Sait Faik’i yeniden okumak

Sait Faik’i yeniden okumak

Sait Faik denildiğinde, hemen bir deniz düşünülür, bir ada, martılar, balıkçılar, Orhan Veli’nin şiirindeki gibi gün doğmadan denize açılan sandallar. Bu hemen her yorumcunun sürekli yinelediği öykü özellikleridir.Bense Sait Faik’teki işçileri hatırlarım. Denize demir putreller çakan “şahm

Sennur Sezer

Bense Sait Faik’teki işçileri hatırlarım. Denize demir putreller çakan “şahmerdan”ın ağzından kan boşanarak ölen işçisini, İstanbul’da çöpçülüğe dayanamayan Ahmet’i.
Ama gözde öyküm Paşazade’dir. Bir de Çelme.
Şahmerdan’daki öykülerden biridir Paşazade. Öyküyü anlatan Topkapı’daki eski konaklardan birinde yaşayan bir delikanlıdır. Annesi yıllarca bu konağın sahibinin Hüsamettin Paşa olduğunu anlatmış. Kendisi de onun geliniymiş. Bizim delikanlı yatılı okumakta, annesi eve gittiğinde ona yumurta pişirebilirse (kümesleri, tavukları vardır) bir ziyafet saymaktadır bunu. Akrabaların arayıp sormadığı ana oğul ellerinde kalan takıları sata sava bugüne gelmişlerdir. Sonunda delikanlı okulunu bitirir. Bir bankada iş bulur. Annesi “Artık Hüsamettin Paşa’nın gelini değilim, Banka Memuru Bay Recai’nin anasıyım” sözüyle onurlandırır onu.
Banka memuru Recai’nin bütün lüksü ve keyfi, akşamları Topkapı tramvayının birinci mevki vagonuna binmektir. O vagonda kelli felli adamlar (ve belki kadınlar) oturur, gürültü olmaz, yaşlı bir beyefendi konuşursa İstanbul’un bozuluşundan söz ederdi. Recai bir gün yanlışlıkla ikinci mevki vagona bindi. Bu vagonda bir işçi kalabalığı vardır. Herkes birbirine sevgiyle davranır. Biletçi yolcularla şakalaşır... Bir Tekel işçisi kız (Ayşe) ona hal hatır sorar. Recai o günden sonra kendisi gibi emeğiyle yaşayanların arasında oturmanın keyfini çıkarmak için hep yeşil renkli ikinci mevki vagona biner.
Hemen fark edileceği gibi Sait Faik “sınıflar” meselesini tramvay “mevkileri”yle  somutlamıştır. İnsanın kendi sınıfının yanında olmasının mutluluğunu da simgelemiştir. Sait Faik çalışan sınıfın içinde de başkalarının sırtından geçinenler olduğunu görmezden gelmez. Şahmerdan, hem dayanışmanın hem başkasının sırtından geçinmenin öyküsüdür. Burada özetlenemez. Ama Sait Faik’i askeri mahkemeye düşüren Çelme öyküsünü özetleyeceğim.
Çelme, bir teferrüç yani yemekli gezi öyküsüdür. Adapazarı’nda Değirmen Başı denen gezi yerine giden seçkinleri anlatır. Grup helvalar, dolmalarla hazırlanmıştır bu geziye. Askerlik şubesi başkanının hanımıyla kızı da gruptadır. Bu yüzden grupta bir ayağı sakat bir emir eri de vardır. Seferberlik (Dünya Savaşı) dönemidir. Grup değirmene geldiğinde mısır öğüttürebilmek için sıra bekleyen köylülerle karşılaşırlar. Grupla köylüler arasında karşılıklı laf atılır. Sonra köylü kadınlardan biri, grubu korumaya çalışan ere çelme atıp düşürür: “Bir dakika şaşıran değirmen meydanı ahalisi, şimdi ellerinden sepetleri ve paketleri fırlamış teferrüce gelmişlere bakmadan, zeytinyağlı dolmaların ve kocaman beyaz ekmeklerin, kaşar peynirlerinin üzerine atıldılar, bayılanlar ölenler oldu. Fakat doyan da doydu.”
Çelme, şube reisinin hanımının sorusuyla noktalanır “kıyamet günü de böyle mi olacak?” Öykünün başında bu gezi yerinin orada bir küçük karakol olduğu anlatılır. Orada nöbet tutulacak askeri bakımdan önemli yer yoktur görünürde. Sonra Sait Faik, karakolun kurulmasına sebep olan olayı anlatır. Çelme,  savaşın yokluk günlerini şakacı bir aktarımla yansıtır. Şahmerdan yalnızca bu öykü için bile okunmalı.
* Şahmerdan, Öyküler, Sait Faik Abasıyanık, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 141 s. 6 TL 

www.evrensel.net