Eğitim Sen Genel Kurulu’nun ardından

Eğitim Sen Genel Kurulu’nun ardından

Eski Yunan’ın filozu, bilim insanı Demokritos çağının en akıllısı, eşitlik savunucusu olduğu halde, çağının insanları gibi kölelerin köle olarak kalması gerektiğini savunuyordu. Demokritos şöyle diyordu: “Kendi ellerinden ayaklarından faydalandığın gibi kölelerden faydalan.’’ Demokritos eşitlikten yanaydı ama egeme

Hüseyin Kaya

Eski Yunan’ın filozu, bilim insanı Demokritos çağının en akıllısı, eşitlik savunucusu olduğu halde, çağının insanları gibi kölelerin köle olarak kalması gerektiğini savunuyordu. Demokritos şöyle diyordu: “Kendi ellerinden ayaklarından faydalandığın gibi kölelerden faydalan.’’ Demokritos eşitlikten yanaydı ama egemenliğin, Yunan şehirlerinde iktidarı elinde tutan zenginlere karşı ayaklanan alt tabakalara geçmesine karşıydı. Ona göre, yalnız atomlar aleminde değil, devlette de baş yer güçlülerin olmalıydı.        
Demokritos örneğinde olduğu gibi alt tabakalara (emekçilere) güvenmeden, onları işin merkezine dahil etmeden tek başına seçimlerin, emekçilerin yarasına merhem olmayacağını söylersek pek de abes olmaz.

SÖNÜK KURULTAY

Eğitim Sen’in Sekizinci Genel Kurulu, arkasında yeni tartışmaları geride bırakarak sona erdi. Kurultay geçmiş dönemlere göre oldukça sönüktü. Katılım az, ilgi düşüktü. Bunda, aylar öncesinden yapılan ikili ittifakın etkisi olduğu gibi Eğitim Sen’e olan umudun ve beklentilerinin azaldığı gerçeği de etkili olmuştur. Genel kurul sürecinde ikili ittifakı yapan gruplar, örgütün üç yıllık muhasebesini yapıp geçmişten gerekli dersleri çıkararak önümüzdeki dönemi planlama niyetinde değildiler. Onlara göre genel kurul masa başında bitirilmişti. Delegelerin şube ve iş yerlerinde kendi illerine özgü tespit ettikleri sorunları genel kurulda ifade etmelerinin önemi yoktu. Hatta MYK’nın faaliyetlerine yönelik görüş ve eleştirilerinin de önemi yoktu. İkili ittifakın grup çıkarlarına uygun tüzük değişikliği önemliydi bu kurulda. Sekizinci olağan genel kurul grup bürokrasisinin en güzel örneğini gösterdi. Gelecek üç yıl boyunca da bu grupların bürokratik tutumlarını hep beraber izleyeceğiz kanımca.

MYK’nın beş üyesinin ve genel başkanın bu gruplarca belirlenmesi, geriye kalan iki yönetim kurulunun diğer gruplara ulufe dağıtır gibi bırakılması, okeye dördüncü aramaya benziyordu. Emek Hareketi bu oyuna gelmediği için dördüncüyü bulmakta zorlanmadılar.

GENEL KURULDAN İZLENİMLER:

İkili ittifakın genel kurulda örgütü her yönüyle tartıştırma ve buradan bir yol haritası çıkarma gibi derdi yoktu. Divana verdikleri konuşma yeterliliği önergesiyle delegelerin konuşma hakkını gasbetmekten çekinmediler. Niyetleri Genel Kurulu bir buçuk günde bitirip asıl dertleri olan tüzük değişikliğine geçmekti. Delegelerin kafasında ikili ittifakın hangi mücadele programında anlaşarak bu ittifakı yaptıkları sorusu yanıt bekliyordu. Bu ittifak,  Eğitim Sen’i sınıf örgütü olarak ileriye taşımak için mi yapılmıştı?  Bazı delegeler Emek Hareketinin kendilerine dayatılan biri kabul etmemesini “Koltuk hesabı yapıyorlar” yanılsamasına kadar indirgediler. Halbuki, mesele koltuk hesabı olsaydı o “bir”e kabul denilirdi.

EMEK HAREKETİNİN DERDİ

Emek hareketinin derdi sınıf ideolojisine dayanan politikalarıyla sendikal mücadeleye katkı sunmaktı. Genel kurulda birçok delege ve emekçinin kafasındaki soru şuydu: İkili ittifakı yapanlar koltuk üzerinden mi bu ittifakı gerçekleştirmişlerdi? İkili ittifak MYK’da aslan payını aldığına göre koltuk hesabı üzerinden Eğitim Sen’in yeniden dizayn ediliyor tezi, daha ağır basıyordu delegelerin kafasında.  İkili ittifakın genel kuruldaki tutumları, bu sorulara yanıt oldu. Yaygın olarak kullandıkları isimle Yurtsever eğitim emekçisi arkadaşlar geçen dönem yaptıkları ittifaktan ders almamışlardı. Politik anlamda ve sendikal düzlemde uyumsuz, bütünlüğü olmayan bir MYK ile örgütü iyi yönetememiş olmanın sorumluluğunu taşımıyorlardı. Geçen dönemde grupsal kaygılarla yaptıkları ittifak, malum olayla en iğrenç şekilde patlamıştı. Bu ittifak bırakın faaliyet sürdürmeyi,  örgütü iş yapamaz konuma sürükleyip parçalanma noktasına getirmişti.

DSD’NİN TUTUMUNDAKİ ÇELİŞKİLER

DSD’lilere gelince, geçen dönem kendilerinden kopan grubun MYK’ya girmesi nedeniyle hem Yurtseverlere hem de örgüte ateş püskürüyorlardı. Örgütte eksen kayması var şeklinde muğlak bir ifadeyi her yerde kullandılar. Bununla da yetinmeyip MYK’nın altını boşaltma adına örgütün altını boşaltma eğilimine girdiler. Ankara’da benim gördüğüm, eylemlerin altını boşaltmak için Emek Hareketine de teklif götürdükleridir. KESK’te yaşanan malum olay karşısında dahi örgütün yara alabileceğini düşünmeden feminist gruplarla saldırıya geçmişlerdi. Nihayetinde,  geçen dönemi başarılı bulmamalarına karşın geçen dönemin en büyük ortağı Yurtsever emekçilerle ittifak yapmaktan çekinmediler.

Sorun; burada grupların ittifakını tartışmak, tartıştırmak değil. İttifaklar olacaktır. Ancak tartışmalar sınıf adına, mücadeleyi ileriye taşıma üzerinden olmalıdır. Bu nedenledir ki herkes kendi evinin önünü temizlemelidir öncelikle.

YANGINDAN KAÇIRIR GİBİ TÜZÜK DEĞİŞTİ

2008 genel kurulunda alınan tüzük kurultayı yapılması kararı bu MYK’ca üç yıl boyunca yapılmadı. MYK’nın son anda aklına gelmiş olmalı ki tüzük değişikliğini 2011 genel kuruluna sıkıştırdılar. Bu yanlışa başka bir yanlışla devam edildi. Değiştirilecek ve yerine konacak tüzük maddeleri ikili ittifakça çok önceden belirlenmişti. İş yerleri ve şubeler hatta bazı dinamikler bu durumdan habersizdiler. Genel kurulda tüzük değişikliği önergeleri tam bir tiyatroydu. Oldubittiye getirilerek, tüzükte belirtilen karar yeter sayısı aranmadan, divanın da işgüzarlığıyla tüzüğün birçok maddesi değiştirildi. Emek Hareketine bağlı eğitim emekçisi delegeleri ana dil dışında diğer tüzük maddelerinin bu şekilde değiştirilmesinin antidemokratik tutum olduğunu belirterek salonu terk etmede haklıydılar. Dikkat çeken başka bir olgu, ikili ittifaka bağlı bazı delegelerin de bu durumu hazmetmeyen davranışlarıydı. Salonda toplam 200 delege olmasına karşın her tüzük maddesi değişikliğinin 293 karar yeter sayısıyla kabul edilmesi traji komikti. Bu durum yıllarca emek verdiğim örgüt adına beni oldukça üzdü. 

REDDEDİLEN ÖNERGELER

İkili ittifakla gücü elinde tutanlar örgütün değil kendi grupsal ihtiyaçlarına yönelik tüzük maddelerini değiştirdiler. Kendileri dışında verilen önergeleri büyük bir aymazlıkla reddettiler. Reddettikleri bazı önergeler bu gruplar ne yapmaya çalışıyor sorusunu kafalarda oluşturdu. Onlardan bir kaçı şunlardı: Üye sayısı 1000 ve altında olan şubelerin çalışanlarının maaşının genel merkezce ödenmesiydi. Reddettiler. Güçlü genel merkez yerine şubelerin faaliyetlerini rahatlatmak amacıyla şube paylarının yüzde 60’a çıkartılması önergesini çoğunluk oylarıyla reddettiler. Benim şubem gibi MYK’ya muhalif şubeler bir kez daha düşünmek zorunda muhalefet yaparken. Aksi takdirde cezalandırılmamız kaçınılmaz gözüküyor.

SINIFA KARŞI SORUMLULUĞUN GEREĞİ

Emek Hareketi sendikal süreçte birçok defa yönetime giremedi. Yönetimde olmadığı dönemde hep sınıf çıkarlarını gözeterek, Eğitim Sen’in büyümesi ve mücadelesini yükseltmek için bütün kadrosuyla her türlü eylem ve etkinliğin altını doldurarak sınıfa olan sorumluğunu yerine getirdi. Emek hareketi grupsal çıkarını değil sınıf çıkarını yönetimde olduğu ya da olmadığı dönemde dosta düşmana göstermiştir. Ancak bu dönem bütün uyarılarımıza karşın Eğitim Sen ve KESK’i grupsal çıkarları için yeniden dizayn edenlere o kadar hoş görülü davranmayacaktır. Bunun nedeni de sınıfa olan sorumluluğudur.   

Eğitim Sen Ankara 3 Nolu Şube Başkanı

www.evrensel.net