Dört eş istemek suç: Asla sessiz kalmamak gerekiyor

Dört eş istemek suç: Asla sessiz kalmamak gerekiyor

‘YAŞAM Koçu’ Sibel Üresin’in 4 eşliliği savunan açıklama ve yazılarına tepki gösteren kadın örgütleri, bunun AKP’nin yaşam anlayışını meşrulaştırma çabası olduğunu belirterek buna asla sessiz kalmamak gerektiğini söylediler.“1976 İstanbul doğumlu Sibel Üresin Yaşam Koçluğu ve Aile Da

‘YAŞAM Koçu’ Sibel Üresin’in 4 eşliliği savunan açıklama ve yazılarına tepki gösteren kadın örgütleri, bunun AKP’nin yaşam anlayışını meşrulaştırma çabası olduğunu belirterek buna asla sessiz kalmamak gerektiğini söylediler.
“1976 İstanbul doğumlu Sibel Üresin Yaşam Koçluğu ve Aile Danışmanlığı konularında uluslararası sertifikalara sahip ve Davranış Bilimleri dalında Yüksek Lisans mezunu. Fatih Belediyesi, Ümraniye Belediyesi, Şile Belediyesi, Bahçelievler Belediyesi, Eyüp Belediyesi, Arnavutköy Belediyesi, Kocaeli Belediyesi, Bursa Emniyet Müdürlüğü, İSKİ, Sıcak Yuva Vakfı, Mavi Haliç Derneği, İSEGEV Vakfı gibi kurumlarda eğitim ve seminerler veren Sibel Üresin, Hilal TV’de ‘Burda Hayat Var’ isimli bir programı hazırlayıp sunuyor. Habername.com İnternet sitesinde köşe yazıları yazıyor. Vizyontürk Radyo’da ‘Bir Derdim Var’ programını hazırlayıp sunuyor. ‘İçinizdeki kadını uyandırın’ adıyla bir de kitabı var.”
Kartviziti hayli kalabalık olan Sibel Üresin dün yine çarpıcı bir haberle gündeme geldi. 4 eşliliği ve erkeğin kadını aldatmasının normalliğini savunan Üresin, yazdığı yazılarla, yaptığı programlarla, katıldığı eğitim çalışması ve seminerlerle hep gündemde kalmayı başaran bir medya figürü durumuna geldi.
AKP’nin iktidar olmasından bu yana  toplumun ortaçağ değerlerine ve kültürüne göre yeniden yapılandırılmasıyla bağlantılı olarak bu tür düşünceleri savunan ‘aydınların’ da sayısı artıyor milliyetçi, mukaddesatçı piyasada.
Kadınlara ilişkin kitap yazan, tamamı AKP’li olan çok sayıda belediyenin eğitim çalışmalarına katılan Sibel Üresin’in son açıklamalarında ve yazılarında söyledikleri çok eşliliği savunan hatta yaşayan AKP’lilerin savunduğu zihniyeti meşrulaştırmaya hizmet ediyor. İşte Üresin’in savundukları:
- 2, 3 ve 4. eş yasal olsun...
- Zaten çokeşlilik var. Erkeklerin yüzde 85’i aldatıyor. Bu muhafazakâr kesimde ‘imam nikâhlı eş’, diğer kesimde ’metres’ adını alıyor.
- ‘Boş ol’ dendiği zaman kadın ortada kalıyor. Bu nedenle çokeşlilik yasalaşmalı.
- Çokeşlilik dinimizde var. Herkes yapamaz ama yapana ’Niye yaptın?’ diyemezsiniz, şirke girer. Kuran’da var.”
- Zengin, kariyerli, parası olan ve cinsel gücü fazla olan erkek çokeşliliği seçebiliyor.
- Hiçbir kadın fakir bir adamın ikinci karısı olmaz
- Erkek olsam, çokeşli olurdum.
- Bir erkek, kadında arkadaşlık, cinsellik, annelik ve ev kadınlığı arar.
- Bu özellikleri taşımıyorsanız, eşiniz tarafından aldatılmaya hazır olmalısınız. Erkek için bu haklı bir arayıştır.
- Bir ayrılık yaşaması durumunda yaşayacaklarının tahlilini sağlıklı yapan bir kadın, bence çokeşliliği kurtuluş olarak görmelidir.
- Çokeşlilikte asıl ağır fatura erkeğe çıkıyor. Madden ve manen zarara uğruyor.
- Çokeşlilik, toplumdaki çarpık ilişkileri ve kızların evde kalma sorunlarının ortadan kalkması noktasında da ciddi rol oynayacaktır.
- Dayak ve aldatma bana göre boşanma sebebi değil. Türkiye’deki kadınların yüzde 80’i dilinden dayak yiyor.
- Kadın kocasına itaat etmeli.
- Tek eşli olup da mutluluğu yakalayabilen hanımların sayısının çok az olduğu boşanma oranlarından da açıkça anlaşılmaktadır.

MEŞRULAŞTIRMA ÇABASI

Kadın örgütleri ise bu açıklamalara tepki gösterdiler.
DİKASUM (Diyarbakır Kadın Sorunları ve Uygulama Merkezi) çalışanı Türkan Turan ise şaşırtıcı bir konuşma olmadığını belirterek, AKP’li belediyelere danışmanlık yapan birinin AKP’nin yaşam anlayışını meşrulaştırma çabasında olduğunu söyledi. Kadın eliyle erkek zihniyetinin meşrulaştırılmaya çalışılmasının ise ayrıca bir sorun olduğunu kaydeden Turan, “Çok eşliliğin kadın için ne kadar büyük bir şiddet biçimi olduğunu düşünmeden, böylesi duygudan, psikolojiden uzak bir konuşmanın neye hizmet edeceği bellidir. Yaşam koçluğu, aile danışmanlığı gibi sıfatları olan birinin kime ve neye koçluk yaptığı, kime ve neye danışmanlık yaptığı ayrıca tartışma götürür bir durum” dedi. (HABER MERKEZİ)

ŞAKA GİBİ AMA DEĞİL!
İlknur Üstün (KA-DER Ankara Şube Başkanı): Şaka gibi ama değil! Burada yasallaşması istenen şey çok eşlilik de değil. Erkeklerin çok eşliliği. Şahane bir çözüm; babasının “ev(in)de kalmasın” kızlar, başka kızlarla kocasının evinde kalsın. İlk anda ciddiye alınır bir yanı yok gibi görünse de yıllardır, kamuda belediyelerde son derece muhafazakar, erkek egemen bu türden çıkışlarla cebelleşmek zorunda kalıyoruz. Kadınların mücadelesi sonucunda 2004’te TCK’da yapılan düzenleme ile nihayet kadın “birey” kabul edildi. Şimdi bunlar diyor ki “ne münasebet.” Kadın, erkeğe itaat ederek ve onun koruması altına alınarak, dolayısıyla ancak aile ile toplum ile var olabilir. Yani sadece kızdıracak laflar etmiyor, suç işliyor. Oraya gelen ailelere kamu görevlisi olarak danışmanlık yapıyor. Yakın geçmişte Ankara Altındağ Belediyesi’nde de benzer nitelikte bir çalışma yürütülmüş ve kitapçık olarak da yayınlanmıştı. Feministlerin meseleyi kamuoyunun bilgisine taşıyıp görünür kılmaları ve protesto eylemleri sonucunda kitapçık ortadan kaldırıldı. Asla sessiz kalmamak gerekiyor.


Binlerce yıllık görüşün dörtdörtlük ifadesi

Hülya Gülbahar: Sibel hanımın görüşleri binlerce yıllık ataerkil görüşün dörtdörtlük ifadesidir. Bu çağdışı zihniyet her zaman muhafazakar görüşler, muhafazakar gelenekler ve görenekler, değişik dinlerin muhafazakar yorumları ya da bizzat egoist bir erkeğin tezahürü olarak ortaya çıkar.
Sibel hanım gibi kadınların “çok eşlilik” propagandası yaparken “erkek olsam” demesi manidardır. Konunun adını doğru koymak önemli; çok eşliliğin değil, erkek çok eşliliğinin yasalaştırılması tartışılmaktadır. Bu talep Türkiye hukuk düzenine açıkça aykırı olduğu gibi başta BM Kadınlara Karşı Ayrımcılığı Tasfiye Sözleşmesi (CEDAW) olmak üzere tüm uluslararası sözleşmelere ve evrensel hukuk ilkelerine aykırıdır. Ailede mutluluğun sağlanmasını kadının kocasına itaat etmesi koşuluna bağlayan, kadın erkek eşitliğini temelden reddeden bu zihniyet ne yazık ki ülkemizde Başbakan’dan başlayarak devlet, yerel yönetimler üniversiteler düzeyinde giderek daha yaygın hale getirilmeye başlanmıştır. Başbakan’ın “5 yaş çocuğuna sadece anne bakmalı”, “kadınlar en az üç çocuk doğurmalı”, çünkü “yaradılışları/fıtratları farklı” biçimindeki düşüncelerinin arkasından ilahiyatçı bir profesörün “dekolte giyen ya da vakur olmayan davranışları olan kadınların taciz ve tecavüzde saldırganlarla eşit oranda sorumluluğu olduğu”nu iddia etmesi, bir dernek başkanının fiş-priz benzetmesi yaparak kadınların akıl, muhakeme gücü, analiz yetenekleri vb. özelliklerden mahrum oldukları için sosyal hayatta istisnaen başarılı olabileceğini ve yerlerinin evleri olduğunu söylemesi, bir belediye başkanının Kürt sorununun çözümü için Türk erkeklerine ikinci, üçüncü eş olarak Kürt kadınlarıyla evlenmesini önermesi, son olarak da en az dört belediyenin birden aile danışmanlığı sıfatını her nasılsa edinmiş olan bir kadının erkek çok eşliliğinin yasalaştırılmasını istemesi Türkiye toplumunun başta kadın-erkek eşitliği olmak üzere her türlü eşitlik ilkesinden uzaklaştırılmaya çalışıldığının somut göstergeleridir. Bakanlıkların yeniden dizaynının tartışıldığı, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kurulmaya çalışılması da bu zihniyetin devlet içindeki en üst düzey mekanizmaları yönetmesinin adımıdır. Türkiye toplumunun kadınları ve erkekleriyle ezici bir çoğunluğu, cinsel hakları, dinler ve sınıflararası eşitsizliklerin daha da derinleştirilmesi anlamına gelen bu girişimleri desteklememektedir. Bütün dinlere eşit mesafede durması, bütün cinslere eşitlik ilkesiyle hizmet etmesi gereken bu belediyelerin, bu zihniyetteki bir aile danışmanını istihdam ederek Anayasa’nın eşitlik ve laiklik ilkelerine açıkça aykırı davrandıkları ortadadır.

www.evrensel.net