Adeviyye ve Tahrir birleşirse ne olur?

Adeviyye ve Tahrir birleşirse ne olur?

25 Ocak devrimiyle başlayan, haziran ve temmuz gösterileri ve Mursi’nin iktidardan el çektirilmesiyle yeni bir evreye giren Mısır siyasetindeki bölünme, yakın bir zamanda bir uzlaşmaya varacak gibi görünmüyor. Devrimin iş, ekmek ve özgürlük temelindeki sloganları ise şu aşamada pek öne çıkamıyor.Bu süre&c

İlyas Coşkun

Bu süreçte belki de en çok öne çıkan Mısır ordusu oldu. 25 Ocak devrimi ve sonrasında halk için siyasete karışmaması gereken bir aktör iken MK iktidarı altında geçen iki yılın sonunda, temmuz darbesine giden süreçte adeta parlayan bir yıldız oldu.

Ordu ekonomik, siyasi ve sosyal olarak Mısır tarihinde önemli bir figür. Hatta kimilerine göre yargıyla birlikte Mısır derin devletini temsil ediyor. Ordunun özellikle 25 Ocak devrimi ve sonrasında karıştığı cinayet, işkence ve kötü muamele sonucu zarar gören imajını tekrar toparlamasında MK iktidarı istemeyerek de olsa büyük destek sundu. Ordu, MK’nin bir ülke nasıl yönetilemez üzerine verdiği dersin de sayesinde ‘eski rejimin kalıntısı’ imajından ‘kurtarıcı’ rolüne hızla geçiş yaptı. Bassem Sabry’nin dikkat çektiği üzere General Sisi, Mısır milletçiliğinin yeni bir sembolü olarak sahnede çıktı ve kabul gördü.

DEMOKRATİK HAK DARBEYLE GÖLGELENDİ

Ne yazık ki bu algı Ulusal Kurtuluş Cephesi, Tamarod (İsyan) Hareketi gibi birliktelikleri de etkisi altına almış durumda. Diğer yandan aşağıdaki örnekleri sıralandığı gibi muhalefet içinde yeni duruma ilişkin itirazlar da mevcut.

Haziran gösterileriyle Mısır halkı demokratik hakkı olan ‘görevden alma’yı uygulamak istedi ancak ordunun darbesiyle bu yarım kaldı. Şu an ki genel havanın aksine ordunun halka işbirliği yaptığı ve devrime sahip çıktığı yanılgısının dağılması ise sadece zaman meselesidir. ‘Üçüncü Meydan’ başlığında hem MK hem ordu yönetimine karşı çıkan Mısırlılar –şu an için sayıları az da olsa- umut ışığıdır. Elbette başka umut ışıkları da var. Darbe sonrası hem işçi hareketinde öne çıkan itirazlar hem de ülke siyasetinde yaşanan önemli gelişmelerden birkaçı şu şekilde:

- Ramazan Bayramı öncesinde de Mahalla’daki kamuya ait büyük tekstil fabrikalarında grevler oldu. Devlet destekli sendikanın işyerlerindeki varlığı, geciken ücretler, ödenmeyen ikramiyeler işçilerin canını sıkmaya devam ediyor. Ayrıca eski Mısır Bağımsız Sendikalar Federasyonu Başkanı, yeni Çalışma Bakanı Kamal Abu Aita’nın sosyal reform vaadine rağmen hâlâ somut bir adım atmamasını da tepki çekiyor.  İktidar değişikliğine rağmen emek karşıtı politikalarda değişiklik olmaması ve buna dair bir emarenin ufukta gözükmemesi, Mahalla gibi sanayi havzalarında grevlerin büyümesini tetikleyebilir.

- Mısır Sağlık Bakanı, birkaç gün önce günlerde yayınladığı bir kararla kamu hastanelerinde grevi yasakladığını duyurdu. Çalışma koşullarının düzeltilmesi ve sağlığa ayrılan bütçenin artırılmasını bekleyen Tabipler Birliği ise bu karar karşısında şaşkın. Doktorlar, kararı tanımayacaklarını söylüyor.

- Ülkede insan hakları alanında çalışmalar yapan Bireysel Haklar İnisiyatifi (EIPR), 27 Hazirandan bu yana yaşanan ölümlerin araştırılması için savcılığa başvurdu. Her fırsatta askere ve polise methiyelerin dizildiği bir ortamda EIPR, yaşanan yüzlerce ölüm nedeniyle güvenlik güçlerinin sorumluluğuna dikkat çekti.

- Kardeşliğin sempatizanları ile karşıtları arasındaki çatışmalar milliyetçi-muhafazakâr karşıtlığını beslerken diğer yandan da Hıristiyan halka yönelik saldırılar da endişe verici boyutlara ulaştı. Bu süreçte dikkat çeken ise, kendisi de hükümetin bir parçası olan Mısır Sosyal Demokrat Partisinin, iktidara çatışmaları durdurması için açıktan çağrı yapması oldu.

- Medya, özellikle televizyon kanalları yoğun bir milliyetçi propaganda içinde. Televizyonların halini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyan Ola Galal2, bu tarz haberlerin 2011’den beri yapıldığını belirtiyor. Galal, 2011’de Mübarek’in adamları düşmanken, bugün İhvan’ın hedef tahtasına konduğunu söylüyor. Ayrıca emniyet ve ordu gibi kurumlara yapılan methiyelere de dikkat çekiyor.

- Darbeyi destekleyen basında geçici hükümetin, ‘kriz çözen değil yöneten’ bir hükümet olacağı vurgulanıyor. Körfez ülkelerinden gelen finans desteğinin hükümete az da olsa nefes almasına yardımcı olacağı ancak esaslı bir reform paketinin seçimlerle gelecek olan hükümetten beklenmesi salık veriliyor. Yani Mursi iktidarında olduğu gibi yine halktan dişini sıkması isteniyor.

- Geçen hafta Washington Post gazetesi peş peşe Cumhurbaşkanı Yardımcısı Baradey ve Genelkurmay Başkanı Sisi ile yaptığı röportajları yayınladı. Özetle, Baradey uzlaşı ve diyalogu ön plana çıkararak İhvan’a çağrıda bulunurken, Sisi ise ABD’den yeterli destek göremediği açıktan ilan etti ve Washington’un İhvan üzerindeki otoritesini kullanmasını istedi.

- Darbeyi yapan ancak MK’nin sokak ve oturma eylemleri ile ülkede bütünlük sağlayamayan iktidar yurt içinde ve dışında birçok heyeti arabuluculuk için devreye soktu. Ancak en son ABD’den gelen heyet de tarafları uzlaştıramadı.

Toparlayacak olursak, temmuz darbesi Mısır’da kafaları karıştırmaktan başka bir işe yaramadı. Elbette bu kargaşadan ülkeyi kurtaracak olan ise Sisi veya Mursi değil, Mısır işçi sınıfına yaptığı çağrıda “Kendi savaşınızı verin ve kazanın” diyen Fatma Ramadan gibi işçi önderlerinin halkı birleştirici mücadelesi olacaktır. Çözüm meydanlarda devrim sloganlarının yeniden yer bulmasında. Kim bilir, belki eylül ayı sadece Türkiye için sıcak geçmez.

1 Bassem Sabry, ‘Egypt’s Precarious New Reality’, 30 Temmuz 2013, al-Monitor.
2 Ola Galal, ‘Resurgent Nationalism’, 15 Temmuz 2013.

www.evrensel.net