Aynı hesabı yapıyorlar

Aynı hesabı yapıyorlar

Kürt Ulusal Kongresi Hazırlık Komitesi çalışmalarına katılmak için Hewler’de bulunan TEV-DEM Koordinasyon Üyesi Aldar Xelil, “Ulusal Kongre hazırlıklarının yapıldığı bir dönemde Semalka Sınır Kapısı’nın kapalı olması Federal Kürdistan Bölge hükümeti açısından bir talihsizliktir. Sınırı kapatanlar

Ali Dağlı

Rojava’ya ilişkin 16 partinin farklı düşündüğü, PYD’nin tek ayrı düşündüğü ve buna rağmen PYD’nin diğer partilerin çalışmasını engellediği bir diğer iddia var. ENKS içindeki diğer 16 partinin hepsi PYD’den farklı mı düşüyor?

Tuhaf bir durum var ki bazıları gelip ‘PYD çalışmamıza izin vermiyor’ demektedirler. Bu durumlar başladığı zaman, belki PYD birçoğunuzdan daha zayıftı. Çünkü Baas Rejimi her gün PYD kadrolarını tutukluyordu, şehit düşürüyordu, zindana atıyordu. Diğer partilerin büroları vardı, çalışmaları yarı resmiydi. Devlet onlara karışmıyordu. PYD o zorlukların içinden çıkıp, kendisini örgütledi ve adım adım gelişti. Neden? Çünkü yaşam felsefesi farklıdır. Sen eğer ‘PYD bırakmıyor çalışayım’ diyorsan şu soruyu kendine sormalısın; PYD o kadar zorluğun içinden çıkıp, kendisini nasıl bu kadar geliştirdi de, biz gelişmiyoruz?” Dönüp, bunu kendilerine bir sormaları lazım. Biz bir sorun olduğunda veya gelişme yaşanmadığında dönüp kendimize bakıyoruz, toplantılarımızı yapıyoruz, neden bir gelişme olmadı diye değerlendirme yapıyoruz. Bu partiler ilginçler, neden gelişmiyoruz diye, hiç düşünmüyorlar mı, tartışmıyorlar mı? Rojava halkının onları her gün daha fazla bıraktığı bir gerçektir. Gelişme kaydedeceklerine gerileme yaşıyorlar. Bu kendilerini sorgulayacak bir durum değil mi? PYD’den hesap soracaklarına kendilerinden hesap istesinler. İkincisi; bu sözün kendisi doğru değil. Yani PYD senin çalışmana nasıl izin vermeyecek? PYD çalışıyor, çaba harcıyor, o zaman siz de çalışın. Ama yok, sen ‘Bazı şeyler yapalım da Kürtler birbirlerini vursun, Rojava parçalansın’ dersen eğer, PYD buna karşı mücadele eder. Bunun iktidarla ve yönetimle bir alakası yok, bu ilkesel bir durumdur. Yaşamda partiler ve kişiler açısından bazı ölçüler vardır ki, bunlar aşılmamalıdır.

Güney Kürdistan hükümeti hâlâ Semalka Sınır Kapısı’nı kapalı tutuyor. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz? Hükümet “kapı açıktır” diyor, ama sizler kapalıdır diyorsunuz. Kapı ne kadar açık, ne kadar açık değil?

Eğer sınır kapısı açıksa, ben buradan Rojavalı Kürtlere ‘Gidin sınırda tüccarlık yapın, ilaç, süt getirin’ çağrısında bulunuyorum. Gitsinler baksınlar hele kapı açık mı değil mi? Yaptığımız görüşmelerde de bize herhangi bir söz vermediler. Gerçekten de bu iyi bir şey değil, yani böylesi saldırıların olduğu bir dönemde diğer parçadaki Kürtlerin Rojava’ya destek sunmaları ve direnişi yükseltmeleri beklenirken, sınırın kapatıldığını görüyoruz. Şimdi sorun sadece sınır kapısının kapatılması değil. Sınır kapısı üzerinde bazı hesaplar yapılıyor. Bazıları ‘Sınır kapısını açarsak, size faydası olur’ diyorlar. Tamam bize faydası dokunmasın. Üstelik sadece sınır kapısı değil, tüm sınırı kapatmışlar. Sınırların bu şekilde bir tavır olarak kapatılması karşısında acı duyuyoruz. Yanı başımızdaki Kürtler de bize kapıları kapatıyorlar, diğer yandan çete gruplarının bize yönelik saldırıları var, sen de bize kapıları kapatmışsın, o zaman Kürtlük, yurtseverlik nerede kaldı? Özellikle de Kürt Ulusal Kongresi hazırlıklarını yaptığımız böylesi bir dönemde bunların yaşanıyor olması acı veriyor. Federal Kürdistan hükümeti bir tek sınır kapısını değil tüm sınırı kapatmış. Biz ulusal bir kongre çalışması yapıyoruz, ama aynı saatlerde de Rojava Kürtlerine yönelik çete guruplarının saldırıları oluyor. Bizim buna karşı tavır sahibi olmamız gerekir. Eğer tavır sahibi olmayacaksak o zaman bu nasıl bir ulusallık ve nasıl bir kongre olacak? Bu kongrenin bir anlamı olmaz. Bir tutumumuzun olması lazım. Ya biz ‘Ulusal bir tutum olarak sınır kapılarının kapatılması gerekiyor’, diyeceğiz ya da ‘En iyi ulusal tutum olarak sınır kapılarının açılması gerekiyor’ diyeceğiz. Kongre hazırlık komitesinde konuya ilişkin bir planlama çıkarıldı.

KENDİ HALKINA KARŞI SAVAŞIYORLAR

Federal Kürdistan Bölgesi’de dahil olmak üzere birçok yerden camilerde ve başka yerlerden gençlerin örgütlenip, Cephet el-Nusra’ya gönderildiği iddiaları var. Bu konuda bölge halkına çağrınız nedir?

Rojava’da yaşanan savaş içerisinde Güney Kürdistan’dan gelen gençlerin olduğu bilgisini aldık, televizyondan da izledik. Bu durum bizlere gerçekten acı veriyor. Biz, Rojava’da bir savaş durumu yaşanırsa, diğer parçadaki gençler Rojava’ya destek vermeye gelirler, diyorduk. Geliyorlar ama gelip bize karşı savaşmaları bizi gerçekten üzüyor. Gelip savaşanlar da Rojavalıdırlar ama kendi halkına karşı savaşıyorlar. Güney Kürdistan’daki tüm siyasi partiler, kurumlar bu hassasiyetleri gözetmelidirler. Herkes yaptığı çağrılarda, yürüttüğü çalışmalarda gençlerin Rojava’ya gelip, kendi halkına karşı savaşmalarına izin vermemelidirler. Bunun için çalışma yürütmek gerekiyor. Bu gençler bir boşluk yaşıyorlar ki bu örgütlere katılıyorlar. Bugün Rojava’ya gidip, kendi halkına karşı savaşan gençler, yarın buraya döndüklerinde buradaki sisteme, hükümete, hatta buradaki partilere ve halka karşı da savaşırlar. Bu gençler de şunu bilmelidirler, hangi ad adı altında olursa olsun, bir başka parçaya gidip, kendi halkına karşı savaşmak ulusal bir ihanettir. Bundan vazgeçmeleri ve pişman olduklarını ilan etmeleri gerekir. Kürt halkı bu konuda o kadar sert değildir, merhametlidir. Gelip af ister, özür dilerseniz, halk da sizi affedecektir.


‘ÇETE GRUPLARINA YARDIM EDEN KÜRTLER VAR’

CEHPET el-Nusra Kürtleri katliamdan geçirirken, Parti Azadi ve başka bazı Kürt partilerinin el Nusra’ya bazı yerlerde yardım ettikleri söyleniyor. Bunlar ne kadar doğru?

Gerçekten onların içinde bazı Kürt grupları var. Belki açık açık bir parti adına hareket etmiyorlar ama esirlerden ve farklı yerlerden edindiğimiz bilgilere göre Kürtler adına bir-iki grup varmış. Basından da edindiğimiz bazı bilgilere göre Parti Azadi’den bazılarının onlarla ittifak kurduğu söyleniyor. Mişel Temo’nun oğlu ve onun gibi birkaç kişi var. Ama ilginç olan şudur ki, Parti Azadi o güce sahip değil. Azadi zaten üç-dört kişiden oluşuyor. Üç-dört kişidirler, ama Kürtlerin adını bozuyorlar. Ama bir kişi de olsa bu durum etkiliyor, insan bundan acı duyuyor. Bu güçlerinin çok olduğundan da değil. Örneğin itilafın içinde olanlar karar versinler, desinler ki, ‘Biz Kürt halkının Rojava’da yürümesini istiyoruz.’ Eğer Kürtler yürürse o zaman diyeceğiz ki bunlar gerçekten Kürtleri temsil ediyorlar. Kimse yürümez ve onları dinlemezse o zaman kendilerinden utanmalılar. O zaman kendilerine ‘Ben kimin temsilcisiyim’, diye sormalılar. Çete gruplarının içerisindeki Kürtlerin durumu da budur.  (Hevvler/DİHA)

www.evrensel.net