Kardeş kardeş denetim

Kardeş kardeş denetim

GEZİ direnişinde faiz lobisiyle başlayan tartışmalar, Maliye Bakanlığının, Tüpraş, Aygaz ve Opet’e denetim ve vergi incelemesi başlatması üzerinden gelişen açıklamalarla devam ediyor. Son olarak TÜSİAD, yürütülen denetim çalışmalarının kamuoyunda bir cezalandırma algısı yaratmasının, algının gerçek olması kadar

Arif Koşar

Elbette TÜSİAD’ın bu ‘duyarlılığı’ anlaşılır... Çünkü Başbakan Erdoğan yaptığı bir açıklamada; “Teröre destek veren ve otelini eylemcilere açanlar bunun hesabını verecek” diyerek Divan Otel’i hedefe koymuştu. Otelin sahibi bilindiği gibi Koç Grubu. Vergi incelemesinin ardından Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yaptığı açıklamada, “Vergi Denetim Kurulu yıllık 50 bin vergi incelemesi yapıyor. Gezi olayları ile vergi incelemeleri arasında kesinlikle bir ilişki yoktur” derken EPDK yetkilileri ise bu açıklamayı yalanlarcasına incelemenin rutin denetim dışında bir işlem olduğunu ifade etmişti.
Denetim Kurulunun ön raporu, herhangi bir sorun olmadığı yönünde. Koç Grubundan gelen açıklamalar yumuşak ötesi yumuşak. Hükümet bir yandan bazı sermaye gruplarına ufaktan uyarı yaparken diğer yandan karşılıklı “sevgi ve saygı” ilişkisini iki taraf da elden bırakmıyor. Ancak üzerinde durmak istediğimiz konu meselenin başka bir yönü:

KILIF UYDURULUR

Büyük sermaye grupları işi yasal kılıfa uydurmasını gayet iyi bilir. Zaten yasalar da, hükümetlerle kurulan ilişkiyle bu kılıfa uydurulur. Herkesin bildiği bir kılıf-yasa ilişkisidir bu...
Ancak, sermayenin, yasalarla ifade edilemeyecek, başka bir deyişle yasaya açık açık yazılamayacak başkaca toplumsal yasaları da vardır. Mesela; en temeli kârın artırılmasıdır... Bu nedenle kârı artırmak için yapılan ya da yapılamayanların kaçınılmaz sonucu olarak emekçiler iş cinayetlerinde canlarını verir. Yazılı olmayan ama hükümet temsilcilerinin de bildiği yasanın ardından “ölüm işçiliğin-madenciliğin fıtratında vardır” denir. Bakınız: Başbakan ve Çalışma Bakanının açıklamaları...
İşyerlerinin doğru düzgün denetlenmesi, son yıllarda, emekçilerin en önemli taleplerinden birisi... Özellikle işçi sağlığı ve iş cinayetleri konusunda denetim... Mesela 3 Şubat 2011’de OSTİM’de meydana gelen art arda patlamalarda 20 işçi yaşamını yitirmişti. Can kaybı olacağı, ölümlerin yaşanacağına dair her şey o kadar belli ki; ufak bir denetim bile birçok önlemin alınmasını sağlar. Ya da kayıt dışılık... Birçok sektörde yoğun bir kayıt dışı istihdam olduğunu devlet kurumları da, hükümet de, medya da, o da, bu da, şu da bilir ama körler sağırlar birbirini ağırlar.
Şimdi bunun Koç’la, Sabancı ile ne alakası var diye sorulabilir... Koca koca holdinglerin işçi sağlığı önlemlerini almaması düşünülebilir mi? Ya da kayıtdışı istihdamı? Evet, düşünülebilir...

KOÇ GİBİ DENETİMSİZLİK

Öncelikle şunu ifade edelim: Türkiye ekonomisi tam da bu denetimsiz, düşük ücretli, işçi sağlığı vb. önlemlerin alınmadığı, esnek çalışmanın yasalara bakmadan gırla gittiği bir sömürü ağına dayanmaktadır. Büyük sermaye gruplarıyla da yakından ilgilidir. Örneğin Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde kurulu Ford Otosan fabrikası 7 bin civarındaki işçiyle üretim yaparken, on binlerce işçinin çalıştığı organize sanayi bölgelerindeki yan sanayi fabrikalarından yarı-mamul ürün almaktadır. Ford’un düşük maliyetli üretimi, hem kendi fabrikasındaki yoğun sömürüye hem de yan sanayilerdeki kayıt dışılığa dayanıyor.
Zara gibi büyük bir tekstil tekeli, Bursa’da, İstanbul’da merdiven altı atölyelerde üretimini yaptırmaktadır. Sadece Türkiye’de mi? Değil, dünyada da. Bir örnek: Dünya tekeli Adidas Hindistan’daki bir fabrikada ve atölyede üretilmektedir. Bangladeş’teki işçi cehenneminde koca koca moda-giyim tekellerinin nakışları işlenmektedir.
Özetle, Türkiye’de denetimsizlik bir hata-yanlış falan değil yasanın bizzat kendisidir... Yazılı olmayan cinsinden... Bu kadar kayıt dışının, iş cinayetlerinin, fabrika ve atölyelerdeki yasa dışı ama işçi düşmanı uygulamaların göz göre göre görülmemesinin başkaca iler-tutar bir açıklaması yoktur. Ekonomi düzenini böyle tasarlayan bir iktidar ve sermaye yapısı olunca da, SGK binalarının yanındaki atölyelerde kaçak işçi çalıştırılması da ‘normal’ olur.

KUTSAL AİLE

Hükümetler, bazı sermaye gruplarını hizaya geçirmek isteyebilir. Mali denetimini de bu döneme denk getirir. Örneğin Doğan Medya Grubuna yapılan denetim ve kesilen cezalar. Ama kaynaşmasını da bilirler: Doğan grubunun 3.7 milyarlık cezası ve devlete 1.2 milyarlık borcu varken (Toplam 4.9 milyar lira)... Hükümetin af yasası ile tüm bu borç (ve ceza) 1.1 liraya kadar düştü ve kapatıldı.
Denetim mi? Hükümet, sermayeyi emekçi için denetlemez. Ancak bir iktidar aracı olarak denetime gerek duyar. Bu da olsa olsa iki kardeşin, hatta iki sevgilinin küçük tartışmalarıdır. Hemencecik tatlıya bağlanır. Ne de olsa ailenin burjuvası ‘kutsal’dır!


MÜSİAD-TÜSİAD VE SERMAYE

Türkiye'de AKP’nin sermaye ile ilişkisi hep tartışılır bir konu olmuştur. AKP’nin TÜSİAD’cı değil MÜSİAD’cı sermayenin partisi olduğu ifade edilmiştir. Bu ilişkinin bir bakıma doğru olduğu açıktır. MÜSİAD sermayesiyle AKP arasındaki ihale, aldım-verdim ilişkisi gün gibi ortadadır. AKP döneminde ‘muhafazakar’ bilinen sermaye grupları kat kat katlamış, coşarak büyümüşlerdir. Böyle olunca “AKP TÜSİAD’ın partisi değil, hatta sermayenin partisi değil” diyenler de çıkıyor. Ancak gözden kaçan bir şey var. Evet, AKP döneminde Çalık, Ülker, Cengiz Holding büyüde de, Sabancı, Koç, Doğan Holding küçüldü mü? Yıllardır çıkartılan iş yasaları ve düzenlemeleri, asgari ücretin vahim durumunu TÜSİAD’cılar istemedi mi? Keyifle alkışlamadılar mı? Alkıştan önce kulislemediler mi? vb. vb.
Kısacası; AKP, bir bütün olarak sermaye sınıfının bir dediğini iki etmeyecek düzenlemeleri yaparken, sermayenin bir fraksiyonunu özel olarak beslemiştir. Bu da AKP’ye özgü değil her türlü sermaye iktidarın uygulamasıdır. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net