'12 Eylül'ün ana felsefesi devam ediyor'

Demokrasi paketinde yer alacak düzenlemelerin ve hazırlanacak anayasanın demokratikleşmenin ana tartışmalarından olduğunu dile getiren EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, "Mevcut anayasa 12 Eylül diktatörlük koşullarında hazırlanmış, zorla halka onaylatılmıştır, üzerinde pek çok değişiklik yapılmasına rağmen 12 Eylül'ün

Türkiye'nin en köklü sorunlarından olan "Kürt sorunu"nun çözülmesi konusunda tartışmaların sürdüğü ve PKK tarafından geri çekilme, esir askerlerin serbest bırakılması dahil olmak üzere çok önemli adımların atıldığı bir dönemde hükümetin adım atmamasına siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları tepki göstererek, Türkiye'nin en temel sorunlarından biri olan Anayasa'nın değişmesini ve hükümetin hazırladığı demokrasi paketinin her kesimle paylaşılması gerektiğini belirtti. Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Selma Gürkan, günümüz Türkiye'sinde halkın beklentilerine, ihtiyaçlarına cevap vermeyen bir anayasanın kökten değişiminin tartışmasız bir ihtiyaç olduğunun altını çizerek, bu ihtiyacı hemen hemen herkesin demokrasi adına dillendirdiğini ifade etti.

'YENİ ANAYASA İHTİYACININ NEDENİ İLK DÖRT MADDEDİR'

Gürkan, "Aslında yeni bir anayasa ihtiyacını dayatan nedenlerin başında ülkenin demokrasi sorunlarının temelini teşkil eden ilk dört maddesindeki tekçilik ve yasaklar geliyor. AKP hükümetinin üzerinde çalıştığı anayasanın, son tartışmalarla birlikte, demokrasi, hak ve özgürlükler beklentilerine cevap veren bir hazırlık olmadığı açığa çıkmıştır. Bir etnik kökene vurgu yapan, anadilde eğitim ve kamu hizmetini görmeyen bir anayasa ne kadar demokratik olabilir, hangi beklentiye cevap verebilir ki? Ayrıca şu 'sandık ve demokrasi' tartışmaları, halk adına en iyi kararı ben veririm yaklaşımıyla devam etmektedir. Oysa halk nasıl yönetilmek istediğine kendisi karar vermelidir. Bir toplumsal sözleşme olarak ifade edilen anayasanın hazırlık süreci ve içerdiği hak ve özgürlükler, halkın iradesini tanıyan ve onun ihtiyaçlarına, beklentilerine cevap veren olmalıdır. Şimdi hazırlıklara bakıyoruz, Meclis'teki 4 parti temsilcilerinin yer aldığı komisyon marifetiyle anayasa hazırlanmaya çalışılıyor. Sonuçta tekçiliği, yasakları barındıran bir düzenlemede doğal olarak uzlaşma sağlanamadı, kaldı ki uzlaşma sağlansaydı bile sendikalar, demokratik kitle örgütleri, üniversiteler, meclis dışı siyasi partiler, toplumsal mücadele platformları gibi oluşumların dahil olmadığı bir ön hazırlık demokratik olabilir miydi? Kısacası anayasanın içeriği kadar nasıl hazırlandığı da önemlidir" değerlendirmesinde bulundu.

'TEKÇİ VE YASAKÇIDIR'

Mevcut anayasanın, Türkiye'deki etnik, inançsal ve kültürel zenginliği gören ve bu çeşitliliğin varlığını güvence altına bir anayasa olmadığına işaret eden Gürkan, "Yani tekçidir ve yasakçıdır. Mevcut anayasa 12 Eylül diktatörlük koşullarında hazırlanmış, zorla halka onaylatılmıştır, üzerinde pek çok değişiklik yapılmasına rağmen 12 Eylül'ün ana felsefesi devam etmektedir. Kürt sorununun demokratik çözümü, farklı kimlik ve kültürlerin varlığının güvencesi, gerçek laiklik ve inanç özgürlüğü, basın ve ifade özgürlüğü, gösteri ve toplantı yapma özgürlüğü, emeğin örgütlenme dahil hak ve özgürlükleri, siyasal özgürlükler gibi hakların güvence altına alınması ihtiyaçtır. Yine halkın siyaset yapmasının önündeki en önemli engellerden olan seçim barajları ve kamu kaynaklarından belli siyasi partilere trilyonlara varan bütçe ayrılmasının tartışmaya açılması ve kaldırılması gerekmektedir" dedi.

DEMOKRATİKLEŞMENİN ANA TARTIŞMALARI

"Demokrasi paketinde" yer alacak düzenlemelerin ve hazırlanacak anayasanın demokratikleşmenin ana tartışmalarından olduğunu dile getiren Gürkan, şunları dile getirdi: "Aslında birbirini tamamlayacak şekilde ele alınması gerekir. Şimdi bakıyoruz, Ocak ayından beri genç ölümlerinin olmamasının yarattığı bir olumlu hava var. Ama bu havanın kalıcı olması için başından beri diyoruz ki; Hükümet adım atmalı ve demokratikleşme için anayasa değişikliği dahil, yasal, toplumsal düzenlemeleri başlatmalıdır. Hükümet habire bir pakettir açıyor; ama içinden hala baskı, yasak ve tekçilikten başka bir şey çıkmıyor. İyi de bu çatışmalar, bu toplumsal kalkışmalar durduk yerde olmadığına göre, hükümet hak ve özgürlük isteyeni görmek zorunda. Şu uyarı da sürekli yapılıyor, süreç geri giderse çok daha fazla acı yaşanacak ve toplumsal olarak derin bir kopuş kaçınılmaz olacak. Nedense hükümet bu uyarıları bir tehdit, bir şantaj olarak algılıyor, oysa durum hiç de öyle değil. Bugün siyaset yapanların bu durumu görmüyor olması düşünülemez. Hükümet hem iç politikada hem dış politikada bir tercih yapıyor, siyasetini bu tercih üzerinden kuruyor; ama bu tercihlerin ülkenin geleceği, halkların geleceği, emekçilerin, gençlerimizin geleceği için hayırlı tercihler olmadığını görüyoruz." (ANKARA)

www.evrensel.net