İktisat ve iktidar ya da Gezi Direnişi versus Neoliberal Muhafazakârlık

İktisat ve iktidar ya da Gezi Direnişi versus Neoliberal Muhafazakârlık

İktisat, bir toplumda mümkün iktidar alanlarının inşa sürecinde en kritik bağlamlardan biridir. Marksist literatürde kadim alt yapı-üst yapı üzerinden sürdürülmüş ve hâlâ sürdürülmekte olan ‘belirleme-belirlenme’ tartışmaları bu konunun hareket noktasını oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu tart

Mehmet Türkay

İKTİSADIN VE İKTİDARIN KESİŞİM NOKTASI: İKTİSADİ BÜYÜME

Bu çerçevede iktisat ve iktidar ilişkisine baktığımızda karşılıklılık üzerine temellenmiş var olma halini daha rahat görebiliriz. Ancak bu anlama çabasının olmazsa olmazı iktisadi olanı teknik, bu anlamda niceliksel, ölçülebilir bir alan olarak tanımlamamaktan geçer. İktisat ve iktidar ilişkisinin biçimlendiği alan da tam buradadır. İktisadi olanın ölçülebilirliği üzerinden yapılan bir kurgu kapitalist bir iktisadi işleyişin bir bütün olarak toplumsal işleyişin meşrulaştırılmasında kritik ideolojik bir işlev üstlenir. Çünkü ölçmek denetlemektir aynı zamanda. Bu pratiğin iktisadi alanda ifade bulduğu asli kavram ise ‘iktisadi büyüme’dir. ‘İktisadi büyüme’ kavramı genelgeçer iktisat açısından meşruiyet sağlamanın asli adımıdır. Bu haliyle bakıldığında belirli bir büyüme performansını tutturmak iktidar açısından toplumsal bir meşruiyet sağlamanın en kritik araçlarından biridir.

İKTİDARIN MEŞRUİYET ARACI: KALKINMA

Bu aşamada devreye kafa karıştırıcı bir kavram olarak ‘kalkınma’ girecektir. Kalkınma kavramı büyüme kavramının niceliksel kapsamıyla açıklayamayacağı, niteliksel bir dönüşümü ifade etmek üzere kullanılmıştır ve bu haliyle esas olarak geç kapitalistleşen ülkelerin iktidarlarının meşruiyetinin tesis edilmesinde bugüne kadar önemli bir işlev görmüştür ve görmektedir. İktidarların ‘iktisat’ üzerinden meşruiyet kurma araçları haline gelen ‘büyüme’ ve ‘kalkınma’  kavramlarını iktidarın meşruiyeti açısından birleştiren söylem ise ‘ortak iyi’ üzerine kurulmaktadır. Sosyalistlerin bir kısmının dikkat etmesi gereken kritik bir noktadır burası. İktidarın denetleme araçları olarak ‘büyüme’ ve ‘kalkınma’ kapitalist bir toplumda asli tanımlayıcı, yer gösterici olan ‘sınıf’ kategorisini ‘ortak iyi’ üzerinden görünmez kılmıştır, kılmaktadır. İktidarın iktisat üzerinden meşruiyet sağlama noktası da burada belirgin hale gelir. Bu bağlamda iktidarların iktisat üzerinden meşruiyet arayışlarının hedef kitlesi ‘ortak iyi’ üzerinden tanımlanmış çoğunluk olmaktadır.

SERMAYENİN İKTİSADİ VE İDEOLOJİK TAHKİMİ

Diğer taraftan kapitalist bir işleyiş içinde iktidarların sınıf karakteri göz önüne alındığında iktisat ve iktidar ilişkisi sınıflar arası ve sınıf içi çatışmaların yoğunlaştığı alanlardan birisi olarak ortaya çıkmaktadır. İşçi sınıfı ile sermaye arasındaki çatışma özü gereği bir iktidar mücadelesidir ve böyle yaşanmaktadır. Süreç, olgusal düzeyde ele alındığında söz konusu mücadelenin kurduğu tarih, birkaç istisna dışında, dünya ölçeğinde, tek yanlı, sermayenin daha fazla müdahil olduğu bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla yaşanan neoliberal muhafazakârlık sürecinde sermaye kendini hem iktisadi hem de ideolojik olarak daha fazla tahkim etme fırsatını da bulmuş görünmektedir.

İKTİDARIN İKTİSADİYATINA KARŞI DİRENİŞ VE DAYANIŞMA

İktisat ve iktidar ilişkisinin açık biçimde izlenebildiği bir diğer çatışma alanı ise sermayenin kendi içinde siyasal iktidar üzerinden yürüttüğü çatışmada açığa çıkmaktadır. Sermaye fraksiyonlarının bir diğerine karşı birikim olanaklarını arttırmaya dönük iktidar mücadelesi siyasal iktidarların konjonktürel tercihler doğrultusunda gerçekleştireceği bir dizi kaynak transferi mekanizması aracılığı ile gerçekleşecektir. Bu da diğer taraftan bir iktidar alanı olarak siyasi olanla iktisadi olanın etkileşiminin biçimlendirdiği malum ‘devlet müdahalesi’ tartışmalarında ifade bulacaktır. Bu tartışmanın kendisi, kapitalist işleyişe meşruiyet sağlamaktan başka bir işleve sahip olmamıştır. Çünkü devlette cisimleşen iktidar kendi başına örgütlü, kurumsallaşmış bir müdahaledir. Dolayısıyla bu bağlamda tartışılması gereken müdahalenin kendisi değil içeriği olmalıdır. İlk paragraftaki vurguyu hatırlarsak, iktisat ve iktidar arasındaki karşılıklı etkileşime dayanan işleyiş kendi çatışma alanlarıyla anlam kazanmakta, zaman içinde kendi çelişkileri ile farklılaşıp dönüşmektedir. Bu süreç, toplumsal hayatın bütünsel işleyişi gereği iktidar alanlarına karşı direnç noktalarını da beraberinde getirmekte ve bu da iktidar karşısında direnme ve dayanışmanın yeni biçimlerinin oluşmasının koşullarını da yaratmaktadır.

NEOLİBERAL MUHAFAZAKÂRLIĞIN KONSOLİDASYONUNDAN GEZİ DİRENİŞİNE

Sonuç olarak, bu kısa yazı bağlamında Türkiye’de yaşanan AKP’li yıllara baktığımızda yazıda yapılan vurguların hemen hepsinin sarih karşılıklarını görmek mümkündür. AKP, ANAP ile başlayan muhafazakârlığın neoliberal bir zeminde konsolidasyonunu mantıki sonuçlarına taşımıştır. Meşruiyet sorununu liberal muhafazakâr zeminde adalet ve kalkınma kavramlarını kullanarak gerçekleştirmiştir. İktidarının iktisadi alandaki meşruiyetini bu yolla sağlarken kendi iktidarını da besleyecek olan yeni bir sermaye fraksiyonunun oluşmasını, kurumsallaşmasını bütün olanakları kullanarak gerçekleştirmiştir. Elbette bu gelişmeler hayata geçerken en geniş haliyle ücretlilerin karşı karşıya kaldıkları tahribat kritik boyutlara ulaşmıştır. Diğer taraftan dinsel muhafazakârlığın geleneksel olanın önüne geçtiği bu süreç liberallerin ‘endişeli modernler’ diye tanımladıkları kesimleri de kapsayan geniş bir halkanın tepkisini de beraberinde getirmiş ve Gezi’ye ulaşılmıştır.
Prof. Dr., Marmara Üniversitesi

www.evrensel.net