Vietnam’dan bugüne ‘özgürlük denemeleri’

Vietnam’dan bugüne ‘özgürlük denemeleri’

Herbert Marcuse, ileri sanayi toplumundaki teknolojik gelişimi tespit etmekte ve buna bağlı olarak ortaya çıkabilecek yeni denetim mekanizmalarını da ortaya koyarak bu düzenin demokratik ve özgürlüklerin dünyası gibi görünen ama aslında oldukça totaliter bir toplum olduğunun altını çizmektedir. Muhalif seslerin acımasızca orta

Halil Türkden

Meşhur Frankfurt Okulunun en önemli düşünürlerinden ve kurucu mensuplarından biri olan, 20. yüzyıl sosyolojisi ve eleştirel düşüncesinin önemli aktörlerinden biri olan ve 1960'larda sokakların en alevli olduğu zamanlara damga vuran bir isim olan Herbert Marcuse kariyerine birçok makale ve kitabı yerleştirmiştir. Ama bunların içinde üç tanesi -Akıl ve Devrim, Eros ve Medeniyet, Tek Boyutlu İnsan- çok önemli role sahiptir ve Türkçeye çevrilmiştir.  Marcuse önceki kitap ve yazılarından farklı olarak 1969 yılının sıcak günlerinde yayımladığı makalesi "Özgürlük Üzerine Bir Deneme"de özgürlüğü arayış mekanlarımızı, gerekçelerimizi ve olanaklarımızı tartışıyor. Ayrıntı Yayınları, 1969'un sıcak zamanlarında yayımlanan bu denemeyi "Felsefe Dizisi" kapsamında okuyucularla buluşturdu.
Bugünün muhalefet imkanlarını ele aldığımızda Marcuse'un "Sosyalizm için nasıl bir biyolojik temel" önerdiğine bakmak gerekir. Değişim için biyolojik bir tabanı sorgulayan Marcuse, modern dünyadaki ihtiyaçlarımızın nasıl birer biyolojik ihtiyaç haline geldiğine gönderme yaparak başlıyor. Pazar mevcut sınıf yapısını ve doludizgin yoluna devam eden tahakküm pazarını devam ettirme çabasındadır. Tam da bu noktada günümüzde uçsuz bucaksız bir özgürlükler ülkesi gibi algıladığımız İnternet dünyasının kitleleri özgürlükten ziyade özne ve iktidarın doğası gereği yeniden bir distopyanın içine doğru sürüklediğini görebiliriz. Bu sürükleniş Orwell'in çizdiği distopik serüvenden daha tehlikeli ve öngörülemez bir yapıya sahip. Bu öyle bir yapıdır ki, Tahrir'e çıkan kalabalığın örgütlenme aşamasında ilk başvurduğu araç olan Facebook, bir süre sonra bu kimlikleri ifşa aracına dönüştürülmüştür. Marcuse'a geri dönersek, onun yıkılması gerektiğini düşündüğü ileri sanayi toplumu sessiz ve derinden ilerleyerek küresel gözetim endüstrilerini beslemektedir.
Tekniğin ve bilimin ilerlemesi, özgürlüğün gerçekleştirilebilmesi için şu anki mevcut yönünü ve eğilimini değiştirmesi koşuluyla çok mühim bir role sahiptir. Bugünün savaşında mekan artık sadece sokaklar değildir; bu doğrultuda "online" meydanlarda daha hızlı hareket edebilen bir iktidarla ve belki de insanoğlu tarihte şimdiye kadar yüzleştiği en bütüncül ve güçlü yapıdaki bir totaliterlikle karşı karşıya.

ÜRETİM ARAÇLARININ KONTROLÜ VE 'İHTİYAÇLAR'

Biyolojik bir temeli ele alarak başlayan Marcuse, "Yeni Duyarlık" ve "Değişim Sürecindeki Devrimci Güçler" başlıklarıyla da püritenliğin karşısına alarak tanımladığı estetik ahlakın biyolojik bir zorunluluk olarak özgürlükte ısrar ettiğinin altını çizer. Marcuse'un kitap boyunca sıkça vurguladığı bir başka nokta da üretim araçlarının kontrolü ve kaybı doğrultusunda "ihtiyaçlar" olmuştur. Bireyin ihtiyaçlarının diğerlerine zarar vermeden karşılanmasından ziyade, kendine zarar vermeden ve sisteme olan köleliğini daha da bağımlı hale getirmeden karşılaması gerekmektedir.
Marcuse, sosyalist blokun giderek mücadele çerçevesinde rekabet ettiği egemenin değerleriyle hareket etmeye başladığını ve ihtiyaçlarının da bu kapitalist öznelerce belirlendiğini öne sürüyor. Bu bağlamda yine Marcuse'un odaklandığı meselelerden biri olan "tolerans" kavramını ele almak gerekir. Müsamaha, görmezden gelme, göz yumma, aldırış etmeme, müsaade, tahammül veya izin verme… İstediğinizi diyebilirsiniz ama tolerans bir üst iktidarın görmezlikten gelmesi veya hoş görmesi demektir. O iktidarın çizdiği çerçevede özgürsünüz. Dahası korku hep vardır, çünkü sizi bugün hoş gören iktidar yarın tahammül edemeyebilir.
Marcuse'un çizdiği yoldan gitmeye devam edecek olursak, soyut veya somut her türlü ihtiyacımızın bir tür yanılsamadan ibaret olduğu görülecektir. Demokrasinin yanına "hoşgörü" veya "tolerans" kavramlarını oturtmaya kalktığımızda bu kavramların baskıcı bir iktidardan koparılan ama koparıldıktan sonra nereye konulacağı bilinmeyen kavramlar olarak elde kaldığını görmek mümkündür.
Başlarken sorduğum sorulara cevap olarak, Marcuse'un yıkıcı ilerleme olarak gördüğü sanayi toplumunun bugün birkaç beden büyümüş halini gözlemleyebiliriz. İleri demokrasi söyleminin ve sözde kimlik politikalarının "kitle demokrasisi" tepsisiyle sunulduğunu; Marcuse'un yıkılmasını imkansız gördüğü bu "sanayi toplumunun" Vietnam'dan bugüne kadar hem gündelik yaşamda, hem anayasada, hem de sokaklarda hoşgörü bombaları yağdırdığını uçsuz bucaksız bir özgürlük hissiyatının verdiği rahatlıkla vicdanlarımızda hissetmek mümkündür.
[email protected]

www.evrensel.net