Hola* Latin Amerika

Hola* Latin Amerika

Ekvador’da yapılan Latin Amerika ülkelerinin sosyalist ve komünist partilerinin katıldığı seminerin başlığı “Kapitalizmin Modernisazyonu mu, Sosyal Devrim mi?” Bu başlık bizler için biraz tuhaf görünebilir ancak Latin Amerika ülkelerindeki ikilemi yansıtması bakımından son derece iyi seçilmiş olduğu anlaşılıyor. Kitlel

Nuray Sancar

Seminer’de sabah iki, öğleden sonra iki olmak üzere her gün dört oturum yapılıyor ve her oturumda değişik ülkelerden gelenler, kendi ülkelerinin politik ve iktisadi durumu, sınıfların pozisyonu hakkında bilgilendirmeler yapıyorlar. Latin ülkelerinin büyük çoğunluğunda sol eğilimli partiler iktidarda. Bu durum kitlelerde büyük beklentilere yol açmış. Hükümetlerin hemen hepsi de neoliberal politikaların uygulayıcısı. Amaç mümkün olduğu kadar her ülkeyi sermaye için cennet vatan haline getirmek emekçileri ise kendi yurtlarında sürgün yaşamaya zorlamak. Kentsel dönüşüm derseniz orada da var; çevre katliamı, HES derseniz yine var; krizin yükünü halkın omuzlarına yüklemek derseniz o zaten işin bismillahı!
Ülkelerin bütün kaynakları büyük tekellere peşkeş çekilirken halka yapılan propaganda ise değişmiyor: biz ülkeyi modernleştiriyoruz. Bu politikaları eleştirenler ise hükümete bağlı yayınlarda alay konusu; gerilik ve gericilikle suçlanıyorlar. Çoğu Başbakan veya devlet başkanı sosyalistlerin eski yol arkadaşı, sosyal demokrat veya geçmişte solcu bir kimlik taşıdıkları için muhalefetin sesi olarak gösteriyor kendini. Hatta artık kitle eylemlerinin bittiğini, halkın temsilcileri iktidara geldiği için artık buna gerek olmadığını ilan edenler var.
Güya temsilcileri iktidarda olan halkların başına gelenler ise hiç değişmiyor; yoğun bir yoksullaşma, işsizlik, baskı ve terör. Perulu bir delege “hepimize potansiyel suçlu muamelesi çekiyorlar” artık diye konuşuyor, “aranmadan girdiğimiz hiçbir kamu kuruluşu kalmadı.” Kolombiya ise FARC ile yapılan barış görüşmelerini anlattığında ister istemez Türkiye’yi düşünüyorsunuz; her şey yine aynı.
Latin Amerika’nın bu kadar tanıdık gelmesi şaşırtıcı değil. Oradaki yöneticilerin uygulamaları Tayyip Erdoğan’ın yıllardır yaptığına çok benziyor. Biraz yardım, biraz ABD’ye diklenme, ufak tefek reformlar ve bolca mağduriyet edebiyatı.
İktidardakinin “ezilenlerin temsilcisi” olduğu iddiasını bu kadar pervasızca kullanabildiği bir dünyada ezenlerin kendi aralarında bir kardeşlik akdi imzaladığını söylemek yanlış değil. Hem iktidarda olup hem ezilenler arasında olmak bu dönemin alameti farikası belli ki. Ama yönetilenlerin payına düşen yine eziyet ve zulüm.
Latin Amerika’da “sol”cu partiler aracılığıyla sürüme sokulan neoliberal politikalar bizde İslamcı-muhafazakar bir parti eliyle sürdürülüyor. Biz de, bizdeki gelişmelerden yola çıkarak bu benzerliği vurguluyoruz tabii orada.
Seminer’de ülkeler deney aktarımında bulunuyor ve halk muhalefetini nasıl geliştireceklerini tartışıyor. 17.’si yapılan konferanslar dizisinin bir de özel gündemi var; Brezilya ve Türkiye direnişi. Bu iki ülkenin haziran direnişi, ilgiyle ve merakla tartışılırken bir Ekvadorlu delege Latin Amerika’da da halkın böyle bir patlama eşiğinde olduğuna dikkat çekerek; “kitle eylemleri belki üç beş ağaç yüzünden çıkacak ama asla mesele üç beş ağaç olmayacak” diyor. Evet bizim direnişimizin meramı iyi anlaşılmış!
Bize uzak ülkelerde yaşayanların acılarının da arayışlarının da kardeş olduğunu, halkların hep aynı yollardan geçmeye zorlandığını görmek ilginç. Gezi Parkı’nı özlemle telaffuz etmeleri güç verici.
EMEP, Haziran direnişi deneyimini paylaşmak üzere bu etkinliğin özel ve imtiyazlı davetlisiydi. Biz kendi direnişimizi anlattık, Brezilyalılar da uzak kıtadaki kardeş direnişi anlattı. Ve her aşamada iki ülkenin halkının da ne kadar çok ortaklıkları olduğuna, ne kadar çok benzer yollardan geçtiğine tanık olduk.
Anlaşılıyor ki dünyanın neresine gidilirse gidilsin halklar da direnişleri de kardeş.
Gracias Latin Amerika, Gracias ev sahibimiz Ekvador.
*İspanyolca merhaba

www.evrensel.net