Rojava

Rojava'daki gelişmeler dengeleri değiştirecek

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Hewler'de toplanan Kürt Ulusal Konferansı'na hazırlık toplantısından Rojava'daki duruma, "demokratik çözüm" sürecinden Öcalan'ın olumsuz karşılanan basınla buluşma talebine kadar çeşitli konularda basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Rojava'daki politikaları


İmralı Adası'na önceki gün yaptıkları ziyaretin ardından PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın kamuoyuna dönük mesajını paylaşan BDP Heyeti içerisinde yer alan BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, dün de "Kürt Ulusal Kongresi" olarak adlandırılan Hewler konferansının hazırlık çalışmaları için Kürdistan Federal Bölgesi'ne giden delegasyonun içinde yer almıştı. "Kürt Ulusal Kongresi"nin bir an önce yapılması kararıyla sonuçlanan buluşma sonrası Türkiye'ye geri dönen Demirtaş, hem son iki gün içerisinde yaşanan gelişmeler hem de siyasal sürece ilişkin değerlendirmede bulunmak amacıyla Diyarbakır'da gazetecilerle biraraya geldi. Cegerxwîn Kültür Merkezi'nde gerçekleşen buluşmada Demirtaş, gazetecilerin gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtladı.

Kürt Ulusal Kongresi'ne ilişkin yapılan hazırlık toplantısından yeni dönmüş olması nedeniyle gazetecilerin konferansa ilişkin soruları ile başlayarak, Hewler'de yapılan bu ilk toplantının ulusal konferansın ruhuna uygun olduğunu dile getiren Demirtaş, "Bu buluşmada komite kurma kararı çıktı ve bir ay içerisinde ulusal kongrenin toplanması hazırlıkları yapılacak. Bunun önünde herhangi bir engel görmüyoruz. Beş altı yıldır uğraşılıyordu, ama ilk defa bütün hareketlerin ve partilerin katıldığı bir toplantı gerçekleşti. Kürtler bugüne kadar değişik ülkelerin altında yaşamışlar özerk olarak, otonom olarak yaşamışlar. Bu hem Kürtler hem de yaşadıkları toplumlarda acılar sıkıntılar yaşatmış. Kürtlerin birlik sağlaması hem 40 milyonluk Kürt nüfusunda hem de bölge ülkelerinde bir rahatlık sağlar" dedi.

Demirtaş, Hewler'deki buluşmaya ilişkin değerlendirmelerinin ardından Rojava'da yaşanan duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "Hewler'de uzlaşılan kongre kararının Rojava'ya etkisi ne olur?" şeklindeki soruya Demirtaş, Ulusal Kongre'nin Rojava Kürdistanı'na çözümler bulunmasında önemli kararlara varabileceğini düşündüğünü ifade etti.

'TÜM KÜRTLERİN KALBİ ROJAVA İÇİN ATIYOR'

Şu ana kadar Rojava için bir çözüm bulunamadığına dikkat çeken Demirtaş, "Son gelişmeleri dengeleri değiştirecek bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. Kürtlerin hangi ülkede hangi statüyle yaşamak istedikleri bu kongre sayesinde dünyaya ilan edilmiş olacak. Suriye şu anda bir bataklığın içinde. Bu bataklıktan çıkışı bütün dünya arıyor; ama bulamıyor. Suriye'deki Kürtler kilit noktada. Ne yapılabilir bu tartışmalar yapılacak. Kürtler oradaki şiddeti durdurmada tarafları diyaloga çekmede en önemli konumda. Ulusal Kongre Suriye'de barışa ve çözüme giden süreci tetikleyebilir. El-Kaide'ye bağlı El-Nusra gibi grupların Suriye'deki Kürtlere saldırısından sonra milletvekili arkadaşlarımız görüşlerini Sayın Davutoğlu ile paylaştı. Türkiye çözeyim derken oradaki yangına benzin dökecek girişimlerden uzak durmalıdır. Bu son derece yanlış olacak. Türkiye oradaki bütün grupların tamamının haklarını savunmak durumundadır. Ama şu anda pratik politika açısından durum böyle değil. Oradaki çatışmaları durdurmak Türkiye'nin de yararını olur. Güney Kürdistan'da da halkın ve partilerin tamamı Rojava halkına destek için hazır. Bu kongre belki bunu kurumsal bir hale getirebilir. Çünkü bugün Türkiye'deki Kürtlerin değil, bütün Kürtlerin kalbi Rojava için atıyor" diye konuştu.

'1.5 MİLYON KÜRDE DÜŞMAN DİYEMEZSİNİZ'

Konuşmasının devamında Suriye'de yaşayan Kürtlerin kimseye dönük bir tehdit oluşturmadığının altını çizen Demirtaş, şunları dile getirdi: "Türkiye'nin de orada dost ve kardeş bir oluşumun ortaya çıktığını görmesi gerekiyor. Şu anda Türkiye'de yürüyen çözüm süreci, Suriye'deki Kürtlerin durumunda bağımsız değildir. Birbiriyle doğrudan bağlantılıdır. Hükümetten her kim konuşursa bunu unutmadan konuşmalıdır. Türkiye çözüm süreciyle birden fazla sorunu çözme şansı yakalamıştır. Türkiye'nin oradaki Kürtleri bahane ederek bir askeri müdahaleye girişme ihtimalini çok düşük buluyorum. Siz Türkiye'deki 15 milyon Kürde kardeşim derken oradaki 1,5 milyon Kürde düşman diyemezsiniz. Niye Suriye'deki Kürtler Türkiye'ye saldırsın. Bunun akli, vicdani, siyasi hiçbir gerekçesi yoktur. Rusya Dışişleri Bakanlığı Suriye'deki, Kürtlere yönelik saldırılarla ilgili bir hassasiyet ortaya koymuş bu önemlidir."

HÜKÜMETE SURİYE UYARISI

Demirtaş, Türkiye'nin Suriye'deki bazı çeteci gruplara destek verdiği iddialarına dair de değerlendirme de bulundu. Demirtaş, hükümete ilişkin uyarısını "Suriye'de çözüm arayayım derken, oradaki yangına benzin dökecek bir tutum içinde olmamak lazım" diye belirtti. Türkiye'nin oradaki herhangi bir grubu desteklemek şeklinde bir tutumu olamayacağını belirten Demirtaş, "Türkiye oradaki bütün halkların haklarını savunmak zorunda. Pratik açısından böyle mi? Hayır. Bu Türkiye açısından temel bir yanlıştır. Kürtlere karşı hangi grupları kullanırım arayışında oldu. Sayın Davutoğlu bunların doğru olmadığını ifade ediyor, fakat yine de dikkatli olmak lazım. Bu Türkiye'nin de yararına olur. Aksi halde Türkiye için ciddi riskler ortaya çıkabilir. Binlerce yıldır orada yaşayan halkları komşu kabul etmek yerine orayı işgal edenlerle komşu olmak istiyoruz derlerse durum farklı olur tabi" diye konuştu.

Demirtaş, Rojava ile ilgili soruların ardından devam eden "demokratik çözüm" sürecine ilişkin de soruları yanıtladı.

'PKK'LİLER NASIL ÇIKACAK DEĞİL NASIL DÖNECEK SORUSUNUN CEVABI ARANMALI'

Sürece dair dile getirdikleri kaygılarının sadece hükümet ile ilgili olduğunu yoksa Öcalan ile ilgili bir kaygı taşımadıklarını kaydeden Demirtaş, Öcalan'ın kısıtlı koşullara rağmen sürece dair taşıdığı sorumluluğu yerine getirme konusundaki çabasını sürdürdüğünü söyledi. Öcalan'ın çözüm konusundaki duruşunun net olduğunu; ama hükümet cephesinden bu zamana kadar somut bir adım atılmadığını vurgulayan Demirtaş, "Sayın Başbakan halen karakolları yapacağız diyor. Karakolları yapacağız demek ben kalıcı barışa inanmıyorum demektir. Bu kalıcı barışa inanmıyorum demektir. Sayın Başbakan'ın kafasında demek ki şu var: 'Çözüm olmayabilir çatışmalar başlayabilir; o zaman hemen karakollarımızı yapalım.' Eylül başında bir projenin bir paketin ortaya çıkması gerekiyor. Sayın Öcalan bu süreçten umutsuz değil ama hükümetin ne yapacağını kamuoyuna açıklaması gerekiyor. Hükümet 1 Eylüle kadar çalışmalarını tamamlamalıdır. Ne olacağın bilmeden 2. aşama bitmez. Bitmezse 3. Aşamaya da geçilmez. PKK sınır dışına çıktı mı çıkmadı mı? Bu tartışma artık bitmelidir. Esas mesele PKK'nin sınır dışına çıkması değil PKK'lilerin nasıl döneceğidir. PKK kanun olmadan silahlarıyla sınır dışına çıktılar. Ama ancak kanun yoluyla geri dönebilirler. PKK'nin geri çekilmesinden istenen sonuç gerçekleşmiştir. Çatışmalar bitmiştir. 1 Eylül'e kadar hükümet ne yapacaksa bunu ortaklaştırmalıdır. Bu tarihler tehdit tarihlerinden çok, Ortadoğu'daki gelişmelerinde göz önüne alınarak süreci hızlanması için takvimlendirmedir" dedi.

Demirtaş, görüşmede Kürt siyasetçi Şerafettin Elçi'nin ismi verilen Şırnak Havaalanı'nın açılışına katılacak olan Başbakan Erdoğan'ı karşılamaya dönük bir hazırlık içerisinde olup, olmadıkları yönündeki bir soruya da, "Havaalanına saygıdeğer bir Kürt siyasetçisinin isminin verilmesi değerlidir. Hükümetin böylesi bir jestine karşılık biz de teşkilatlarımıza talimat verdik. Sonuçta havaalanı açmaya geliyor Sayın Başbakan. Karşılama için teşkilatımıza talimat verdik; ama BDP'nin büyük bir kitlesel karşılama hazırlığı yok" cevabını verdi.

ÖCALAN'IN TALEBİ İÇ HUKUKA DA ULUSLARARASI HUKUKA DA UYGUN

Öcalan'ın İmralı'da sadece basının birkaç temsilcisiyle orada buluşmak istediğini, bir basın toplantısı yapma talebinin olmadığını belirten Demirtaş, hükümetin bu konudaki tutumu için ise şunları söyledi: "Sayın Öcalan meseleden anlayan bir grup gazeteciyle orada buluşmak istiyor. Hükümet de bunu biliyor olmasına rağmen basın toplantısı demesi doğru değil. Bu yasalara aykırı değil. Bu iç hukuk da uluslararası hukuk da uygundur. Hükümetin bu taleplere ayak diremesi anlaşılır değil. Tek bir sözüyle otuz yıllık savaşı durduran biri görüşemeyecek mi. Sayın Öcalan sıradan bir mahkûm değildir. Siz böyle bir insana karşı kanunsuzluk uygulayabilir misin? Türkiye'deki bütün mahkûmlar istedikleriyle görüşecek ama Sayın Öcalan kimseyle görüşemeyecek? Adalet Bakanlığı'nın başvurudan sonra derhal izin verip gazetecileri İmralı Adası'na götürmesi lazım. Mutlaka bir grup gazetecinin oraya gitmesi gerekiyor. Bunlar olmazsa bu süreç nasıl ilerleyecek. Ayda bir milletvekillerinin gidişiyle bu süreci ilerletemez."

'ÖCALAN'IN ENDİŞESİ SAĞLIĞINA DEĞİL SÜRECE DAİR'

Demirtaş, buluşmada Öcalan'ın sağlık durumuna ilişkin bilgiler de paylaştı. Öcalan'ın sağlık durumunun kötü olmadığını, fakat öylesi bir ortamda iyi olmasının da muhtemel olmadığını kaydeden Demirtaş, şunları dile getirdi: "Kendisini çok ağır sağlık sorunu içinde görmedik ama sağlıklı bir duruşu, dinç bir görüntüsü de yok. Hepimiz insanız. Allah'ın verdiği can o ne zaman derse o zaman çıkar. Sayın Öcalan gibi bu kadar kritik süreci yürüten bir insan İmralı Adası'nda hiçbir sağlık tedbiri alınmadan oluruna bırakılırsa devlet kendi eliyle bu süreci tehlikeye atmış demektir. Devlet Sayın Öcalan'ın sağlığına güvenliğine ve özgürlüğüne dikkat etmesi lazım. Orada yaşanacak bir olumsuzluğunun nasıl bir faciaya yol açacağını bilmesi lazım. Sayın Öcalan ne ölümden korkuyor ne de sağlık durumundan korkuyor. Korkusu sürecin başına gelebilecek bir tehlike. Sayın Öcalan orada 15 senedir rehin tutuluyor ve artık oradaki statüsüne yönelik hükümetin bir adım atması gerekiyor." Demirtaş, ayrıca Adalet Bakanı ile yapılan görüşmede Bakanın TTB'nin İmralı Adası'na giderek Öcalan'ı sağlık kontrolünden geçirme talebine olumlu cevap vermelerinin mümkün olmadığını söylediğini de dile getirdi.

'DAĞA ÇIKIŞLARI HÜKÜMET DOĞRU OKUMALI'

Demirtaş, buluşmada son olarak son dönemde sürekli gündeme getirilen dağa çıkışların arttığı konusuna dair değerlendirmede bulundu. "Kürt gençleri hala dağa çıkıyorsa, bu hükümet bazı mesajları doğru vermedi demektir" diyen Demirtaş, devamında ise şunları söyledi: "Kürt geçleri hala dağlara çıkıyorsa hükümet gençlere 'dağa çıkmayın gelin siyaset yapın' diyemiyor. Gençleri dağa AKP'nin politikaları götürüyor, BDP'nin değil. İnsanlar yıllarca tutuklu kalıyorsa, sokakları polisin gazı copuna teslim ederseniz ve mikrofonu elinize aldığınız da hakaret ederseniz, gençler siyasetten heyecan duymaz, gözünü dağa diker. Valiler kaç kişinin dağa çıktığının çetelesini tutacaklarına, mevcut durumu merkeze rapor etmeliler. 'Sayın Başbakan söylemleriniz buna yol açıyor' diye. Hükümet gençleri dağdan indirmek istiyorsa bu çıkışlardan korkmamak lazım. Hükümet zaten indirecekse bundan korkmamak lazım, yok yapmayacaksa korkmak lazım." (Diyarbakır/DİHA)

www.evrensel.net