paketi beklentisi içine girmenin fazlasıyla iyimserlik olacağını söyleyebiliriz. Sadece süreçte masada oturtuğu tarafın değil, tüm toplumun talebi haline gelmiş konularda bile AKP Hükümeti adım atmaya yanaşmıyor. Örneğin seçim barajı, hapishanelerdeki seçilmiş vekiller ve belediye başkanları, özel yetkili mahkemeler ve terörle mücadele kanunu gibi en temel demokratik meselelerde bile AKP olumlu bir yanıt vermiyor. Kısacası, toplumsal muhalefet zorlamadıkça AKP’nin hiçbir demokratik açılım yapmayacağı giderek daha fazla açığa çıkıyor.

Ana dilinde eğitim Kürtlerin en önemli taleplerinden biri. Oysa Başbakan kısa bir süre önce ‘ana dilinde eğitim ülkeyi böler’ dedi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Başbakan demokrasi ve çözüm konusundaki talepler karşısında her zaman aynı tutumu takınıyor. ‘Neyi yapacağını’ değil ‘neyi yapmayacağını’ söylüyor. Sürekli olarak ‘kırmızı çizgiler’ koyuyor. Hoşuna gitmeyen herhangi bir talep karşısında topluma korku salmayı temel yöntem haline getirmiş durumda. Erdoğan’a göre, işçiler haklarını alırsa ekonomi batar, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkı verilirse çapulcular her şeyi yağmalar, muhalif herkesi hapishanelere doldurmaya yol açan Terörle Mücadele Kanunu değişirse etrafta bombalar patlar. Bu gibi korkuları yayarak demokratik talepleri baskı altına almaya çalışıyor. Ana dilinde eğitim meselesine de aynı yöntemle yaklaşması gayet doğal. Ancak bu çözüm için uygun değil. Eğer bir sorunu çözecekseniz o konudaki her talebi konuşup tartışmalı, toplumun tamamının içine sinecek çözümler üretmelisiniz. Ana dilinde eğitimi veya başka bir talebi tartışılamayacak bir tabu olarak gören yaklaşım, ülkenin kronik sorunlarını çözecek iradeden de yoksun demektir. DİSK’in 9. Genel Kurulundaki yaklaşımı burada bizim için hâlâ temel referanstır: “Sorunun her türlü yasak, korku, yıldırma ve kısıtlamadan uzak biçimde tartışılması zorunludur.”

Ülkenin tüm toplumsal kesimleri açısından önem taşıyan Kürt sorununun çözümü işçiler için ne anlam taşıyor sizce?

Tarih göstermiştir ki savaşlar daima egemenlerin, yönetenlerin, tüccarların, patronların işine yaramıştır. Onlar savaşlarda baskıyı artırarak iktidarlarını güçlendirirler, savaş ortamında paralarına para katarlar. Emekçiler, işçiler ise savaşlarda hep bedel öderler. Ölürler, sakat kalırlar, yoksullaşırlar. Emekçilerin etnik köken, mezhep gibi meselelerle bölünmesi, parçalanması patronlara daha kolay sömürü imkanı sunar. İşçiler işçilere düşman edilirse işçi sınıfı içi rekabet şiddetlenir ve bundan asla işçiler kazanmaz. Bu nedenle bir sorunun silahlarla değil, inkar ve isyan ile değil diyalogla çözümü en çok emeğin lehinedir. Bu yüzden çözüm iktidara bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir.

Peki ‘iktidara bırakılamayacak kadar ciddi bir iş’ olarak nitelediğiniz çözüm konusunda sendikalar nerede durmalı? Sendikalara düşen görevler neler?

Sendikalar elbette çözüm adına katkı sunmalıdır. Ancak bu katkı, iktidarın her söylediğinde, her yaptığında keramet arayan kimi sendikaların, konfederasyonların yaptığı gibi olmaz. Aksine sürekli olarak demokratik hakları budayan ve savaş çığırtkanlığı yapan iktidarın karşısında demokrasi talebini, barış talebini yükselterek bir yerlere gelebiliriz. Bu nedenle bizler iktidarın saflarında, iktidarın sofrasında değil, demokratik toplumsal muhalefetin saflarında yer alarak çözüme ve barışa katkıda bulunacağımızı düşünüyoruz. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu olarak, tüm ilerici emek, meslek ve halk örgütleri ile bir araya gelerek, ortak toplantılar ve mitingler yaparak; işyerlerimizde, Kürt sorununda işçi sınıfının eşitlikçi, demokratik, kardeşçe çözüm perspektifini işçi arkadaşlarımıza anlatarak mücadele etmeliyiz.


‘SAĞLIKLI BİR TARTIŞMA İÇİN

Sizce Kürt sorununun çözümü açısından atılması gereken ilk adımlar neler olmalı?

Hemen yapılabilecekler, yapılmazsa uzun erimi düşünemeyeceğimiz aciliyette konular var. Öncelikle hapishanelerdeki siyasilerin durumunun çözülmesi gerekiyor. Bugün bir isim oyunuyla Özel Yetkili Mahkemeler denilen ve DİSK’in de tarihinde direnişlere konu olan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin varlığına derhal son verilmesi lazım. Muhalif olan herkesi terörist ilan eden Terörle Mücadele Yasası’nın kaldırılması şart. Bir de Başbakan her gün ‘derdiniz varsa sandığa gelin’ derken, sandıkta halkın oylarının çalınmasına, iradesinin gasbedilmesine yol açan barajlar varken yapılan her seçim tartışmalıdır. Bunlar sadece Kürtlerin değil, tüm toplumun demokratik talepleridir. Tüm bu antidemokratik yapı ortada dururken Kürtlerin kendine özgü taleplerinin sağlıklı tartışılması mümkün değildir. Zira bir taraf, yani hükümet, kendini devlet gücünü kullanarak her talebi bastırmaya muktedir hissederken, sağlıklı ve adil bir tartışma yürütüldüğünü söylemek mümkün değil.


‘MEDENİ YILDIRIM’IN GEZİ ŞEHİTLERİ İÇİNDE SAYILMASI BÜYÜK KAZANIMDIR’

Lice’de Medeni Yıldırım’ın asker kurşunuyla yaşamını yitirmesinin ardından Gezi direnişçileri eylemler, yürüyüşler yaptı. Sizce Gezi direnişinin açığa çıkarttığı enerji Kürt sorununun çözümüne ve halkların ortak mücadelesine dair yeni bir olanak sunar mı?

Gezi süreci Türkiye’de taşları yerinden oynattı ve tüm ezberleri bozdu. AKP’nin ‘darbeci, barış ve çözümün karşıtı’ olarak göstermek istediği milyonlar Lice’de öldürülen Medeni Yıldırım’a sahip çıkarak iktidarın tüm maskelerini indirdi. Medeni’nin Gezi şehitleri arasında sayılması bu toplum için çok büyük kazanımdır. Bütünleşme yolunda bir adımdır. Sadece bu da değil, bu eylemlerde Kürt Türk’ü, Türk Kürt’ü tanıdı. Beraber gaz yedi, TOMA’nın karşısında durdu. Türkler belki de ilk kez, devletin doğuda sıkça karşılaşılan ceberut yüzünün farkına vardı, medyada gösterilmeyenleri yaşayarak gördü. Yıllardır inkar edilen gerçeklerle ülkenin batısı da yüzleşti. En önemlisi de gerçek bir çözümün ve barışın, sokaklarda mücadele verenler tarafından yaratılabileceğini gösterdi. Peşinden 1 Eylül’de Gezi direnişinin ruhuyla Türkiye’nin dört bir yanında insanların barış için el ele verdiğini gördük. Tüm bunlara bakınca iyimser olabiliyoruz ancak bunun daha ilk adımlar olduğunu unutmamak gerekiyor. Ne mutlu ki işçi sınıfının meydanı Taksim, etnik kökeni, mezhebi, cinsiyeti ne olursa olsun el ele omuz omuza veren halkın, iktidara itirazının ve ülkeyi değiştirme gücünün sembolü  oldu. Yeterli mi, tabii ki değil ama hep denildiği gibi bu daha başlangıç. Gezi’nin ortaya çıkardığı enerjinin en önemli yanı  halkın kendine, kendi gücüne güvenmesidir. Evet artık, barışı da demokrasiyi de birilerinden beklemek durumunda değiliz. İktidardan demokrasi ve barış beklenilemeyeceğini, aksine iktidara karşı mücadele ederek bunların kazanılabileceğini toplumsal muhalefetin, demokrasi ve barış güçlerinin tamamı gördü. Bundan sonra da bu bilince uygun olarak tutum almamız gerekiyor.

YARIN: MAZLUMDER Genel Başkanı A. Faruk Ünsal

www.evrensel.net