13 Haziran’da herkes Blok’u konuşacak

13 Haziran’da herkes Blok’u konuşacak

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blok’u İstanbul 1. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Sebahat Tuncel’in Kartal’dan başlayıp Tuzla’da sona eren, aralara ev ziyaretleri eklenen yoğun günlerinden biri. Yoğun ama yaslı... Ve tabii öfkeli… Yaslı çünkü henüz yirmili yaşlarını süren 12 genç sınır

Serpil İlgün

Seçim arabalarının müziği susuyor bu yüzden. Büro açılışlarının davulu, zurnası, halayı, sevinci, heyecanı, coşkusu çekiliyor. Yas kalıyor geriye. Yas ve öfke!
Ama bu yas ve öfke Kürt halkını adaylarına daha sıkı bağlıyor. Tuncel’in aracının etrafı ilçelerin, mahallelerin girişlerinde görünür görünmez her yaştan kadın, genç, yaşlı ve çocukla çevriliyor. Araçtan indiğinde ise insan bedeninden oluşan bir koruma çemberinin içine alınıyor Tuncel. “Şehit Namırın”sloganlarıyla yürünüyor sokaklar. Kızlarını, kız kardeşlerini bağırlarına basmış ve korku duvarını çoktan aşmış kadınlar, gençler, çocuklar aynı duyguda birleşiyor. Öyle bir yer ki orası hiçbir kurşun, top tüfek işlemez. Öyle bir yer ki, ne yorgunluk bırakır, ne de umutsuzluk. Orda moraller yükselir, orada iyileşilir ve güçlenilir. Öyle de oluyor. Sebahat Tuncel her seferinde, o gözeten, sakınan, seven, sayan çemberden daha kararlı, daha umutlu, daha inançlı çıkıyor.

Ağırlıkla kadınların oluşturduğu bir ekiple seçim çalışmalarını sürdüren Sebahat Tuncel’le, bu ağır havaya rağmen yüksek bir moral ve tempoyla sürdürülen seçim çalışmalarını, artan devlet şiddetini, kadın sorununu ve ilk kez seçim çalışması yapıyor olmasının duygusu üzerine konuştuk.

Başbakan, BDP’yi, dolayısıyla Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nu hedefleyen propagandasını sürdürüyor. Son olarak BDP’yi Kürt sorunun çözümü için en ufak bir çaba göstermemekle ve ortalığı karıştırmakla suçladı. Oysa sadece geride kalan 1 aya bile baktığımızda veto, sivil eylemlere saldırılar, gözaltılar ve operasyonlar var. Bu, gerçekliğin ters yüz edilmesindeki niyeti nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu kaos ve krizin sebebi bizzat Başbakan’ın kendisidir ama bunun üzerini örtmek için ya da kendisine gerekçe yaratmak için BDP üzerinden izah etmeye çalışıyor. Siz operasyon yaptığınızda Kürtlerden de, demokrasi güçlerinden de bunun kabulünü bekleyemezsiniz. Bunun doğal olarak bir refleksi var. İnsanlar da bunu gösteriyor. Kürt halkı artık çözüm istiyor. Çatışma, inkar, imha politikaları 30 yıldır sonuç vermedi, bundan sonra da vermeyecektir. Dolayısıyla sorun çözülsün. Bu sorunun çözümü konusunda da Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blok’u olarak irade beyan ediyoruz. Aslında AKP iktidarının yaptığı şey bu irade beyanına darbe vurmaktır. O yüzden savaşta da kuralsız. Son bir ayda 40’a yakın gerilla yaşamını yitirdi. KCK operasyonları adı altında binlerce kişi gözaltına alındı, yüzlercesi tutuklandı. Türkiye kamuoyu sorun Kürtlerden kaynaklanıyormuş gibi çözümü de Kürtlerden bekliyor. Oysa sorunu çözecek olan devlettir.

Başbakan’ın ‘Kürt sorunu yoktur’a geri dönmesi, tartışma konularından birini oluşturuyor. Ve bundan endişe duyuluyor. Açılım, Kürt sorunun çözümüne bir olumluluk katmış mıydı ki, kapanmış olması artı bir endişe versin?

Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti’nde bir hükümet, bir de devlet vardı. AKP ile birlikte özellikle 2005’ten sonra o aradaki fark kapandı. Şimdi devleti ele geçiren zihniyet AKP’nin kendisi. AKP, demokrasi söylemi adı altında bütün kurumların üzerinde hakimiyet sağladı. Kürt sorunu konusunda, Alevilik konusunda açılım yapacağını söyledi. Aslında biz başından beri bunun açılım değil, bir tasfiye politikası olduğunu söyledik. Kaldı ki gizlemediler de. Ama Türkiye kamuoyu bunu görmek istemedi. Kamuoyu sorunun çözümünü istiyordu. O yüzden de o perspektiften bakmak istedi ve açılıma büyük destek verdi. Özellikle liberal kesimler, aydınlar bunu önemsedi. Biz bunun tasfiye olduğunu, barış grubunun Türkiye’ye getirilişinde gördük, KCK operasyonlarında gördük, bir yandan İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan’la yapılan diyaloglarda gördük. Son dönem askeri ve siyasi operasyonların artmasında gördük. Bunun Türkiye kamuoyunda doğru algılanmaması, AKP’nin büyümesini de beraberinde getirdi. Çünkü herkes AKP’den beklenti içinde oldu. ‘AKP yapar, işte askerle de hesaplaşıyor, demokratikleşme konusunda adım atıyor’ denildi.

Yani AKP sadece Kürt sorununun çözümü konusunda değil diğer alanlarda da bir illüzyon yaratmayı başardı?

Çünkü demokrasi maskesini iyi taşıdı. Oysa AKP doğası gereği muhafazakar bir yapıda, değişimin öncüsü olamaz, demokrasiyi falan getiremez. AKP “demokrasi” adı altında en antidemokratik uygulamaları yapıyor. Mesela Ergenekon davasını muğlaklaştırdı; hâlâ derin devlet açığa çıkartılmış değil, çeteler yargılanmıyor. Örneğin Terörle Mücadele Kanunu AKP döneminde bu hale getirildi. Cezaevlerindeki hukuksuzluk, düşünce özgürlüğüne yönelik görülmemiş saldırılar, internet sansürü, eğitim sisteminde yaşanan rezaletler… Yine hiçbir dönem, neo liberal politikalar Türkiye’yi bu kadar teslim almamıştı. Bir yandan bir grubun alabildiğine zenginliği, bir yandan işçinin emekçinin yoksulluğu, örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller, hak gaspları, özelleştirmeler… Bunlar hep birbiriyle bağlantılı. Sadece Kürt sorununda değil, AKP emekçilerin hak ve özgürlük meselesinde de ikiyüzlü bir politika izliyor.

Burada CHP nerede duruyor? Zira operasyonların devam etmesi CHP’yi rahatsız etmiş görünmüyor. Bir yandan da değişen CHP iddiası var. Değişim, CHP’nin devlet refleksini kapsıyor mu sizce?

CHP’nin bazı söylemlerinde bir değişiklik var ama politikada bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Kılıçdaroğlu hala Kürt körü. Türkiye sosyal demokrasisi Kürt sorununa kayıtsızdır, görmezden geliyor, klasik terörle mücadele konsepti onlar için de geçerli. Kürtlere kolektif haklar yerine, bireysel bazı hakları yeterli görüyor. CHP’de bireysel bazı çabalar var gibi görünüyor ama bu daha çok seçim öncesi Kürtlerden oy almak amacını taşıyor. Çünkü diğeri programlarına yansır. Aslında Erdoğan ile Kılıçdaroğlu’nun söylemi aynı. Biz CHP’nin gerçekten ezilenden, emekçiden yana olmasını isteriz ama bunu göremiyoruz.

Böylesine ağır bir havada ve son derece eşitsiz şartlarda seçim çalışmalarınızı nasıl yürütüyorsunuz? Yaşadığınız temel sıkıntılar neler?

Aslında seçim çalışması yapmıyoruz, yapamıyoruz da. Yüzde 10 barajı, para barajı, veto krizi. Bütün bunları bir şekilde aşıp gerçekten parlamentoda Türk ve Kürt emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin sesi olma iddiamız var. Ama ölümlerin olduğu yerde siz seçim çalışması yapamıyorsunuz. Bu çok ciddi bir problem ve bir yandan halkımızın acısına sahip çıkma, onlarla birlikte olma, bir yandan da seçim çalışması yürütme gibi bir durumumuz var. Bu seçimi biliyorsunuz, veto protestolarında öldürülen İbrahim Oruç’a atfedeceğiz. Bunun gerçekten ağır bir sorumluluğu var. Dolayısıyla bu sorumlulukla çalışıyoruz. Aslında biz Blok olarak seçim çalışması değil, Türkiye’nin geleceğini kurma, ortak mücadeleyi sağlama ve bu ortak mücadelede yan yana duruşlarımızı güçlendirmek için çalışma yürütüyoruz ve alanlarda da bunu söylüyoruz. Bunun pozitif karşılığını da görüyoruz. Herkes bunu istiyor çünkü. Dolayısıyla seçim sonuçlarının böyle bir durumu da olacak diye düşünüyorum. 13 Haziran’da herkes Blok’u konuşacak. Çünkü diğerleri için sonuç aşağı yukarı belli.

EŞİTLİĞE İNANMAYANLAR KADIN POLİTİKASI GELİŞTİREMEZ

AKP ve CHP başta olmak üzere düzen partilerinin vaatlerinin önemli bir bölümü kadın hedefli. Kadın başlığı bildirgelerinde ilk kez bu kadar yer tutuyor. Pratiklere bakınca, bu çelişik tablo için neler söylersiniz?

Kadın özgürlüğü meselesi seçimlere kurban edilmeyecek kadar değerli. Gerçek anlamda eşitliğin, adaletin temelini oluşturan bir konu. Bu eşitsizliğin ortadan kalkması devrimsel bir durumdur aynı zamanda. Yani bu sadece kadının değil, toplumun sorunudur. Stratejik bir bakış açısını, eşitliğe inanmayı gerektirir. Bu ülkenin Başbakanı ‘ben kadın erkek eşitliğine inanmıyorum’ diyor. Kadın erkek eşitliğine inanmayanların kadın politikası geliştirmesi mümkün değildir.

Zaten Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı da kaldırıyor…

Evet, yerine Aile ve Sosyal Politika Bakanlığı’nı getiriyor. Kadını birey olmaktan çıkarıp aile içinde silikleştiren bir politika bu. ‘Kadınlar özgür, erkekle eşit bir birey olamaz. Ne yapabilir? Erkeğe hizmet edebilir’ diyor AKP ve politikalarını da bunun üzerinde oluşturuyor.

CHP açısından da benzer bir durum geçerli. Yani erkek egemen yaklaşım onda da var. Mesela, kadınlara 600 lira vermek kadınları eve bağlayan, sokağa çıkmasını engelleyen bir yaklaşım.

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blok’u kadın sorununu nasıl ele alıyor?

Biz Blok olarak kadın meselesine çok farklı bir noktadan bakıyoruz. Kadına eşit ve özgür bireyler olarak toplumda daha etkin görev alması konusunda yaşamı değiştirecek, dönüştürecek temel dinamik olarak bakıyoruz. Kadınların yer almadığı bir yaşamın problemli olduğunu düşünüyoruz. Sadece kadınların değişmesi yetmez. Kürt sorununda olduğu gibi, kadın sorunu kadınların sorunudur, kadınlar çözsün şeklinde yaklaşılamaz. Çünkü kadınlar bu sistemin mağduru. Katlediyor, şiddete maruz bırakıyor bütün bunlara karşı kadınlar örgütlenecek, evet. Ama bu sistemin kendisinin de değişmesi lazım.

BU HALKA BORÇLUYUZ

Dört yıl önce cezaevinden Meclise geldiniz. Evet, zaten sokakta, halkın içindesiniz ama yine de seçim çalışması yapmak biraz daha farklı. Neler hissettiriyor?

Geçen sefer çok farklıydı; cezaevindeydim, arkadaşlarım benim için çalışıyordu. Kürt özgürlük hareketi açısından, kadın hareketi açısından önemli bir deneyimdi. Bu, kişisel bir durumdan ziyade, sisteme karşı elde edilmiş bir zafer diye düşünüyorum. Aynı zamanda bizim de sorumluluklarımızı artıran bir şey. Yani halkın bu emeği, çabası, özverisi karşısında doğal olarak siz de daha çok emek, daha çok çaba gösteriyorsunuz ve borçlu hissediyorsunuz kendinizi. Emeğimizi, yüreğimizi, düşüncemizi ortaklaştırmak ve ortak mücadeleyi yürütme konusunda neler yapabiliriz? Blok’u yükseltmek, mücadeleye katkı sunmak açısından baktığımızda bu çok önemli. Buradan bakıyorum. Yoksa kişisel bir durum olarak bakmıyorum. Halkla buluşmak, onların duygusunu, düşüncesini almak önemli. Her defasında daha borçlu hissediyorum. Daha çok şey yapmam gerektiğini düşünüyorum. Çünkü halkın o kadar büyük özlemi, beklentisi var ki ve o kadar coşkuyla sahipleniyor ki sizi. ‘Bunun gereğini daha güçlü yerine getirmeliyim’ diyorsunuz. Dört yıldır yaptığınızın bir yere değdiğini de görüyorsunuz. Yani size oy verenleri mahcup etmemiş olmak, iyi bir şey.

BAZEN ÖFKE BİLE BİR MERAKA DÖNÜŞÜYOR

Meclise girdiğinizden bu yana, medyada size yönelik özel bir tutum geliştirildi. Negatif bir algı yaratıldı. Polise tokat meselesinde de bu tutumun sürdüğünü gördük. Yaratılan algının sokaktaki yansımalarına ilişkin gözlemleriniz neler? Nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Doğrusu ikili bir durum var. Bir tarafta halkın büyük coşkusu, bir tarafta kara propagandanın etkileri. Öfkeyle bakanlar da oluyor bu nedenle. Ama yine de ben o öfkenin bile bir meraka dönüştüğünü düşünüyorum. Tanıştığımda reflekslerinin çok farklı olduğunu görüyorum. Ama tabii zor bir iş... Bu sisteme karşı, eşitsizliğe, ayırımcılığa, hak gasplarına karşı mücadele ediyorsunuz. Bunun doğal olarak bazı zorlukları olacak. Sürekli hem halkı düşünmek durumundasınız, hem siyaseten durduğunuz noktayı doğru temsil etmelisiniz, hem de gelecek olumsuz şeyleri gidermek durumundasınız. Dört yıldır bunu yaşıyorum ama hala alışamadım. Bazı gereklilikler insana bir yol çiziyor, siz de bu yolda doğru temsil yapmaya çalışıyorsunuz.

‘BLOK’A SALDIRILIYOR ÇÜNKÜ BİRLEŞMEMİZ ONLARI KORKUTUYOR’

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku iki şeyi başardı. Böl-parçala-yönet mantığı ile Kürtleri birbirine düşman eden politika bir defa boşa çıkartıldı, Kürtlerin büyük kısmı aynı cephede yer aldı. İkincisi Türkiye devrimci, demokrat emekten yana ezilenden yana sosyalist güçler bu Blok’un içinde yer aldı. Bu özlemini duyduğumuz Türk işçisi ile Kürt işçisinin ortak kaderi açısından, Kürt ve Türk halkının ortak geleceği açısından önemli. Blok bu yüzden moral motivasyon yarattı. Saldırılar tam da buna yönelik aslında. Çünkü bu birleşme onları korkutuyor. Bu birleşme sağlandığında aslında Türkiye’yi yönetenler böyle yönetemeyecekler. Anayasayı kendilerine göre yapamayacaklar. Bunu engellemeye dönük bir yaklaşım var. Yani sadece Kürtlere dönük değil, Türkiye demokrasi güçlerine yönelik de bir baskı var.

www.evrensel.net