Yolumuz uzun olsa!

Yolumuz uzun olsa!

Türkiye’de bisiklet yollarını ele aldığımızda tabir-i caizse “olmayan” bir şeyden bahsettiğimizi söyleyerek işe başlamak abartılı olmayacaktır. Yurtdışındaki örnekleri ile karşılaştırıldığında ülkemizin bu konuda “yol”un başında olduğu görülüyor.Bisiklet yolları denilince genel olarak sahil şeridi

Gökham Pirli*

Bisiklet yolları denilince genel olarak sahil şeridinde, hafta sonu gezintileri için yapılmış yolların varlığı aklınıza gelebilir. Fakat bisikleti bir ulaşım aracı olarak kullananlar için durum böyle değil. Ülkemizde şehrin tümüne ulaşımın sağlanabildiği kesintisiz bisiklet yollarının bulunmaması bisikletin bir ulaşım aracı olarak kullanılabilmesinin önündeki en büyük engel. Böyle bir bisiklet yolu ağına sahip olmak aynı zamanda bisiklet kullanımını teşvik etmek ve yaygınlaştırmak adına da çok önemli. Yerel yönetimlerin üstlenmesi gereken bu rol, genel olarak yaygın ve yanlış bir bakış açısından değerlendiriliyor aynı zamanda. Bisiklet yolları yapılacak kadar bisikletli olmadığı gibi argümanlar öne süren yerel yönetimler, otomobil merkezli dizayn edilen şehirlerin araba kullanımını nasıl da teşvik ettiğini görmezden geliyorlar bir bakıma. Zira güvenli bisiklet yollarının varlığının bisikletli ulaşımı teşvik ettiği aşikâr, çünkü Türkiye’de bisikletlilerin en önemli sorunlarından biri de güvenlik. Yaklaşık bir ay önce yaşamını yitiren Meril Çiğdem Durmuş bu güvenlik sorunu ve duyarsızlık yüzünden kaybettiğimiz son bisikletçi. Bisikletine çarpan bir aracın yol açtığı kaza sonucu 22 yaşında hayatını kaybeden Meril için beyaza boyanmış bir bisikletin parka bırakıldığı hayalet bisiklet eylemi, taşıdığı anlamın yanı sıra aslında Türkiye’de bisikletin nerede durduğunu da açıkça ortaya seriyor. Gerçekten de bu ülkede bisiklet ve bisikletliler bir “hayalet” konumunda.

Türkiye’de genel olarak gezinti yolları olarak tasarlanan bisiklet yollarının bile bisikletler tarafından kullanılamaması ise ironik bir başka örnek aynı zamanda. Arabalar, seyyar satıcılar, çöp kovaları, İzmir Pasaport’ta olduğu gibi işletmelerin masa ve sandalyeleri tarafından işgal edilen bu gezinti yolları, bisiklete binmeyi adeta bir işkence haline getiriyor.

Trafikte yok sayılmanın, trafik kazalarında artan bisikletçi ölümlerinin tepkilerini daha adil bir kent tasarımı üzerine şekillendiren bisikletçiler bir süredir Critical Mass eylemleri ile seslerini duyuruyor. Dünya genelinde 1992’den beri 300’den fazla şehirde gerçekleştirilmekte olan, Chris Carlsson’un deyimiyle bir “muhalif kutlama” Critical Mass. Critical Mass’in kökeni Çin’de ışıksız kavşaklarda otomobil ve bisikletliler arasındaki geçiş hakkı sorununa dayanır ve bisikletliler karşıdan karşıya geçmek için kritik bir çoğunluğa ulaşmayı beklemek zorundadır. Buradan hareketle kritik çoğunluğa ulaşarak şehirde ve yollarda biz de varız diyen bisikletliler, daha adil bir kent tasarımı için mücadelelerini sürdürüyor. Ulaşımın hiç de apolitik bir konu olmadığını kanıtlayan bu hareket, ulaşımı sağlamada adeta bir tekel haline gelen motorlu taşıtların hegemonyasına son vermede de önemli bir yerde duruyor.

* Karşı Bisiklet

www.evrensel.net