‘Faili meçhuller’ AKP’nin umurunda bile değil!

‘Faili meçhuller’ AKP’nin umurunda bile değil!

Ergenekon Davası kararlarına ilişkin tartışmalar sürerken, dava kapsamında ceza alan Veli Küçük, Levent Ersöz, Arif Doğan gibi bölge illerinde JİTEM faaliyetleri, katliam ve işkenceyle anılanların bu suçlardan yargılanmamasına tepki var. Diyarbakır’da savaş yılları boyunca bir çok acı yaşamış binlerce kişiden biri de Nevz

Faruk Ayyıldız

90’lı yıllarda Kürt coğrafyasında işlenen bir çok cinayet sorumlusu olarak da bilinen kişilerin de yargılandığı Ergenekon davasında kararlar açıklandı. Ne hissediyorsunuz?
Bu insanların sadece Ergenekon’dan yargılanıp, ceza yemiş olmaları burada işledikleri suçlardan aklandıkları anlamına gelmez. Bu insanlar 30 yıldır Kürdistan’da bizzat savaşın başındaydılar. Bu savaşın yürütücü güçleriydi. Yaşananların sorumlusuydu. Çeşitli güçler oluşturmuşlardı ve cinayetler işliyorlardı. Bu cinayetlerden yargılanmış olmamaları kabul edilemez.

AKP sözcüleri, ibu kişilerin Bölge’de işledikleri suçlara değinip, bundan dolayı da ceza aldıklarını söylüyor...
‘90’larda cinayet işleyen bazı insanların isimleri biliniyor. Musa Anter’i, Vedat Aydın’ı öldürenlerin isimleri biliniyor. Mesela benim babamı götürüp infaz edenin ismi de biliniyor. JİTEM elemanları olan Abdulkadir Aygan, Abdulhakim Güven bu isimleri itiraf ettiler. Babamı öldürenin Çanakkaleli Yüzbaşı Zait Engin olduğunu ve o dönem JİTEM Diyarbakır Grup Komutanı olduğunu da anlattılar. Babamı, ‘oğlu gerilla eyalet komutanı’ diye 70 yaşında götürüp, infaz ettiklerini anlattılar. İki yıl önce Meclise gittik, bunları AKP Grup Başkanvekili Ayşenur (Bahçekapılı) Hanım’a da söyledim. Belgeleri önüne koydum. ‘Her şeyi bir anda yapmak zordur, bize fırsat tanıyın’ dedi. Abdulhakim Güven, mahkemede babamı infaz edeni söyledi ama savcılık hâlâ adım atmadı.  AKP’de yer alan Abdulkadir Aksu gibi isimler o dönemlerde iş başındaydı. Bugün de AKP içinde işin başındalar. Ergenekon tutuklularının iddianamelerinde Kürdistan’da işledikleri cinayetler yok. Sadece hükümete karşı darbe suçlamasıyla yargılandılar. AKP samimi olsaydı o katilleri cinayetlerden de yargılardı. Kürdistan’da bir adalet komisyonu kurardı. O dönem karar mekanizmalarında yer alanlar hakkında soruşturma başlatırdı. Derin devleti tasfiye ettiklerini düşünmüyorum. Yeni düzene göre yeniden yapılandırdılar. Veli Küçük’le şu an Genelkurmay Başkanı Necdet Özel arasında ne fark var? Bugün Rojava’da radikal dinci grupların yaşattıkları katliamlar da ortada ve mevcut hükümet tüm gücüyle bu çetelere sarılmış durumda. Madımak’ta katillerin avukatlığını yapanlar AKP’de vekil oldu. Madımak’ta insanları yakanlar bugün Rojava’da Kürtlere karşı savaşıyor. Faili meçhule kurban giden insanlar AKP’nin umurunda değil.

Bizim talebimiz, bu insanların Kürdistan’da işledikleri cinayetlerden de yargılanmaları. Kayıplara neden olanların tüm arşivleri devlette duruyor. Hem karar verenler hem pratikte uygulayanların yargılanmasını istiyoruz. AKP bu konuda samimiyse bunu açığa çıkarsın. Bağımsız bir hakikatleri araştırma komisyonu kurulması gerek. Kürtlerin temek hak ve özgürlükleri Anayasal güvence altına alınmalıdır. Ben babamın kemiklerini bile bulamadım. Kaybedilen insanların nerelere gömüldüğünün açıklanması gerekiyor.

‘O DÖNEM AYDINLATILMALI’

Yakınlarını faili meçhullere kurban verenler Veli Küçük’lerin başka konulardan da olsa ceza almasına nasıl tepki veriyor peki? Sizin ailenizde nasıl karşılandı bu karar?
İlk etapta bunların ceza alması bir sevince neden oluyor. Ama esasında bu insanlar hak ettikleri cezaları almalılar. Mesele sadece cezaevinde yatıp yatmamaları değil. Mesele bir sürecin açığa çıkarılıp, bu coğrafyada yaşananların tüm halklar tarafından bilinmesinin sağlanması. Bu insanların Kürdistan’da işledikleri cinayetler açığa çıkarılıp, o suçlara ilişkin cezalar verilmedikçe içimizin rahat etmesi mümkün değil. ‘Ceza aldılar işte cezaevinde kalsınlar’ gibi insani tepkiler de oldu. Ama siyasi ve hukuksal tepkilerin ötesindedir bu. AKP’nin bu isimleri kontrgerilla faaliyetlerinden yargılayacağına dair umudumuz yok. Dersim, Ağrı gibi katliamların belgeleri bile tam anlamıyla ortaya çıkarılmıyor. Onlar bile açıklanmıyorken, ‘90’larda yaşananları devlet aydınlatır mı?


70’İNDE KAYBEDİLDİ

FİKRİ Özgen, 1997 yılında 70 yaşındayken Diyarbakır’da gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamadı. 1992 yılında devletin yoğun baskısı ve ilçedeki evlerinin yakılması sonucu Amed’e yerleşen Özgen, ilaç almak için evden çıktığı sırada sivil giyimli dört kişi tarafından beyaz bir toros aracına bindirilerek, götürüldü. Bir daha da kendisinden haber alınamadı.


‘DEVLETİN KÜRTLERE BAKIŞI DEĞİŞMEDİ’

Yıllardan beri faili meçhul bırakılan cinayetleri, işkence ve köy yakmaları takip eden, mağduriyetlerin giderilmesi ve faillerin cezalandırılması için çaba sarfeden İnsan Hakları Derneğinin de (İHD) bir çok yöneticisi cinayetlere kurban gitti. Ergenekon kararlarını nasıl değerlendirdiğini sorduğumuz İHD Genel Başkan Yardımcısı Avukat Serdar Çelebi, “Ergenekon davasında JİTEM’i kurduğunu itiraf eden isimlere Bölgedeki cinayetlerle ilgili tek soru sorulmadı” diyor. Kayıp yakınlarının müdahillik taleplerinin de kabul edilmediğini belirten Çelebi, “Ergenekon davası hukuk, demokrasi adınaysa bu faili meçhuller gündem olmalıydı” dedi. AKP’nin sadece kendisine karşı hareketleri cezalandırmaya çalıştığını söyleyen Çelebi, Ergenekon davasıyla devletin, Kürtlere olan bakış açısının değişmediğinin tekrar görüldüğünü söyledi.


İrfan Babaoğlu, 12 Mart 1994’te kaçırılan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Özgür Gündem Muhabiri Nâzım Babaoğlu’nun ağabeyi. ‘90’lı yıllarda insanların MGK kararlarıyla kaçırılıp, katledildiğini söyleyen Babaoğlu, “Binlerce insan hâlâ kayıp durumda. Kemikleri bile bulunamadı. İsterdik ki devlet, 20 yıl aradan sonra olsa bile kendi geçmişiyle yüzleşseydi. Fakat Ergenekon’a baktığımız zaman hiçbir faili meçhule dokunulmadığını görüyoruz” dedi. Ergenekon davasında yargılananlar için gerçek bir yargılama talep ettiklerini söyleyen Babaoğlu, “Bu kişiler halka karşı işledikleri suçlardan yargılanmalı” dedi.
Nâzım Babaoğlu Siverek’te kaçırıldığında 19 yaşındaydı. Babaoğlu ailesinin en küçüğüydü. Lise son sınıftan itibaren Özgür Gündem’de çalışmaya başlayan Nâzım, üniversiteye hazırlanıyordu. Kaçırıldığı gün, gazete bürosuna, Siverek’te bir haber olduğu bilgisi geldi. Bölgeyi iyi bildiği için habere talip oldu. Siverek’te kaçırıldı ve kendisinden bir daha haber alınammadı. (Diyarbakır/EVRENSEL)

www.evrensel.net