‘Bedelini çok ağır ödeyecekler’

‘Bedelini çok ağır ödeyecekler’

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, YGS’de ortaya çıkan gerçekler rahatsız etti. Sorunun kaynağına dair tatmin olduğunu söylemek dışında bir şey söylemeyen Erdoğan milyonlarca öğrencinin ve ailelerinin tedirgin olmasına neden olan skandalın faturasını Milliyet Gazetesi Yazarı Abbas Güçlü’ye kesti.Habertürk televizy

Habertürk televizyonunda ‘Sansürsüz Özel’ programına katılan Erdoğan, program adıyla taban tabana zıt görüşler ileri sürdü. Adını vermediği bir yazarın bu işi sürekli tahrik ettiğini savunan Erdoğan, “işi gücü zaten o kişinin bu. Sürekli mensubu olduğu yayın organının televizyonunda, köşesinde bu işi tahrik etti” dedi.

Yargının lehte karar verdiğine dikkat çeken Erdoğan, “Ben diyorum ki ikinci imtihana ha gayret. Burada da yine medya var. Medyada da bunu kimlerin sürüklediğini biliyorsunuz. Bana isim verdirtmeyin. İşi gücü zaten o kişinin bu” diye konuştu.

YGS skandalıyla ilgili öğrencilerin yaptığı eylemleri de illegal örgütlerle bağlantılandıran Erdoğan, “Ondan sonra dalga dalga bu illegal örgütlere kadar uzandı. Yürüyenlerin kaç kişi olduğunu görüyorsunuz, biliyorsunuz. Öğrenci tabi ne bilir. Başına böyle bir şey gelmiş. Önüne sürüyorlar. Hâlâ bunun istismarını yapıyorlar.”

Bu konuda bir görevlendirme olduğunu savunan Erdoğan, “Diyorum ya görevlendirme var. Görevlendirenler de belli. Ben o kişinin sürekli bu işin üzerindeki kampanyasını ben söylüyorum. Delil belge falan değil. Sürekli mensubu olduğu yayın organının televizyonunda, köşesinde bu işi tahrik etti. Bunlar mahşeri vicdanda mahkum olacaklar. Gelecekte bedelini çok ağır ödeyecekler tabii” dedi.

Program sunucusunun  “Vicdanen mi, hukuken mi?” sorusunu yanıtlayan Erdoğan, “Belki hukuken de olabilir yani. Belli olmaz. Çünkü burada mağdur durumuna düşen ÖSYM Başkanı bunlar hakkında bana göre dava açması lazım. Şu işler, imtihan, her şey bitsin, sonra bu işin üzerine kendisinin de gitmesi lazım. Onun da hakkını araması lazım” dedi.


AYAĞINA TAŞ DEĞSE BASINI SORUMLU TUTUYOR

Ahmet Abakay (ÇGD Genel Başkanı): Başbakan oldum olası medyayı, gazetecileri, basın ve ifade özgürlüğünü kendine rakip görüyor ve düşmanca davranıyor. Bu doğru değil.

Abbas Güçlü’ye yönelik ifadeleri büyük haksızlık. Başbakan, ayağına taş değse basını sorumlu tutuyor. Nitekim Strazburg’da da Ahmet Şık’ın yayınlanmamış kitabını bomba malzemesi olarak ifade etmişti.

Bu tutum YGS olayında da sürüyor. YGS olayında Abbas Güçlü önemli bir görev yaptı, somut, belgelerle konuştu, yol gösterdi. Bu konuyu en iyi bilen meslektaşlarımızdan biridir Abbas Güçlü. Gönül isterdi ki Başbakan Abbas Güçlü’den yararlansın, görüşlerine değer versin. O zaman daha kolay anlaşılır ve inandırıcı olurdu.
Eğer AKP bu seçimlerde çok büyük gerileme yaşar, -ki, benim kanaatim o yöndedir- dönüp arkadaşlarına ‘biz nerede hata yaptık’ diye sorarsa bilsin ki en büyük hatalardan birisi üniversite gençliğinin geleceğini karartması ve YGS olayıdır. Orada çıkmaza girdiler, artık mızrağı çuvala sokamadılar. Sınava giren bütün adaylar, sorumlunun hükümet olduğunu biliyor. Başbakan ideolojik davranıyor ve gerçekleri görmüyor.
Biz ÇGD olarak sonuna kadar Abbas Güçlü’nün yanındayız. Çünkü o gazetecilik yapıyor. Eğer Başbakan yakında Abbas Güçlü’yü ‘terörist’ ilan ederse de şaşırmayacağız.

TERÖRİST İLAN ETMEKTEN FARKI YOK

Ercan İpekçi (TGS Genel Başkanı): Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, YGS soru kitapçıklarındaki ‘şifrelendirme’ ile ilgili haberlerden duyduğu rahatsızlığı, eleştirilmeye tahammülsüzlüğün ötesinde, gazetecileri tehdit edecek düzeye kadar ilerletti. Katıldığı bir televizyon programında yaptığı açıklamalarla, isim vermeden özellikle bir gazeteciyi hedef göstererek, YGS konusunda ‘talimatla kampanya yürütüldüğünü’ iddia eden Başbakanı, meslektaşlarımız hakkındaki bu dayanaksız suçlamalarından dolayı kınıyoruz. Bunun, cezaevlerindeki gazetecileri ‘terörist’ ilan etmekten hiçbir farkı yoktur.

Devleti yönetme sorumluluğu kendisine verilmiş olan Başbakan, meslektaşımız hakkındaki tehditlerini daha da ileri götürerek, ‘Şimdi değil ama ileride bu kişinin başına neler geleceğini bilemeyiz’ diyebilmiştir. Her türlü baskı ve tehdite rağmen, gazetecilik faaliyetlerini, meslek ilkelerine uygun olarak en iyi şekilde yapmaya gayret eden meslektaşlarımızın ‘yargısız infaz’ edilmelerine sessiz kalamayız. Başbakanın bu açıklamalarını protesto ediyor, meslektaşlarımızla dayanışmamızı bir kez daha vurguluyoruz.

MEDYANIN GÖREVİ

Doğan Tılıç (G/9 Gazeteci Örgütleri Platformu Dönem Sözcüsü): Sayın Başbakan’ın medyayı hedef almasının ilk örneği değil bu. Daha önce de AKP fikriyatına karşı çıkan, hükümetin icraatlarını eleştiren pekçok gazeteciyi hedef alan açıklamaları oldu.

Hatta Başbakan’a soru sormanın bile bu ülkede, akreditasyonla girilen kamusal alanlara girilmesinin engellenmesine yol açtığına tanık olduk. Demokratik ülkelerde medyanın görevi hükümetin icraatlarını eleştirmek, kamu adına iktidarı denetlemektir.
Bunu yapanlar değil, yapmayanların gazetecilik adına eleştirilmesi gerekir. Ne yazık ki, Başbakan’ın ‘eleştiri’lerinden sonra kimi bürokratların vazife edinip, eleştiren kişilere karşı fiili yaptırım uyguladıklarına da çok tanık olduk. Başbakan gazetecileri hedef almayı bırakıp, gazetecilerin eleştirilerine konu olan icraatlarını düzeltsin. O zaman kendi işini yapmış olur.


GAZETECİLİK ZOR ZANAATMIŞ

BAŞBAKAN’ın hedef aldığı, birileri tarafından görevlendirildiği açıklamasını yaparken hedefinde olan Abbas Güçlü dünkü köşesini tehdidin adını anmadan bu konuya ayırdı. İşte Abbas Güçlü’nü ‘Gazetecilik zor zanaatmış’ başlığıyla yayımlanan yazısından bazı bölümler:

“Bir de derler ki eğitim gazeteciliği en kolay olanı. Oysa meşakkatli olanı. Üstelik mayın tarlası gibi. Daha da önemlisi, ne İsa’ya yaranırsınız ne de Musa’ya...
Eğitim gazeteciliğinde 30 yılımı doldurdum. Bir anlamda son 30 yılda, eğitim adına olup bitenlere tanıklık ettim. 10 binin üzerinde makale yazdım. Çoğu da eleştireldi. Niye? Çünkü çocuk ve gençlerimizin çok iyisini hak ettiğine inandım, inanmaya da devam ediyorum...

Bugüne kadar tek yazım tekzip edilmedi. Kemal Gürüz dışında dava açan da olmadı. O davalar da hep lehimize sonuçlandı...

Bugüne kadar yazdığım her yazının ve yaptığım her haberin arkasındayım. Şimdiye kadar hiç kimse, yalan, yanlış, kasıtlı ya da maksadı aşan yazılar yazdın demedi, şu yazdıkların doğru değil diye düzeltme göndermedi. Çünkü yazmadan önce birinci önceliğim hep doğruluk olur. Belgesi olmadan, konuyu kavramadan kalemi elime almam.
...
Bugün bize kızan, kırılan ya da gönül koyanlar da çok iyi bilsinler ki, eğer çevrelerinde kendi doğrularını savunacak tek kişi kalmasa bile biz yine hep yanlarında olacağız. Yeter ki haklı olsunlar...
...
Üzerimde 20 milyon öğrenci ve 30 milyon velinin sorumluluğu var. Gözden kaçan en ufak bir ayrıntı bile birinin geleceğinin heba olmasına neden olur diye kılı kırk yardım.
...
Ak Parti diğer konularda gösterdiği istikrarı ve performansı, eğitimde gösteremedi. Bazen engellendi bazen de attığı taşlar yerini bulmadı. Diğer bakanlıklardan çoğu hiç el değiştirmezken Milli Eğitim üç kez el değiştirdi.
...
Beni daha iyi tanımak isteyenlere ya da yaptıklarımı sorgulamak isteyenlere önerim, gazetecilik geçmişimi araştırmaları. Dün başkalarına yapılmayıp da kendilerine yapılan ne var?..
...
Yazdığımız her satırın hukuki ve vicdani sorumluluğunun bilincindeyiz ve arkasındayız. İktidardan muhalefete, bürokratlardan velilere, çocuklardan gençlere, herkes kendini nasıl biliyorsa bizi de öyle bilsin. Çünkü biz de onlardan biriyiz...”

www.evrensel.net