Kadınların derdini dinleyen var mı?

Kadınların derdini dinleyen var mı?

Güvercintepe mahallenin adı. Eskiden Bayramtepe denirmiş ya, yaşanan bir tek gün bile bayram tadında geçmediğinden değil ama yine de değiştirmişler ismini…1980’lerden beridir, ekmek derdine, Karadeniz’den, doğudan ve güneydoğudan yatak döşekleri, üç beş parça kıyafetleri ve ellerinden sıkı sıkı tuttukları &

Sema Barbaros

Güvercintepe mahallenin adı. Eskiden Bayramtepe denirmiş ya, yaşanan bir tek gün bile bayram tadında geçmediğinden değil ama yine de değiştirmişler ismini…

1980’lerden beridir, ekmek derdine, Karadeniz’den, doğudan ve güneydoğudan yatak döşekleri, üç beş parça kıyafetleri ve ellerinden sıkı sıkı tuttukları çocuklarıyla göç eden insanların İstanbul’u burası. Bir çatı var üstlerinde, kadınlar bahçe belledikleri bir karış toprağı ha bire ekip durmakta, allı güllü çiçeklerle soluk yaşamlara azıcık renk gelsin, olursa bir avuç meyve çoluk çocuk onu paylaşsın diye…

İşte o bahçelerden birinde, bizi evin kapısında karşılayan Arzu abla ve komşularıyla buluşup laflıyoruz. Derdimiz seçimleri konuşmak. Ne bekliyor kadınlar, her gün vaatler sıralayan parti liderlerinden? AKP’nin CHP’nin, MHP’nin söyledikleri onların dertlerinin,  ne kadarını karşılıyor?

AKP ÜYESİ DEĞİLSEN BİR DİLİM EKMEK YOK!

Arzu Ateş’in dört çocuğu var, “Bir adam bir de ben altı nüfusun boğazı var evde. Adam kolu kırık çalışmıyor” diyor. Çocukları bırakacak yer olmadığı için çalışamıyor da. Hoş, iş arasa bulabileceğini de düşünmüyor ya! “Seçim meçimle işim olmaz” derken bile ucundan kıyısından anlatıyor beklentilerini. Umudu olmadığı için televizyonlarda sürekli çıkan “adamlardan” kimseyi dinlememiş. “Ne de olsa her seçimde aynı vaatler, aynı şeyleri dinleyip dinleyip kafamızı şişirmenin ne alemi var!”

Güvercintepe’de kimin ağzından “yardım” lafı çıksa bir tartışmadır başlıyor. “Zor bela diktiğim bir evim var, yardım almaya gidiyorsun, diyorlar ki ‘evin var.’ Evimde çalışan kimse yok, bu gecekondunun duvarlarını mı kemirsin çoluk çocuk yemek niyetine! AKP üyesi değilsen sana bir dilim ekmek bile yok” diyor Arzu abla. Oğullarından biri 650 lira aylıkla çalışıyormuş; işte eve düzenli giren tek gelir bu! Yeter mi bu para, yetmez elbet. Pazar pazar dolaşıp malların doldurulduğu sepetleri topluyor Ayşe abla. Kilosu 75 kuruşa satabilirse, eve bir katkı, diyerek mutlu oluyor.

25 yıldır bu mahallede oturuyor, her seçimde kapısını çalmış partiler. “Seçimden önce yolu aşındıranlar seçimden sonra bizi tanımıyor” diyor. “Herkes sağlık sigortasından yararlanacak” lafını duyunca çok sinirleniyor Arzu abla, “Yeşil kartmış, sigortaymış, bilmem neymiş yok bizde öyle bir şey. Hastaneye gitsek kapısında ölürüz”. Oyunu “boş” atmak niyetinde, bunu söyler söylemez komşular çıkışıyor: “E o zaman en çok oyu kim alırsa ona gider senin oyun.” Memnun olmuyor bunu duyunca: “Ben tepkimi söylemek için boş atıyorum, kendine alıyorsa oyu, bu ne biçim iş öyle!”

KİM OLUYORSUN DA İNSANI AYIRIYORSUN?

Güler Ergün, 48 yaşında, kendi deyimiyle “Çöplerin tepesinde güreşen bir kadın”. Ev işinin üstüne “çöpe gidince” yorgunluktan dizlerinin bağı çözülüyormuş. E bir de gece evine getirdiği hurdaları ayıklama derdi var. Günde ancak 4-5 saat uyuyor. 17 sene önce ekmek peşine İstanbul’a geldiğinde böyle olacağını düşünmüyormuş. “Rahat ederiz dedik, rahat nedir unuttuk” diyor.

Yardım dağıtıldığını duyunca belki ona da verirler diye gitmiş. Hurda toplamak için kullandığı arabası var diye hiçbir şey vermemişler. “Araba da araba olsa, başımın belası, tekeri bile yok, öyle kapımın önünde yatıp duruyor, bir de onu alacam diye ettiğim borcun altında eziliyorum” diye anlatıyor. Beş çocuğunun dördü okuyor, en küçük de seneye başlayacak. Güler ablanın içine en çok dokunan, çocuklar “Anne okuldan şunu istediler, anne bu lazım, şu lazım” dediklerinde karşılayamamanın acısını onlardan çıkarmak. Hele kızlarının çöpün içinden çıkardığı kıyafetleri giymesine canı çok sıkılıyor: “Ben de bilirim pazardan yeni kıyafetler almayı, ama olmuyor işte.” Bir başka derdi daha var ki sözü onu söylemeden bitirmek istemiyor. “Her ağzını açan diyor ki; barış getireceğiz. Hani barış? Bizim çocuklarımızın arasına ayrımcılık sokmayın, çocuklarımızın geleceğini kapatmayın. Hepimiz din kardeşiyiz, insanız. Sen kim oluyorsun da insanı ayırıyorsun?”

UMUT VAR Kİ SÖYLÜYORUZ

Reyhan Dursun, üç çocuk annesi, genç bir kadın. Ortalıkta bir seçim havasının olmadığını düşünüyor.  Ama aslında bütün gün çoluk çocuk, ev işleri ile uğraştığından, kadınların pek de o havayı hissetmeye fırsatı olmadığının farkında. Ona göre verilen vaatler gerçekleştirilmeyecek şeyler değil. Doğru düzgün bir parti çıksa olabilir. Devletin bu vaatleri yerine getirecek gücünün olması gerekiyor.

AKP’nin “yardım” diye tarihi geçmiş kumanyalar dağıttığını söylüyor Reyhan. Hoş, o kumanyaları bile herkese dağıtmıyorlarmış. Kendilerine oy vermeyeceğini düşündükleri insanlara o yardımların ucunu bile göstermediklerini kendinden bildiğini söylüyor. Yardımlardan konuşurken “Bunlar konuşmaya bile değmez, herkesin bildiği işler” diyen tavrı, konu barışa gelince değişiveriyor hemen.

Oturduğu koltukta bir dikleşiyor omuzları. “Barış diye bağıranlar barışın böyle sağlanmayacağını bilmez mi? Halkı bilmiyor onlar bir kere, halkın ne istediğini bilmiyorlar. Biz artık cenaze görmek istemiyoruz.” Emek Demokrasi ve Özgürlük Blokunu destekleyecek bu seçimlerde. “Umut veriyor mu Blok size?” diye sorunca “Umut olduğunu bilmezsen bunu söyleyemezsin, umut görüyoruz ki dile getiriyoruz” diyor kendinden emin. Blokun kadınların yarınını düşündüğünü söylüyor Reyhan, bütün kadınların bugünü kurtarmaya çalışırken aslında yarını düşündüklerini, bu yüzden bloka destek vermeleri gerektiğini söylüyor. 

SABIR TAŞI ÇATLADI

Dudu Kazan 15 yıldır oturuyor Güvercintepe’de. Mahalleli nerelidir, ne yapar, en çok neyin sıkıntısını yaşar çok iyi biliyor. Gözlemlerini değme sosyologlara taş çıkartacak şekilde anlatıyor: “Burası çok göç alan bir yer, ekonomik olarak çoğu çok kötü durumda. İnsanlar gelmiş ama niye gelmiş; baskı görmüş doğudan gelen, sanayi olmadığı için, tarım da desteklenmediği için işsizlik yüzünden göçmüş Karadeniz’den gelenler. İş yok, çoğu inşaatlarda çalışıyor erkeklerin, hurdacılıkla geçiniyor aileler. Bugün çalışıyor bugün yiyor insanlar, yarına bırakacak bir tek şeyleri yok.”

Kadınların yaşamı daha zor; çünkü gidip de kendilerini anlatabilecekleri, sürgit yaşamlarının dışına çıkabilecekleri hiçbir şey yok. Gençler ise daha çok tekstilde çalışıyor, o da, ne doğru düzgün bir ücretleri var, ne de sigortaları. “Bırak gençleri, çocuklar çalışıyor burada, doğudan, güneydoğudan gelen ailelerin çocukları okuldan alınıp günde 12 saat tekstilde çalışmak zorunda kalıyor. Ekmek yok ki!”

Seçim vaatlerinin Güzeltepeli kadınlar için ne anlam ifade ettiğini soruyoruz. Derin bir nefes çekip “Bıktık bunlardan” diyor. “Seçim otobüslerinden bağırdıklarıyla kalıyorlar. Kadınlara şunu sağlamış AKP, yok bunu vermiş… Bizi bir kere ziyaret edip de sormuş mu o vaat edenler, n’apıyorsun, pazara çıkınca bir torba doldurabiliyor musun diye? Yok!”

Dudu abla mahalleli kadınların sözünü özetliyor: “Artık sabır taşı çatladı, geri dönüş yok!” Sabır taşını çatlatan en önemli sorunlardan biri barış, ona göre. “Anaların gözyaşı dursun, savaş bitsin diyorlar. Hâlâ evlere ateş düşüyor, hâlâ ağlıyoruz. Bizim yapacağımız iş, bir araya gelmek, sabır taşımızı çatlatanlardan hesap sormak.” Mahalleli kadınlara Emek, Barış ve Demokrasi Blokunu anlatıyor. “Adaylarımızı Meclise gönderebilirsek, biz de burada varız diyebilirsek, o zaman bizim de sesimiz duyulur.” (KIRKYAMA)

www.evrensel.net