Karaburun’a iyi bakalım!

Karaburun’a iyi bakalım!

Doğu Akdeniz havzasının en temiz bölümü olarak tanımlanan Karaburun Yarımadası, özel ekosisteminde barındırdığı  204’ten fazla kuş türü, 400’e yakın bitki türü ve Akdeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi kapsamında koruma altına alınan deniz çayırlarını da içeren denizel varlıkları

İpar Buğra Dilli

AKIL TUTULMASI

Ancak, doğayı koruyarak kalıcı kalkınmanın mümkün olduğu Karaburun’da, doğayı ve yöre insanın varlığını yok etmekte olan, doğa ve insan yaşamında sözü dahi edilemeyecek  kısa ömürlü yatırımlarla  adeta bir akıl tutulması yaşanıyor. Peşi sıra verilen izinlerle, Yarımada Ildırı’dan Balıklıova’ya kadar tüm cephelerinden balık çiftliklerinin kuşatmasına açılmış durumda. Bir taraftan  Akdeniz foklarının, deniz çayırlarının varlıkları  ciddi boyutlarda tehdit altına alınırken, sürdürülebilir kıyı balıkçılığı , geleneksel çökertme dalyanları, tarım alanları, turizm alanları yağmalanıyor. Halkın tüm protestolarına ve yazılı gerekçelendirmelerine rağmen, ÇED başvuruları hızla artıyor. Yaklaşık 55.000 ton/yıl kapasiteli tesise izin verilmiş durumda. Son altı ayda yalnızca Küçükbahçe köyü mevkiinde ÇED sürecine giren balık çiftliği başvurularının kapladığı deniz alanı 600.000 m²’ye ulaştı. Yarımada denizleri/kıyıları balık çiftlikleriyle öldürüyor. Rüzgar Enerjisi Santrallerine  (RES)  , Mordoğan’dan- Salmana kadar Yarımada’nın tüm dağlık alanlarını kaplayacak ölçüde, “ÇED gerekli değildir” raporuyla izin verildi. Bir kısmının inşaatı yerel halkın yaşamı hiçe sayılarak sürmekte. Bu yoğunlukta ve yaygın RES inşası,  türbinlerin kapladığı alanlar, enterkonekte sisteme bağlantıları, türbinlerin trafo merkezine bağlanması için kurulan yer altı şebekeleri, türbinler arası yollar, geçici inşaat alanları ile Yarımada’da yaşamı tehdit ediyor. ÇED gerekli değildir raporları verilen toplam alan, çok nadir değerlere sahip  yarımada yüzölçümünün yarısını geçmiş durumda. 450 yıllık  bir Yörük köyü olan Yaylaköy’ü çepeçevre saran ve Yarımadaya yayılması planlanan tek  bir yatırım için 2005 yılında verilen ÇED Gerekli Değildir belgesinin kapsadığı alan 252 km². Yarımada yüz ölçümünün yarısından büyük. Bu yatırımın bir bölümünün inşaatı tamamlanma aşamasında. Projenin ÇED gerekli değildir belgesiyle izin verilen alana genişlemesi Yarımadada doğal yaşamın ve kırsal yaşamın  insan eliyle yok edilmesi demektir. Yenilenebilir temiz enerji kaynağı RES’ler  Yarımada örneğinde kirlenmiştir. Mermer/taş/mıcır ocaklarına verilen izinlerle dağlık habitat bozuluyor. Yarımadanın simgesi kıl keçilerinin varlığı, zeytincilik, kısıtlı olan temiz tarım alanları, turizm olanakları  kısacası yerel halkın geçim kaynakları, dolayısıyla da varlığı  tehdit altında. Karaburun Yarımadası’nda yaşam , bıçak sırtında! Yarımada, ya doğal değerleri ve bununla birebir örtüşen kalkınma potansiyeliyle, koruma-kullanma dengesinin gözetildiği, insanla doğanın birlikteliğinin sağlandığı bütüncül bir yaklaşımla korunacak, ya da insan ve doğa yaşamında sözü dahi edilemeyecek ölçüde kısa vadeli, üstelik yerel halka hiçbir kazanım sağlamayacak olan yatırımlara feda edilecek. Karaburun Yarımadası, yerel yönetimleri, muhtarlıkları,Kent Konseyi,  STK’ları, kooperatifleri… Tüm bileşenleriyle, Karaburun’un çığlığını kamuoyuna duyurmak, çevre kuruluşlarının desteğini almak amacıyla, 17-18 Ağustos’ta Karaburun’da organizasyonunu Karaburun Kent  Konseyi’nin yürüttüğü  “ Karaburun’a İyi Bak Buluşması” etkinliğini düzenledi. 17 Ağustos’ta, insana –doğaya- yaşama hakkına sahip çıkmak için Samandağ’dan Kırklareli’ye kadar Türkiye’nin dört bir yanından gelen doğaseverler, kırsal yaşam savunucuları , çevre kuruluşları Karaburunlularla buluştu. 150’nin üzerinde özel araç ve otobüsten oluşan  konvoyla köylerimize, doğaya konuk olduk. Yarımadadaki yağmaya, talana tanık olduk, isyanı, yaşam hakkı  çığlığını hep birlikte dinledik, yaşadık. Etkinliğin 2. gününde Prof. Dr. Ümit Erdem’in moderatörlüğünü yaptığı “Karaburun’a İyi Bak Çevre Buluşması” panelinde Türkiye’deki doğa mücadelesi deneyimleri ve Karaburun Yarımadası sorunları ve çözüm yolları tartışıldı. Panelistlerce, Karaburun Yarımadası’nın hassas ekosistemi, zengin biyoçeşitliliği, kadim kültürü ve kırsal yaşamının bütünsel bir yaklaşımla korunması gerektiğinin altı çizildi. Yarımadanın bu değerlerini yok eden yatırımların ivedilikle durdurulması ve yeni izinlerin verilmemesi zorunluluğu önemle vurgulandı. Ayrıca, koruma sorumluluğunun Türkiye’nin sorumluluğu olduğu bu yönde mücadelenin her alanda ve hep birlikte yürütüleceği mesajı verildi. Bütçesi olmayan bu etkinlik, yerel yönetimlerin, muhtarlıkların, Karaburun’daki işletmelerin, Karaburunluların/ Karaburun’u sevenlerin, gönüllü katkılarıyla gerçekleşti. Bu, Karaburunluların ortak değerlerimizi koruma mücadelesini sahiplenmesinin somut örneğidir. Doğa ve yaşam hakkı için verilen mücadele toplumun tüm kesimlerinin ortak  mücadelesidir. Karaburun’a İyi Bak Buluşması’nın, katılımcılarıyla, basın yayın kuruluşlarının ilgisiyle başarıya ulaşmış olması ayrıca sevindiricidir.

KARABURUN KORUNANA KADAR...

Ülkemiz, Avrupa’nın tamamından daha zengin bir biyoçeşitliliğe sahip. Karaburun Yarımadası örneği ile ulusal ve uluslararası düzeylerde genç ve gelecek kuşaklara, doğal zenginliklerini de koruyarak kalkınmış bir Yarımada bırakabileceğimize inanıyoruz. Karaburun Yarımadası bu mücadelesine Yarımada doğası ile kırsal yaşamı ile koruma altına alınana kadar devam edecektir. Bundan sonraki yolculuğumuz, siyasetçilere, karar vericilere sorunlarımızı ve çözüm önerilerimizi anlatmak üzere Ankara’ya. Bu süreci, “karaburunaiyibak.org” web sayfasından izleyebilir, katkıda bulunabilirsiniz.
*Karaburun Kent Konseyi Başkanı

www.evrensel.net