Demokrasi Sorgulanırken: Gerçek bir demokrasi için

Demokrasi Sorgulanırken: Gerçek bir demokrasi için

Devlet, hele Türkiye’de devlet, geleneksel olarak askeri bir hissiyatla birlikte düşünülegelmiştir. Dolayısıyla Türkiye’de, en azından sosyal bilimler açısından devlet ve devlet biçiminde bir garabetlik olduğunu anlamak zor olmamıştır. Tabi, bunca darbeden geçmiş bir ülkede şıklar oldukça kolaydır. Demokrasiyi

Arif Koşar

Dolayısıyla bugün dünya genelinde tartışılan ‘demokrasinin krizi’ olgusu, bizim gibi ömrü hayatında burjuva anlamda da olsa demokrasiyi tatmamış bir ülkede daha da bir garip kalıyor.
İkili bir keşmekeş içerisindeyiz. Bir yanda dünya ölçeğinde, insan haklarına dair toplumsal bilincin geliştiği, demokrasinin sandığa indirgenmiş halinin sorgulandığı, seçilmişlerin ve onların atanmışlarının aldıkları kararların meşruiyeti, kime ve neye hizmet ettikleri, lafı uzatmayacaksak, mevcut haliyle, burjuva dünya demokrasinin hedefe konulduğu bir dönemdeyiz. Yunanistan, İtalya, İspanya’da krizin yükünü üstlenmek istemeyen işçi ve gençlik hareketlerini hatırlayalım. Seçilmiş hükümetlerin demokratik meşruiyeti, kitlesel direniş karşısında bir anda kayboldu. Neredeyse Troyka tarafından belirlenmiş teknokrat hükümetler kuruldu. Burjuva demokrasisinin görünürdeki temel kriteri olan ‘seçilme’ şartı bir kenara bırakıldı. Rejim tehlikedeydi. Şimdi? Mücadelede görece bir ara diyelim. Ama demokrasinin burjuva biçimiyle, kitlesel hareketler tarafından şöyle bir sallandığı gerçek…
İkincisi de Türkiye’deki halimiz. Aslında Türkiye’nin de ötesinde, kapitalizmin erken geliştiği ‘Batı’ dünyasının dışında kalan ve burjuva anlamda bir demokrasinin çeşitli nedenlerle yeşermediği ülkelerdeki ‘demokrasi’ ihtiyacı ve talebi… Mesela, durum fena halde karışık olmakla birlikte Mısır… Ya da Tunus’taki isyan… Brezilya… Tabi, hiç dolandırmaksızın Gezi… Öncesindeki ‘demokrasi mücadelesi’ birikimi, emeği, bedelleri…
Türkiye’de iktidar ve dayanışma tartışması, bu açıdan özgünlükler içermektedir. Hem burjuva anlamıyla demokrasiye karşı olma, onu aşma; hem de demokrasiyi kazanma mücadelesi, Marks’ın Alman İdeolojisi’ndeki kullanımını biraz ‘çarpıtırsak’ ‘gerçek hareketi’ iç içedir. Burjuva demokrasisinin dünya ölçüsünde sorgulanması ve yetmemesi hatırlandığında bu iç içelik bir tercih değil zorunluluk halini almaktadır.

SINIF MÜCADELESİ

Peki, bu demokrasi tartışmasında sınıf, sınıf mücadelesi nerede duruyor?
Tam ortasında dersek, ezbere konuşmuş olmayacağımız kesindir. Çünkü kendi yaşamlarını değiştirmek üzere demokrasi isteyenler (ve elbette onun ötesine geçenler) ile burjuva demokrasisinin köhnemiş ve göstermelik oyunlarına karşı ayağa kalkanların, ‘boşluktaki aktivistler’ değil toplumdaki sınıf ve çeşitli tabakalardan insanlar olduğunu göreceğiz. Görmezsek, elimizde ancak, “nasıl bir toplumda, nasıl bir ekonomik ve sosyal ilişkiler ağı içinde yaşıyor, nasıl etkileniyor ve etkiliyoruz” sorularına cevap aramayan utangaç bir ‘sivil toplum aktivitesi’ kalır. Onların emeğine saygı duyarız, ancak kendi sınıfsal konumlarına ve süregelen sınıf mücadelesine şöyle bir bakmalarını tavsiye ederiz.
İçinde bulunduğumuz toplumun mevcut siyasal durumu; 100 yıldır çözülmemiş Kürt sorunu ve ‘laik’sizliği, demokratik hak ve özgürlüklerinin asker ya da polis aracılığıyla derdest edilmesi; emekçilerin en temel haklarını dahi doğru düzgün kullanamıyor halde oluşu, bu nesnel durum, milyonlarca insanın karşı çıkışını koşulluyor. Örneğin barış talebi… Milyonların talebi olarak şekilleniyor ve hükümet (Ortadoğu’daki dengelerle beraber) bir biçimde dikkate almak zorunda kalıyor. Ve tıpkı Gezi’de olduğu gibi milyonların, belki farklı noktalardan yola çıkan ama iktidarın anti-demokratik işleyişine karşı dikilen demokrasi talebi, bununla yetinmek istemeyenler için de, üzerinden ilerlenecek nesnel bir kaldıraç haline geliyor.
Tabi, bu, klasik bir ‘demokrasi’nin araç olması retoriği değil. Geçek bir demokrasi için toplumsal bir hareket ve dinamik potansiyeldir. Özetle stratejiktir.
Adını doğru koyalım; burjuva demokrasisinin ötesi sosyalizmdir. Çünkü onun ‘demokratik hakları’ tanıyan ama halkın doğrudan yönetimini engellemek için taklalar atan hali, toplumsal eşitsizlikler üzerinde yükselmektedir. Ve uluslararası tekellerin egemenliği ve ‘tekelleşmesi’ arttıkça iktidar halkın müdahalesinden bile daha da uzaklaşmaktadır. Hiç durmaksızın Avrupa’nın kaderini belirleyen kararlar alan Avrupa Komisyonu ve Merkez Bankasını kim ‘seçti’? Kimse! Demokrasinin ilerleye ilerleye geldiği durum budur!
Ki seçilecek olsa da, ancak uluslararası tekellerin seçimiyle uyum içerisinde seçilecekse olacaktır. Yani demokrasinin seçimi de, ancak burjuva iktidarı seçeneğiyle sınırlıdır.
Demokrasiyi kazanma mücadelesi içinde, onun sınıfsal özünün burjuva olduğunu bilmek ve burjuva niteliğini aşacak bir sınıf mücadelesi ile onu hem tutarlı kılmak hem de parçalamak. Çünkü, gerçek bir demokrasi, kapitalist toplumsal eşitsizliklerinin ortadan kaldırılmasıyla, yani bir burjuva devlet biçimi olarak demokrasinin de yıkılması; halkın tüm kararlarını bizzat kendisinin alacağı ve toplumsal ilişkilerin bunu engellemek bir yana koşullayacağı bir zeminde mümkündür. Bu zemin, bir ‘park’ ya da küçük bir ‘dost komünü’nün ötesinde, burjuva iktidarın yıkılıp emekçinin iktidarının kurulması meselesidir. Ve emekçiler kendi kendini yönetmek üzere, kendi inisiyatif ve hareketiyle kurucu bir sürecin öznesi oluyorsa; bu bildiğimiz anlamda yönetici-yönetilen ikiliğinin ortadan kalkmasıdır. Böylece gerçek demokrasi; giderek devlete gerek kalmaması anlamında demokrasinin inkarıdır. En azından bu yolda giderken; sosyalizmdir.
* Marmara Üniversitesi, Çalışma Ekonomisi Doktora

www.evrensel.net