Engelli vatandaşlarına  ‘ZATEN....’ diyen bir devlet

Engelli vatandaşlarına ‘ZATEN....’ diyen bir devlet

Sosyal yaşantı içerisinde çok rastlanılmayan, “zaten ....” denilerek evin bir köşesine itilen, ya da normalinden fazla bir ilgiye maruz kalan çocuklar, bireyler... Engelli kız çocuklarına yönelik cinsel istismar vakalarının ayyuka çıktığı bugünlerde, çocukları tecavüzden koruma yöntemi olarak “kıs

Gülşah İmrek

Geçtiğimiz günlerde Kocaeli’de Sosyal Hizmet birimlerinde yönetici pozisyonda olan kişilerin engelli kız çocuklarına yönelik istismarlara ilişkin “Bu kızlar kısırlaştırılsın, doğurdukları çocuklara bakamıyorlar” açıklamaları gündemdeydi. Buna ilişkin ne dersiniz?
Bu ülke sosyal devlet olma ilkelerinin ne olduğunu hâlâ kavrayamamış bir ülke. Eğer anlamış olsa herşeyden önce tecavüzü önleyebilen bir plan çıkarması gerekir. Bunu zaten beceremiyoruz. Bir sıkıntı çıktığı zaman da kolay yolu seçiyoruz. Yasaklıyoruz. Sorunun kendisinden çok, ortaya çıkardığı sonuç ile ilgileniliyor. Ceza sistemi hem sürdürülebilir bir şey değildir, hem de sonrasında daha büyük sorunlar ortaya çıkaran bir mekanizmadır. Türkiye’nin son on yılına baktığımızda kadına dönük şiddetin çoğalması, tüm bireylere dönük tecavüz ve istismarın artması bir tesadüf değil. Bu, yaşananların örtbas edilmesiyle ilgili bir mevzu. Politikacının yanlış yönlendirmesi ve bu konuda az bilgisi olan insanların “Zaten önüne geçemiyoruz, bari kısırlaştıralım” mantığı bu vakaların artmasına esas sebep olan şey. Ki hiçbir devlet yetkilisinin böyle bir açıklama yapma hakkı yoktur.

Dünyada engellilerin kısırlaştırılmasının tartışılan bir yöntem olduğunu da ileri sürdüler... Böyle midir?
1980’lerde birkaç benzer uygulama yapılmış. Ancak kısırlaştırma nedeni bu mantıkla değil. ‘90’lardan sonra özellikle Avustralya’da uygulanmaya çalışıldığında insan haklarına aykırı olduğu için kabul edilmedi. Her engelli kendi içinde özel. O nedenle her bir vaka ayrı düşünülmeli. Zihinsel engellilerin bir ilişki yaşaması, evlenmesi de mümkün. Böyle örnekler çok fazla. Cinsellik insanın temel ihtiyaçlarından birisi olarak düşünüldüğünde bunu kendi isteyerek yapan ve ne gibi sonuçlara yol açacağını bilmeden sadece o anı düşünerek yaşıyor engelliler. Batı ülkelerinde cinsel özgürlük daha fazla olduğu için, bir zihinsel engelli farklı farklı onlarca kişiyle bu deneyimi yaşayabiliyor. Ancak korunmasız ilişki dolayısıyla karşı karşıya kaldıkları pek çok sorun olabiliyor, istenmeyen gebelikler de buna dahil. Buna bir çözüm bulmak için de tartışmalar var. Ayrıca engelli kadınların adet dönemleri aşırı stresli ve gergin geçtiği için bunu algılamıyor ve depresyona girebiliyor. Ancak bütün bu anlattıklarımız için kısırlaştırma en son çare olarak uygulanıyor. Ancak “Tecavüz sonrasında oluşan gebelikler için bir korunma yöntemi” olarak asla düşünülmemiş.

Engellilere yönelik cinsel istismarın ayyuka çıktığı bir dönem oldu bu dönem. Ve bu istismar genel olarak aile bireyleri ya da yakınlarındaki kişiler tarafından gerçekleşiyor. Neden?
Cinsel istismar mağduru engelli çocukların büyük kısmı yoksul ailelerden geliyor. Yoksulluk, kendilerini varetmelerinin en zor olduğu koşulları dayatıyor engellilere. Üstelik bu çocukların desteğe ve koruyucu mekanizmalara erişimleri de oldukça kısıtlı. Babasından da görebiliyor istismarı, mahalleye ekmek almaya giderken herhangi birileri tarafından da. Çünkü toplum engelli çocukları meta olarak görüyor. “Zaten o algılamıyor, onun normal bir yaşantısı yok, bir şey olursa sıkıntı olmaz” diye düşünülüyor. Bu anlayış yasal boşluklar ve engellilerin bakım ve rehabilitasyon hizmetlerine ulaşması önündeki engeller ve ataerkil zihniyetle de meşrulaştırılıyor.  Engellilerin yüzde 90’ı bakım ve rehabilitasyon merkezlerinden  yararlanamıyor. Yoksulluk da çok ciddi bir sorun, mevcut şartları ve maddi durumları olmadığından zihinsel engellilerin okula gidememe oranı yüzde 80. Çocuklar istismara uğradıklarında onların sorunlarıyla ilgilenecek sosyal hizmet uzmanı, pedagog, psikolog sayısı yetersiz. Düşünün, engellilerin sorunlarıyla ilgilenmek konusunda sorumlu olan bizlerin bir meslek odamız dahi yok! Bu durumda devletin bu sorunu çözmek için mekanizmaları olduğunu söyleyebilir miyiz? Amerika’da bir komşu şikayeti üzerine dahi şüpheli bir durum olduğunda izin almaksızın denetleme hakkı vardır. Bu memlekette göz göre göre 44 kişinin tecavüzüne uğrayan bir zihinsel engelli var. Devlet engelliyi koruma ve gelişim için himayesine aldığında dahi gönderildiği kurum hiç uygun olamayabiliyor. Yurtlara bakıyorsunuz orası ayrı, kaotik bir durum. Altyapısı olmadığı için “Acaba ailesinin yanında mı  kalsa, daha  iyi olurdu” diyorsunuz bunun da bir güvencesi yok.


CİNSELLİK ENGELLİLERİN DE HAKKI

Engelli çocukların cinsel eğitim almasının sağlanması tartışılan sorunlar açısından ön açıcı olmaz mı?
Çocuk, ailesinden cinselliği ayıp, günah olarak öğreniyor. Zaten ailelerin çoğu da cinselliğin bir ihtiyaç olamayacağını düşünüyor. Özellikle zihinsel engellilerde bu var. Zihinsel olarak hep aynı yaşta olabilirler ancak bedenen bir gelişme söz konusu. Hem duygusal olarak hem de fizyolojik olarak bu ihtiyaçları tetikleniyor. Bu normal bir durum. Zihinsel engelliler toplumsal normların farkında olmadığından çok rahat bir şekilde ilgisini karşı cinse bildirebiliyor. Bu yüzden kendi aralarında çok rahat anlaşabiliyorlar. Örneğin, Ayvalık’ta engelliler festivalinde kadın-erkek fark etmeden birbirlerine duygularını söylüyorlar ve çok doğal algılanıyor. Onların samimi yapısı, sarılıp birbirlerini öpmesi, olmaması gereken bir şeymiş gibi algılanıyor ama iki down sendromlu genç evlenebiliyor. Tabii yine belli bir denetim ve kontrol oluyor. Fiziksel şartları gereği doğurganlık konusunda sorun yaşayabilecekleri tabii ki uyarıyoruz. Ancak karar yine de onların. Siz bu hakkı yasalarla kesinleştirmiş olsanız da toplumsal normlar baskın geliyor.

Aileler engelli çocuklarının istismarı konusunda ne yapmaları gerektiğini bilmiyorlar sanırım...
Bu konuyu farklı perspektiflerden değerlendirmek gerekiyor. Tek bir bakış açısı yanıltıcı olur. Eğitimli aileler de dahil olmak üzere ailelerin çoğu çocuklarının engelli olmasından ve başlarına gelenlerden kendisini sorumlu tutuyor. Hatta bunun tanrı tarafından bir sınanma biçimi olduğunu düşünenler de var. Özellikle anneler böyle düşünüyor. Erkekler büyük oranda kadını suçluyor. Diğer çocuklarla kıyaslanması çocuk için bir sevgi eksikliğine yol açıyor.  Sonra eğitimsizlik çok büyük bir sıkıntı. Akraba evlilikleri ile ilgili her türlü uyarı yapılmasına rağmen  hâlâ tercih ediliyor. Gelenek, görenek ve örf, adetlere bağlılık çok fazla etkiliyor. Ama en büyük sıkıntı engelli bir bireyin aşırı bir ilgiye ya da ilgisizliğe maruz kalması. Bu tip şeyler aile için de bir tükenmişlik yaratabiliyor.
Türkiye şartlarında engelli bireyin ailedeki varlığı aile için ekstra yük haline geliyor. Devletin engellilerin insanca yaşam sürdürebilmeleri için sunduğu hizmetler son derece sınırlı. Haliyle istismar vakaları çok fazla görülüyor.


ÖNCE TOPLUM KÜLTÜRÜ HAZIRLANMALI

Türkiye’de engellilere dönük politikaları nasıl yorumluyorsunuz?
2002 yılında yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de 8.5 milyondan fazla engelli olduğu düşünülüyor. En büyük sıkıntılarımızdan birisi de çok büyük bir kısmının görünür olmaması. Engellilerin sosyal yaşama dahil olması için gerekli yatırımların yapılmıyor olması esas mesele. Şimdilerde bu konu popüler hale geldi. Çünkü dernekler, vakıflar için bu bir rant kapısı haline geldi. Zihinsel engellilerin yaşadıkları sorunlara ilişkin tartışma aynı zamanda hem yaşlı hem de çocuk engellilere dönük istismarın artmasıyla patlak verdi.

Hükümetin aldığı karara göre 7 Temmuz’a kadar belli bir standardın oturtulması gerekiyordu Türkiye’de ulaşılabilirlik ve eğitilebilirlik projelerin gerçekleştirilmesi gerekiyordu. Yani engellilerin evden çıkıp kendi ihtiyaçlarını sağlayabilecek koşulların yaratılması demekti bu. Ancak engelli tanımı çok çeşitli olduğu için ve her engel biçime göre ayrı hizmetlerin oluşturulması gerektiği için hem fiziki koşulların hem de eğitsel tabanının oluşturulması gerekiyor. Türkiye’de sadece engelliler için değil, tüm dezavantajlı gruplar için özellikle Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde toplum kültürü hazırlanmadan, eğitsel tabanı oluşturulmadan belli hizmetlerde bulunulmaya çalışılıyor. Ama en önemli sıkıntı, nasıl hukukumuz yurt dışından alınıp uydurulmaya çalışıldıysa ülkemizde, aynı şekilde engelliler, kadınlar, LGBT bireyler gibi tüm dezavantajlı gruplarla ilgili yasalar da böyle çıkarılıyor. O kişinin engelinin ne olduğuna, şartlarına bakılmaksızın bir şeyler yapılıyor. Biliyorsunuz daha önce SHÇEK vardı. Şimdi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı bir birime dönüştürüldü. Sosyal hizmet o kadar çok değersizleştirildi ki, bu kurumlarda işin eğitimini almamış insanlar tarafından kadrolaşma sürecine geçildi. Adeta deneme yanılma yöntemi kullanılarak kanunlar çıkarıldı.


ENGELLİLER YÜK OLMAKTAN ÇIKARILMALI

Hükümet engelliler için evde bakım parası verdiklerini, bunun da engellilere yönelik sağlanan hizmetlerin en önemlisi olduğunu ifade ediyordu. Ancak son dönemde bu paranın alınabilmesi için engellilik oranının en az yüzde 40 olması gibi bir şart getirildi... Bu düzenlemelere dair ne düşüyorsunuz?
Yeni yasada boşluklar çok. Ailelerin en büyük sorunlarından biri “Biz öldüğümüzde çocuğumuza ne olacak?”. Çünkü kurumlar yetersiz, yaşam standartları sıkıntılı. Örneğin bizim bir kafemiz vardı. 13 zihinsel engelli çocuğa bir garsonun yapabileceği bütün işlerin eğitimini verdik. Özellikle down sendromlu çocuklar öyle bir duruma geldiler ki kendi ayakları üzerinde durarak iş yapmayı öğrenip farklı sektörlerde iş bulabildiler. Belli sosyal etkileşimler kurabildiler. Böylelikle sigortaları, gelir kaynakları olduğunda ailelerine bağılılıkları da ortadan kalkıyor. Önemli olan engellileri başkasının üstünde bir yük olma durumundan çıkarmak, onların bir birey ve vatandaş olduğunu unutmadan ve “yardım” kisvesi altında yapmadan onlara destek sağlamak. Bunu göremiyoruz.

Yoksulluğun engelli çocuklar için çok ciddi bir sorun olduğunu söylediniz. Nasıl etkileri var yaşamlarında?
Yaptığım incelemede yaklaşık 20 yaşlarında bir çocuğun hikayesi beni çok etkilemişti. Engelli olduğu 6 yaşlarında fark ediliyor. Doktor psikotik ilaçlar veriyor. Ancak ailenin maddi durumu çok kötü ve bir daha doktora gidemediği için, aynı ilacı 15 sene veriyor. Ve düzelebilecek bir engelliyken aynı ilaca devam ettiği için zihinsel engelli olabiliyor. Hem yoksulluk hem eğitimsizlik. Bunun üzerine hiçbir koruyucu önlem alınmıyor.


RAKAMLAR NE DİYOR?

İstatistiklerde ortaya çıkan durum ne?
Engellilerin yaşadığı sorunlar konusunda çok az araştırma yapılıyor. Çünkü aileler açıklamakta rahat değil, evlere giriş çıkışa müsaade edilmiyor. Açıkçası çok fazla bir yönelim de yok. Ancak TÜBİTAK’ın araştırmasına göre; zihinsel engellilerin yüzde 41’i kadın, yüzde 59’u erkek. yüzde 66.9’u okur yazar değil. yüzde 2.5 ‘i ise yüksekokulu bitirmiş. yüzde 51’i evli, yüzde 37’si hiç evlenmemiş. yüzde 12.27’si eğitim hizmetlerinden yararlanabiliyor yüzde 87.4’ü normal resmi okullara gitmiyor.  Buradan şöyle bir sonuç çıkıyor: 11 bin 265 hafif zihinsel engelliden mevcut şartlarında iyileştirme yaptığınız zaman bu insanlar aile kurabiliyorlar. Belli yerlerde çalışabiliyorlar. Mesela bu insanlaın yüzde 3’ü liseyi bitirmiş. 12 bin tane zihinsel engelli iş bulamıyor. 20 bin eğitimli engelli var ama atamalar yeni yeni başladı. Onun haricinde kalan 2 bin tanesinin ailesinin maddi durumu yok. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net