Ruh eşinin kalp çarpıntısı

Ruh eşinin kalp çarpıntısı

50 yıl beklenen bir sevgili, imkansız bir aşk, zorluklarla geçen bir hayat... Beklemek bu kadar kolay mıdır gerçekten? Hayatın olağan ritmine kaptırıp kendimizi, hiç umutsuzluğa kapılmadan bir ömür geçirebilir miyiz? Jan Philipp Sendker’in çok satan romanı “Her Kalp Kendi  Şarkısını Söyler: Ve yalnızca diğer ya

Zeynep Gizem Şenel

Bu göz yaşartan, dolambaçlı kitap, kör bir keşişle, sakat bir kızın II. Dünya Savaşı’nın şafağında Burma’da yaşadıkları sonsuz aşka odaklanıyor. Sendker, Amerikalı bir avukat olan Julia’yı günümüz Burmasına göndererek babasının kayboluşundaki esrar perdesini aralatmaya çalışıyor genç kıza. Aslen Burmalı olan babasının kendilerini Mi Mi adındaki bir kadın için terk ettiğini öğrenen Julia, hiç tanımadığı bir ülkede, hem babasının bilmediği yönlerini keşfedecek, hem de dünyaya bakış açısını sorgulayacaktır.
Şiirsel bir dille yazılmış olsa da okuyucunun engebeli yollarda gezindiğini fark etmediği satırlar boyunca Sendker, Burma’yı müthiş bir şekilde betimliyor. Zaman ve mekan hissini oldukça güçlü şekilde yapılandıran yazar, bu Güneydoğu Asya ülkesiyle Batı arasındaki kültürel farklılıkların ne kadar keskin olduğunu vurguluyor.
Alman Gazeteci Sendker’ın ilk romanı olan bu kitap, Doğu’nun tinselliğiyle, peri masalı romantizmini birleştiriyor. Beklemenin, hayatın kısır bir döngüde, ağır çekimde ilerlediği bir ortamda ne anlama geldiğini sade bir dille okuyucusuna açıklıyor: “Beklemekte zorlanmıyordu. Beklemek hayatına öyle işlemişti ki, bir şey hemen oluverdiğinde neredeyse rahatsız olurdu.”
Yazar Tin Win ile Mi Mi ‘nin kavuşmakta neden geciktikleri konusuna çok ikna edici bir açıklama getiremiyor. Tin Win’in geleneklere bağlı bir ülkede yetişmesi, amcasına duyduğu bağlılık ve Burma’da başka biriyle evli olmaktan kaçınması, New York’ta, hiç de içine dahil olamadığı bir kültürün göbeğinde aile kurmasını anlamlı kılmıyor. Sanırız ki, Leyla ile Mecnun’dan bu yana kavuşamayan aşıkların hazin hikayelerine duyulan merak ve talep, acı odaklı, trajedi kültürünü damarlarında taşıyan uluslar için son derece vazgeçilmez. Bu nedenledir ki, ayrılık imtihanıyla sınanan aşıklar her yüzyılda popüler olmaya devam ediyor.
Julia, babasının Amerika’ya asla ısınamayışını şöyle anlatıyor: “Babam, New York’un aslında sadece turistlerin ilgisini çekecek yerlerini çok severdi... Sanki oraya gezmeye gelmişti... Şimdi düşünüyorum da, aslında hiç ait olmadığı şehirle arasına koymaya ihtiyaç duyduğu mesafeyi koymayı, turistler arasında başarabiliyordu... Kendini, New York’tan uçak ya da gemiyle ayrılırken mi görüyordu?”
Julia, her ne kadar şüphe içinde kalsa da, kitabın sonunda büyük bir sürprizle karşılaşıyor. Tabii bu sırrı açık etmek bize düşmez, ancak, yine de buruk bir sonla baş başa kaldığımızı belirtmemiz lazım. 

Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler: Ve yalnızca diğer yarımız o sesi duyar, Jan Philipp Sendker, Çeviri: Elif Özkaya, Koridor Yayıncılık, 312 sayfa

www.evrensel.net