Suriye krizi: Dünya siyasetinde yeni bir perde

Suriye krizi: Dünya siyasetinde yeni bir perde

SURİYE krizi uzun zamandır bölgesel ve uluslararası bir soruna dönüşmüş durumda. Bu tür sorunlar bölgesel ve küresel güçlerin yerel müttefikleri üzerinden bilek güreşine girdikleri ve nihai amaçlarının yerel siyasetin ötesinde bölgesel ve küresel statü elde etmek olduğu olaylardır. Bu anlamda Suri

Yrd. Doç. Dr. Sinan Birdal

ABD askeri ve ekonomik alanda kesin bir üstünlüğe sahiptir ve bunu yirmi yılı aşkın bir süredir korumaktadır. Bu üstünlüğün normatif meşruiyetini bu süre zarfında düzenlediği uluslararası müdahalelerle diğer güçlere ya kabul ettirmiş ya da dayatmıştır. Ancak Amerikan tarihinin en uzun savaşları olan Afganistan ve Irak savaşlarının ve 2008 krizinin gösterdiği gibi Amerikan üstünlüğünün sınırları vardır ve Suriye krizi bu sınırları kalın bir şekilde çizmektedir. Başta Rusya ve Çin bu çizgileri kendileri için bir kazanıma tahvil edecek bir diplomasi yürütmektedir. Fakat Amerika’nın uluslararası statüsünün geleceği sadece kendine rakip çıkacak büyük güçlerin elinde değildir. Esas olarak Amerikan iç siyaseti ve ekonomik dinamikler önümüzdeki dönem Amerikan hegemonyasının sınırlarını biçimlendirecektir.

KIRMIZI ÇİZGİLERİN PEMBELEŞMESİ

Suriye krizi ABD’nin Soğuk Savaş sonrasında ortaya koyduğu temel ilkeleri test etmektedir: kitle imha silahlarının kullanımı ve yayılmasını önleme. Barack Obama kendi danışmanlarını da şaşırtan bir şekilde yazılı konuşma metninden saparak kimyasal silah kullanımının Suriye’de kullanımının kırmızı çizgi oluşturduğunu ilan ettiğinde aslında bu temel ilkeleri vurguluyordu. Ancak bu ilkelerin yerel bir krizde kırmızı çizgi olarak ifade edilmesi Amerikan diplomasisini köşeye sıkıştırmış oluyordu. Kırmızı çizgilerin pembeleşmesi veya kesik çizgilere dönüşmesi ABD’nin inandırıcılığı ve dolayısıyla caydırıcılığını azaltacaktı. Bu aşamada Suriye krizi ABD’nin iradesini ve hareket kabiliyetini ölçmektedir.
Obama bir yandan krizde temel Amerikan ulusal çıkarlarının söz konusu olduğunu söyleyerek tipik bir müdahale öncesi söylem kullanmakta, diğer yandan muhtemel bir müdahalenin sonuçları konusunda endişeli olduğunu dile getirmektedir.

MÜDAHALEYE HALKTAN DESTEK GERİLEDİ

Bu ikircikli tutum ABD’nin uluslararası statüsünü korumak hedefiyle Amerikan ekonomisi ve iç siyaseti arasında giderek açılan makastan kaynaklanmaktadır. Öte yandan müdahalenin stratejik hedefi, hedefe ulaşabilme kabiliyeti ve maliyeti belirsizliğini korumaktadır. Öncelikle Bush döneminden sonra Amerikan kamuoyu uluslararası müdahale ve savaşlar konusunda temkinli hale gelmiştir. Suriye’ye yönelik bir müdahaleye destek son yoklamalarda yüzde 25’e gerilemiştir. Bu durum Amerikan Kongresine de yansımaktadır. Mali konularda yetkiyi elinde tutan Temsilciler Meclisinin İstihbarat Komitesi ve Askeri Hizmetler Komitesinde hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat temsilciler müdahaleye karşı fikirleri açıkça dile getirmektedir. Diğer yandan Cumhuriyetçi Senatörler John McCain, Lindsey Graham, Mark Kirk, Marco Rubio ve Demokrat Senatör Bob Casey sınırlı bir müdahale talep etmektedirler. Ancak gerek Çay Partisi gerekse liberteryen eğilimli muhafazakarlar Cumhuriyetçilerin
-özellikle Temsilciler Meclisinde- Cumhuriyetçi Parti içinde müdahale yanlısı bir pozisyonun belirmesini engelleyecektir. Sonuçta Libya müdahalesinde Kongreyi devre dışı bırakan Obama’nın kendi partisinden gelecek muhalefet de hesaba katıldığında bu sefer işi daha zor olacaktır.

BÜTÜNLÜKLÜ BİR STRATEJİ YOK

Amerikan kamuoyunun pozisyonu Obama’nın Suriye’yi Amerikan güvenliği açısından merkeze taşıyan bir kampanya yürütmesiyle değiştirilebilir. Kongrede de müdahale için pazarlık sonucunda belli bir mutabakata ulaşılabilir. Fakat Obama yönetimi henüz Suriye konusunda bütünlüklü bir strateji belirleyebilmiş değildir. Obama’nın Bush yönetimine temel eleştirisi hedefleri ve araçları belli olmayan bir strateji uygulamış olmasıydı. Görünen odur ki Bush’un zaaflarının kaynağı kişisel niyet ve kabiliyetten ziyade yapısaldır. Obama yönetimi Libya müdahalesinde olduğu gibi Suriye krizinde de bölünmüş durumdadır. Dışişleri Bakanı John Kerry, Savunma Bakanı Chuck Hagel ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Denis McDonough askeri müdahale konusunda temkinli bir tutum sergilerken, Libya konusunda tartışmayı kazanan müdahaleci liberaller Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice ve ABD’nin BM Büyükelçisi Samantha Power Suriye’ye askeri bir müdahaleyi savunmaktadırlar. Bu fikir ayrılığında Obama’nın daha çok birinci gruba meyledeceği tahmin edilmektedir. Ancak Suriye’de Obama’nın ilan ettiği kırmızı çizgilerin ihlal edilmesi bu grup içindeki tartışmayı da etkileyecektir. Şu anda öne çıkan seçenek Obama yönetiminin Cruise füzelerine dayalı sınırlı bir saldırı gerçekleştirmesidir. Böyle bir operasyon ise kırmızı çizgilerin üstünü bir kez daha çizmek dışında herhangi  bir stratejik hedefe ulaşamaz. Başka bir deyişle Obama icabında güç kullanabileceğini göstermiş olur ancak Irak’taki gibi işgale varan bir müdahaleye yönelmez. Yine de bu hareket ABD’yi daha fazla Suriye’deki krize dahil edecek ve  ilerideki gelişmeler belki daha kapsamlı bir güç kullanımını zorunlu kılacaktır. Buna karşı ABD sınırlı bir müdahale sonrası Cenevre II’yi gerçekleştirmek üzere kolları sıvayabilir ki bu durumda ilişkilerin dibe vurduğu Rusya’yı ikna etmesi gerekir. Obama’nın müdahale için BM Güvenlik Konseyine işaret etmesi bu konuda bir niyet beyanı olarak okunabilir. Eğer bu analiz doğruysa yüzlerce sivilin yaşamını yitirdiği 22 Ağustos saldırısı aslında ABD’yi müzakere masasına zorlamayı amaçlayan bir manevra olarak yorumlanabilir.

SURİYE DÖNÜM NOKTASI OLACAK

Yüz binlerce insanın hayatına mal olmuş Suriye krizi tipik bir büyük güçler çekişmesi trajedisidir. Uluslararası ilişkiler disiplininde dünya siyasetinin niteliği ve dinamiği Soğuk Savaş’ın son bulmasından bu yana tartışılagelmektedir.
Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra Amerika’nın tartışılmaz üstünlüğü 1990-91 yıllarındaki Körfez Savaşı’nda ilan edilmiş ve Bosna ve Kosova müdahaleleriyle pekiştirilmişti. Böylece ‘90’lı yıllardan bu yana disiplinde yeni dünya düzeninin temel hukuksal ve normatif düzeninin nasıl şekilleneceği üzerine yoğunlaşıldı. Suriye krizi Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan statükonun test edildiği bir süreçtir. Bu bağlamda Suriye krizi gerek Amerikan gücünün sınırları gerek büyük güçler düzenine geçiş, gerekse uluslararası norm ve hukuk kuralları tartışmasında bir dönüm noktası olacaktır.

www.evrensel.net