Seçimle gelenler, hiç gitmezler mi?

Seçimle gelenler, hiç gitmezler mi?

Tunus’ta başlayıp, Mısır’da ve Libya’da devam eden halk hareketlerini, önce şaşkınlıkla, sonra da “güdümleme” isteğiyle izleyen “yurdum hükümeti”, çizgisine uygun olanlarla “hemhal” olurken, Libya’da bir çelişki yumağına dolanıp, önce itiraz eden pozisyonunda iken, daha sonra da

M.Kamil Bal

Tunus’ta başlayıp, Mısır’da ve Libya’da devam eden halk hareketlerini, önce şaşkınlıkla, sonra da “güdümleme” isteğiyle izleyen “yurdum hükümeti”, çizgisine uygun olanlarla “hemhal” olurken, Libya’da bir çelişki yumağına dolanıp, önce itiraz eden pozisyonunda iken, daha sonra da emperyalist dış müdahale odaklarının takipçisi durumuna düşmüştü. Anılan ülkelerde, totaliter yönetimlerin yıkılması, milyonların ortak hedefi iken, önemli bir iyileşmeye ve demokrasiye daha yakın yönetimlerin oluşmasına hizmet edemedi, ne yazık ki! “Arap Baharı” olarak da adlandırılan “devrim”, birilerince çalındı. Emekler boşa mı gitti? Hayır; bitmedi, devam ediyor...
Gidenlerin yerini alan, “Müslüman Kardeşler” ağırlıklı yönetimler, Mısır’da olduğu gibi sosyal, ekonomik ve kültürel iyileştirmeler yerine “din” eksenli dayatmalarla, halkların yaşamını daha da çekilmez hale getirdiler. Belirtmeden geçmeyelim; bu yeni yönetimler, açık ve oldukça demokratik, genel seçimlerle iktidara geldiler. Meclislerinde, muhalefet partileri de var; ama aradan bir yıl civarında bir zaman bile geçmeden, halkları yine sokaklara inmek zorunda bıraktılar. Mısır’da, TAHRİR yine ayakta, “Arap Baharı” devam ediyor...
Gelişmeler neyi gösterir, şimdiden pek bilinemese de, yandaşlarından Mursi’ye gelen desteklere bakılırsa, “seçimle gelmeyi” tabulaştıran bir kesim, seçilenlerin, ülkelerini istedikleri gibi yönetebileceklerinden hareketle, ciddi bir telaş içindeler. “Seçimle gelen, seçimle gider!” diyorlar da başka bir şey demiyorlar. Oysa Mursi de bir darbe sonucu,  (öylesi) yapılan seçimlerle iktidara getirilmişti. Mussolini, Hitler vb. diktatörler gibi, bu unutuluyor olsa gerek...
Böylesi tepkilerin en ilginci ise, Dış İşleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu’dan gelmiş. Davutoğlu, “Halk ile gelen bir lider, halk ile gider. Demokratik yollarla iktidara gelmiş liderlerin, sebebi ne olursa olsun, meşru olmayan yöntemlerle devrilmesi kabul edilemez. Siyasilerin tutuklanması kabul edilemez.” diyerek, “SANDIK” fetişizmine yeni katkılarda bulunmuş. Davutoğlu, Dış İşleri Bakanı olmasından kaynaklansa gerek, ülkesinde olanlardan habersiz, anlaşılan. Oysa kendi ülkesinde, kendisi gibi seçilmiş milletvekilleri, onlarca muhalif Belediye Başkanı, bunların Belediye Meclisi üyeleri, muhalif İl Genel Meclisi üyeleri ve siyasi partilerin il ve ilçe, hatta genel başkanları, yıllardır cezaevlerinde tutuluyorlar. Kamu emekçileri, muhalefet eden üniversite öğrencileri, aydınların ve gazetecilerin cezaevi maceraları ise, kitaplara sığmıyor. Davutoğlu, bunların farkında değil, anlaşılan.
Kendi seçilmişliklerini “her şey”, diğer seçilenleri ve onlara oy verenleri ise “yok” sayan bir anlayışın, “ülke dışına yansıması” da böyle oluyor, demek ki!
Hani, “Dinime söven, kendi Müslüman olsa!” denilmiş, ya; öyle bir şey işte!...                                                               

*EMEP Bornova İlçe Başkanı

www.evrensel.net