Mezarlıkların üzerindeki geniş gökyüzü

Mezarlıkların üzerindeki geniş gökyüzü

Gezi Tutsaklarına… Çok iyi bildiğin, hakim olduğun bir denizde boğulmak üzeresindir. Eğer gerçekten istiyorsan ve yitirmediysen umudu, ruhun seni suyun üstüne çıkartacak o kulacı attırır sana. İşte tam da onun gibi son anda ve bir bahar tazeliğinde girdi hayatımıza direniş.Gezi’yle başlayıp tüm ülkeye yayılan direni

Bir okur

Gezi Tutsaklarına… Çok iyi bildiğin, hakim olduğun bir denizde boğulmak üzeresindir. Eğer gerçekten istiyorsan ve yitirmediysen umudu, ruhun seni suyun üstüne çıkartacak o kulacı attırır sana. İşte tam da onun gibi son anda ve bir bahar tazeliğinde girdi hayatımıza direniş.
Gezi’yle başlayıp tüm ülkeye yayılan direniş, kadın erkek genç yaşlı ‘ben varım’, ‘buradayım ‘ diyen herkesi döktü sokaklara ve sokaklar tarih yazdı. Onlar barikatlar kurdukça bizler sıkıştırıldığımız köşenin devasa duvarlarını gördük. Onlar yüzlerce gaz fişeğini soluksuz atarlarken üzerimize bizler tanımadığımız insanlarla kol kola kenetlendik, birbirimize güvenmeyi öğrendik. Onlar meydanlardan yuhalatırken bizleri, bizler yeryüzü sofralarını kurduk. Her yeri bir, her yeri Taksim, her yeri Kızılay, her yeri Armutlu eyledik…
‘Üç beş ağaç için dünyayı ayağa kaldırdılar’ dedi. Çünkü o her şeyi anlamış, çözmüş, işin sırrına ermişti. Bilmediği ise o üç beş ağaca varana kadar bardağı kanla dolduran doğa düşmanı HES’lerin, nükleer santrallerin, füze kalkanlarının, milyon dolarlık ihaleler için yakılan ormanların, tarihi binaların… ve sonra Roboskî’nin, Reyhanlı’nın, iş cinayetlerinde ölen işçilerin, yüzde 1400 artan kadın cinayetlerinin, açlıktan ölen Kübra’ların, derinleşen krizlerin, demokrasi adı altında doldurulan hapishanelerin canımızı ne kadar yaktığı ve vicdanımızın kapılarını nasıl zorladığı idi. Onca zaman sineye çektiğimiz bu karanlığın bizi suyun dibine çekmesine daha fazla müsaade etmeyeceğimizi, ülkeyi yönetenlerin ayrılıkçı, kin dolu sözlerini daha fazla yutmayacağımızı, gerçek iktidarın halk olduğunun altının çizilmesi gerektiğini söylemek için kaldırdık kollarımızı ve attık kulacımızı… Ve sokaklar insanlarla doldu taştı. Bu sefer korkusuzdular. Biber gazlarıyla, tazyikli sularla, plastik mermilerle, coplarla korkutamadılar onları. Tarih boyunca birbirine yabancılaştırılmış, ‘aman yabancıya güvenme’ diyerek birbirlerine düşman edilmiş, o birbirinden kopuk, parçalanmış, dayanışmadan uzak insan toplulukları kol kola girip iktidarın üzerine yürüdüler ilk kez...  Adlarına çapulcu, marjinal, terörist, provokatör denilse de gerçek adları direnişçi olan bu insanlar tarihin akışını değiştirecek büyük bir hamlede bulundular. Gezi direnişçileri...
Gidenler oldu aramızdan… Öldürüldük… Öldürüldük ama Abdullah’ı, Ali’yi, Ethem’i, Mehmet’i, Medeni’yi onurlu mücadelemizin ölümsüz kahramanları olarak hafızalarımızda tekrar ve tekrar dirilttik. Ve onların onurlu duruşları Louis Aragon’un sözlerindeki gibi ‘mezarlıkların üzerinde her zaman geniş bir gökyüzü olduğunu’ hatırlattı bizlere. Gezi direnişçileri ülkenin her yerinde damaklarındaki yasla barikatlara yüklendi, yüklendi, yüklendi… Başından beri devletin ve medyanın olağanüstü gayretleriyle sansürlenen direniş sürmekte iken gözaltı ve tutuklama furyası başladı. Ancak ne hikmetse ‘Gezi Direnişleri’ süresince penguen belgeselleri ve uyuşturucu dizilerden başka bir şey yayınlamayan medya organları,  gözaltı ve tutuklama kararlarını TV’lerden dakikalarca izlettiler…
Ve şimdi direnişçiler tutsak. Ama bizler bu daha başlangıç mücadeleye devam dedik bir kere. Gezi tutsaklarına özgürlükleri verilmeden, özgürlüklerimiz hanemize yazılmadan sokakları terk etmek için çok erken… İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Adana’da, Hatay’da ve daha birçok ilde gözaltına alınan, tutuklanan onurlu arkadaşlarımız için sesimizi bir parça olsun kısmadan şarkılarımızı söylemeye devam etmeliyiz. Adlarını unutmamalıyız. Ali’yi, Sinem’i, Mustafa’yı, Taner’i, Sonel’i, Çağrı’yı, Mehmet’i, Orhan’ı, Ahmet’i… Onlar onurlu yaşamanın gereğini savundukları, parklarına, doğalarına sahip çıktıkları, Reyhanlı’yı, Roboskî’yi unutmadıkları, savaşa hayır dedikleri, kadın cinayetlerini, iş cinayetlerini kabul etmedikleri için tutsak alındılar. Onlar onurumuzdur.
Evet, bizler Gezi direnişiyle içinde yüzmekte olduğumuz ve bizi dibe çekmeye, boğmaya çabalayan deryanın yüzüne sertçe bir kulaç attık. Şimdi derin bir nefes alıp ikinci kulacı sallamak için kaldırmalıyız kollarımızı. Ve bunu hep beraber yapar isek suyu derince yarabiliriz. Şimdi derin bir nefes alıp kaldırın kollarınızı… Gezi tutsaklarımız özgürlüklerine kavuşsun diye, onurlu bir yaşam için mücadele sürsün diye…

*Antakya

www.evrensel.net