Testiler diyarı

Testiler diyarı

Çok konuşuldu, ki bence Hıncal beyin internet arama motorlarında tıklanma oranını artırmaktan öte kafaya takmaya değer bir yanı yok, evli ve bebekli bir kadının bekar bir erkeğin evinde ölü bulunmasına yönelik nefretini bilinçsiz cümlelerle kustuğu ve su testisini kırıp rahatladığı yazı hala gündemde. Aslına bakarsanız iyisinden

Nilgün Yelpaze

Çok konuşuldu, ki bence Hıncal beyin internet arama motorlarında tıklanma oranını artırmaktan öte kafaya takmaya değer bir yanı yok, evli ve bebekli bir kadının bekar bir erkeğin evinde ölü bulunmasına yönelik nefretini bilinçsiz cümlelerle kustuğu ve su testisini kırıp rahatladığı yazı hala gündemde. Aslına bakarsanız iyisinden toprak bir testi bulup kendisinin kafasında kırmak üzere pusuya yatmak varken burada bu yazıyı yazıyor olmak bile insanın dişlerini gıcırdatmasına neden oluyor fakat; ne yazık ki o kafaları tek tek kırarak ürettikleri lafları ve yaşam biçimlerini silmemiz pek mümkün olmuyor. Hem yaşını başını bir hayli almış olmanın, hem de iktidarın kucağında oturmakta olan bir gazetenin gedikli yazarlarından olmanın verdiği gönül rahatlığıyla aklına ne gelirse yazan, bir şey gelmezse de üçüncü sınıf Temel fıkrası ve bol bol üç yıldızlı satır aralarıyla köşesini dolduran bu amca yahut dedenin ilk saçmalaması bu değil. Üstüne üstlük durumu bu kadar vahim olsa da olmasa da, köşelerine kurulmuş adamların ölü ya da diri kadınlar hakkında saçmalamaları da ilk değil. O yüzden satır satır cevap vermeye kalkmayacağım. Masadan en az Hıncal Uluç’un yaşında kalkma olasılığım var. O da kendime bir su yolu bulup da kırılmazsam. Bu erkekegemengillere ufak, ufacık hatırlatmalar ve kendilerinin ödlerini patlatacak tahayyüller anlatmakla yetinelim. Evvela, evlilik akdinin kadın ile erkek arasında (yani dünyanın hemen hemen tamamında heteroseksüel ilişkiyle sınırlı) imzalanan ekonomik bir anlaşma olduğunu, bu alemde ne ezeli ne ebedi olduğunu hatırlatmakla başlayalım. Farazi konuşmak olmasın, biz bugünün şartlarına bakalım diyerek her şeyden kıvıranlar da yırtamasın, meseleyi açmak gerekirse, bugün şu an bu ülkede evli ya da evli olmayan bir çok kadın var ki yaşamını tek eşli olarak yaşamıyor. Korktunuz mu? Evlilik dediğiniz hadisenin kendisi ise kafasını bu meselelerle kurcalamayan bir sürü kadını da evde ev işi, yemek, bulaşık, çocuk bakımı gibi işlerle emek sömürüsüne uğratıyor. Ahlak dediğiniz hadise daha da beter olarak her gün üç kadın öldürüyor, etek boyu, makyajı, falanı filanı derken nefretiyle kurban ediyor. İşte kiminin elinde bıçak, kiminin elinde kalem. Bütün bunlar insanın belli bir yaştan sonra üstelik de rahatı yerindeyken kafasına girmeyebilir ama madem anlayacağı dilden konuşalım, bu adamın en az kendisi kadar eski bir halk görgü kuralına göre, doğrudan kendi gözünüzle görmediğiniz, orada bulunmadığınız sadece kafanızdan uydurduğunuz yargılarla ölünün arkasından konuşmak ayıptır. Ayıplara, hurafelere, ahlak bekçilerine göre hareket etmemeyi ama içinden geleni, inandığını icra etmeyi seçtiğini iddia ediyorsa ve samimiyse adama sorarlar: Peki Defne ne yapıyordu? Özetle, çok talihsiz bir yazıydı o yazı. Keşke biz erkek egemen zihniyetin iğrençliğini, iki yüzlülüğünü, katilliğini, bedenimiz canlıyken sömürmekle yetinmeyip ölümüzden de bir şekilde kar ettiğini biz adımız kadar iyi bilmeye devam etseydik de yüzümüze böyle vurmasalardı. Hayatta gazetesini eline alıp da kendisini okumayacak binlerce insana adını andırarak reklamın iyisi kötüsü olmaz mı dedi artık, yarası vardı da gocunuyor muydu bilinmez ama insanın aklına bu adamın yaşının yarısı bekar bir kadının evinde kanında alkolle yüzükoyun ölü bulunmasına dair bir beddua gelmiyor değil. Fakat beddua da olsa bir kadına dair bunu isteyebilmem imkansız. Neyse ki şunları gönül rahatlığıyla söyleyebiliyoruz: herkes özgür, herkes eşit olmalı ve kadınların sokakta yürüyebilecekleri, gece gezebilecekleri, eğlenebilecekleri, istedikleri ile birlikte olabilecekleri, eğer isterlerse ve istedikleri insanlardan çocuk sahibi olabilecekleri bir dünya, dayak yemenin, tacize ve tecavüze uğramanın normal karşılanmadığı bir dünya istiyoruz. Ve bu yolda yürüyoruz. Bu yolun yolcusu olarak bizi testi misali kıramayacaklar.

Arzu Yıldırım’ın ölümünü Hıncal Uluç’a sorsaydık


Arzu Yıldırım koruma için başvurduğu halde öldürülen onlarca kadından bir tanesi. Yani devletin ve ona hakim zihniyetin koruyamadığı. Kadın cinayetlerine kurban gidenlerin sayısı her gün katlanarak artıyor. Katiller vuruyor, devlet onları koruyor. Polisler bakıyor. Bazen işlerini kolaylaştırıyor bazı katillerin. Nefret, devlet kademesinden onun sözcüleri kademesine de sıçrıyor: ve çok bilmiş Hıncalcıklar üretiyor. Hepsi hep bir ağızdan ‘kadın dediğin’ adlı aslında hiç de bizi anlatmayan bir türkü okuyorlar. Arzu Yıldırım’ın vesikalık fotoğrafını size karşı tutup sormak istiyorum: Bu kadınlar ne testisiydiler? Ne uğurda kırıldılar? Zübeyde Yıldız, Ayşe Paşalı, Nejla Yıldız, Nural Özkan, Gamze Özkan, Huriye Bekçi ve daha yüzlerce kadın yetkili makamlara başvurdukları halde hiçbir destek görmemeleri nedeniyle öldürüldüler. Tanıyor musunuz? Televizyon izlememekle övündüğünüz halde neden ölümünü taşa tutmak üzere ünlü bir kadını seçtiniz? Aynı performansı bu kadınlar için de gösterin: Kusura bakma ölmüşsün ama sen de sahibini dinleseydin, terk etmeseydin, ağzını açmasaydın o da seni vurmazdı deyin. O zaman da haksız olmaya devam edeceksiniz ama en azından tutarlı olabilirsiniz.

Boğaziçi Uluslararası İlişkiler Öğrencisi

www.evrensel.net