Yeni Wisconsinler yaratarak kazanabiliriz

Yeni Wisconsinler yaratarak kazanabiliriz

Amerika İşçi Federasyonu ve Endüstriyel Örgütler Kongresi (AFL-CIO) Ulusal Yürütme Komitesi Üyesi Nancy Wohlforth’la yapılan röportaj ILC’nin 34 sayılı uluslararası bülteninden alıntılanarak gazetemizde yayınlanmaktadır. Röportaj, Halklar ve İşçilerle Uluslararası İrtibat Komitesi Koordinatörü Daniel


4-5 Haziranda Cenova’nın ev sahipliğini yapacağı Uluslararası Çalışma Örgütü anlaşmalarının savunulması ve Sendikaların Bağımsızlığı temalı ILC konferansına katılacaksınız. Bir kaç hafta önce, dünyanın dört bir yanındaki emekçiler Wisconsin’de ne olduğunu gördü. Toplusözleşme ve sendikal hakların varolması ile ilgili gerçekleşen kitle hareketlerinden çıkarılabilecek  dersler nelerdir?
Çıkarılabilecek iki ders var. Birinci ders, kazanılmış haklarımızın elimizden alınmaması için “Ödün Yok” sloganı etrafında örgütlenmek ve sadece eyalet valilerine değil, yasama yetkisi bulunan eyalet senatörlerine ve yönetimlerine karşı mücadeleyi aşağıdan yukarıya örgütlemektir. Ve bilsinler ki sendikaların kendilerini savunması için seçilmiş bulunan bazı senatörler eğer tekrar seçileceklerse sendikal işçi hareketinde bizimle birlikte olmalıdırlar.
İkinci ders bütün sendikalara gitmektir, ve “Hepimiz biriz. Bizler bu kavgada birlikteyiz. Sadece kamu sektöründeki işçiler değil bütün işçiler.” demektir. Seçilmiş yerel yöneticilerimizle, karar almak için grup oluşturarak bir araya gelmiş sivil toplum örgütleri katılımcılarla birlikte aşağıdan yukarıya ortak bir ittifak kurmalıyız. Sadece burada değil her yerde ittifak.
Wisconsin’de, daha çok muhafazakar sağcı gruplardan oluşan esnaflar öğrencilerle birlikte senatörlere ve eyalet valisine karşı mücadeleye katıldılar. Ve onlar 14 Demokrat senatörün Wisconsin dışına çıkmasına yardım ettiler ve eyalet dışında da onları desteklediler.
Öte yandan Mısırlı işçiler Wisconsin’deki işçilere para ve fotoğraf göndererek desteklerini sundular. Destek amaçlı yapılan bu eylem, mücadelede hepimizin bir olduğunu ve küreselleşmenin burada da varolduğunu anlamamızın başlangıcıydı. Tekrarlıyorum, bu sadece kamu sektörünün mücadelesi değildir; bu bir marangozun, bir ofis çalışanının veya özel sektör işçisinin mücadelesidir. Küreselleşme süreci bütün hepimizi etkiliyor.
Wisconsin’de sağ kanat kazanmış olmasına rağmen -ki bu sayede toplu sözleşmeyi ortadan kaldırdılar- biz bunun geçici bir zafer olduğuna inanıyoruz.  Mücadeleye devam edersek eninde sonunda onu geri kazanırız. Ve zaten hemen şimdi, sendikal hareketimiz bütün örgütçülerini mücadeleyi ayakta tutmak için görevlendirmiştir.

Fakat son süreçte  Wisconsin’de oluşan kavganın  ABD’nin her yerine  ulaşamadığını görüyoruz bunun nedeni nedir?
Hayır. Ohio eyaletinde de sözün gelişi “seferberlik” vardı fakat oldukça genç insandan ve aşağıdan yukarıya doğru oluşan bir yönetimden yoksun olduğu için Wisconsin’de olduğu kadar etkili olamadı. Wisconsin ayrıca tarihsel olarak ABD’deki en örgütlü güce sahip eyaletlerden biridir. Benim babam 1930’larda Wisconsin’de kamu sektörü sendikasının kurucularından biriydi.  Milwaukee’de devlet işçilere toplusözleşme hakkını vermeden önce bizim toplusözleşme hakkımız vardı. Eyaletlerin geri kalanında 1970’lere kadar bu haklar elde edilemedi.
Örneğin Kaliforniya’da da Wisconsin’deki olan mücadelenin  iki katını yaratma olanağı var. Ancak yönetiminiz mücadele ederse bu hakkı kullanabilirsiniz. Bence etmek zorundalar ve edecekler. Kaliforniya’daki büyük sendikaların içinde güçlü örgütler var. Burada öğretmenler ve okul çalışanlarının yer aldığı, 750 bine yakın üye kaydı bulunan iki büyük sendika var. Ayrıca  sendika yöneticileri diğerlerinden farklı; sola daha yatkınlar ve diğer sendikalardan bu noktada ayrılıyorlar. Bence orada da etkili bir mücadele olacaktır.
 
Wisconsin’de ve Cumhuriyetçilerin toplu sözleşmeyi tırpanladığı diğer eyaletlerde, sendikanın ileri gelenleri toplu sözleşmelerle ilgili haklardan büyük ödünler veren  ve bütçe kesintilerini kabul ederek mücadeleyi geri püskürten bir iş yaparak senatörlere yasanın geçmemesi halinde 300 milyon değerinde bir para teklif etmişler. Bu strateji hakkındaki değerlendirmeniz nedir?
Para işinin olmadığı yönünde yaygın bir kanı var. Doğrusu kanıtlanmış bir şey değil. Yapılması gereken, sağlık güvencemiz, emekli maaşlarımız ve işimize sahip çıkmak için mücadele etmek. Toplusözleşme haklarımıza sahip çıkmak için taviz vermemeliyiz.
Eyaletlerin bütçesinin korunması için yönlendirilmiş olan bir kampanyayı yürüten Ulusal Hemşireler Birliğini de kapsayan bir dizi sendika mevcut. Bütün eyaletlerde kamu hizmetleri yardımının ve iş yaratılmasının sağlanmasını isteyen kampanyaya yeterince destek var. Fakat sendikaların başındaki liderler doğrudan Obama’yla karşı karşıya geldikleri için bu meselenin büyümesinden çekiniyorlar. Afganistan’da trilyonlarca dolar harcanan bitmek bilmeyen bir savaş var. Onlar bununla yüzleşeceklerini biliyorlar. Buraya giden bütçeyle yüz yüze gelecekler. Büyük problem budur.
Obama’yla beraber sendikaların büyük çoğunluğu savaşlara ve savaş harcamalarına karşı çıkmak için isteksiz olsalar da, bu sorunlarla ilgili olarak sendika yönetimlerinde çatlaklar var. Bu nedenler dolayısıyla aşağıdan gelen hareket iki şekilde yol izleyebilir: Birincisi demoralize olup geri çekilebilir ya da mücadeleyi sürdürmek için ilerleyebilir. Eğer Kaliforniya kavgayı tekrar kazanırsa Wisconsin’de tanık olduğumuz benzer mücadeleler diğer eyaletlerde de yeniden ayağa kalkabilir.

Kaliforniya’da kavgayı tekrar kazanmak derken “Kesintiler ve Ödün Yok” çizgisini mi kastediyorsunuz?
Evet, emekli maaşlarından ve sağlık güvencesinden ödün yok. Sağlık güvencemizi ve emeklilik haklarımızı korumalıyız. Bu çok önemli. Fakat bunun kadar önemli olan, insanların ödünleri kabul etmeyecekleri bu kavgayı yeniden başlatmalarıdır. Asıl önemli olan  insanların taviz yok fikrini yüksek sesle dillendirerek talepleri için sokaklara dökülmesidir. Eski Vali Arnold Schwarzeneger ofisindeyken, biz Kaliforniya İşçi Federasyonunda açıkça durumumuzu saptıyorduk. “Sağlık haklarımızla ilgili taviz vermeyeceğiz”. Biz bugün sağlık güvencesiyle ilgili bu anlayışı izliyoruz. Kaliforniya’da emeklilik hakları, devlet okulları ve devlet hastaneleriyle ilgili,  kamusal sağlık ve eğitim sisteminin koruması için mücadeleyi sürdürmeliyiz.

Anladığım kadarıyla Wisconsin’de ve diğer 12-13 eyalette sürdürülen saldırılar sadece  Çay Partisi hareketinin baskısı sonucuyla gerçekleşmedi. Eğer Obama yönetimi bu saldırılar için zemin hazırlamış olmasaydı olanaklı olmazlardı.   
Doğru. Obama yönetimi bu süreçte toplusözleşme hakkı için bir dizi önlem alacağını söyledi. Çok doğru. Fakat onlar bunun için her şeyi yaptılar mı? Hayır. Konuşmalar yapıp gösteriler düzenlediler mi? Hayır. Ofislerine gittikleri zaman Obama her nerede toplusözleşme hakkı baskı altındaysa üzerine yürüyeceğini ve bu hakkı korumak için her birine gözlemci dikeceğini söylemişti. Sendikal hareketin lehine kampanyalar düzenleyecekti.
Fakat Obama ve yönetimi bu saldırılara karşı mücadele etmek ve işçilerin taleplerini savunmak için hiçbir şey yapmadı. Hem de hiçbir şey. AFL-CIO Başkanı Richard Trumka ve Obama sahne arkasında görüşmek ve toplusözleşmenin korunması için tavizler vererek bir  anlaşma yapmak için buluşuyorlardı bunun gerçek olup olmadığıyla ilgili tam bilgim yok. Fakat bu nasıl olanaklı hale gelecek: “Eğer siz avantajlarınızın hepsini bir kenara bırakırsanız, pazarlık yapmak için hiçbir şey yapmazsanız, toplusözleşme hakkınızı nasıl kullanacaksınız. Bu, içi boş bir mermi kovanını andırıyor. Vazgeçirildiğimiz haklarımıza geri dönmek için zamanımız var. Yokuş aşağı inmemiz daha kolay olacaktır. Ancak sendikaların bu şekildeki yaklaşımı onların ilgisiz görünmesini sağlıyor. Bir işçi size sorar: “Neden ben de aranızda olmalıyım? Eğer hiç bir şey kazanamayacaksam, taleplerim veya kazanılmış haklarımın korunmasını bile sağlamayacaksa neden sendikaya katılayım? Mücadeleyi yeniden ayağa dikmeyi istemeyen bir sendikaya neden üye olayım?

Kasım 2008’de Obama’ya oy veren milyonlarca kişi kasım 2010 seçimlerinde oy vermekten kaçındı mı?
Evet. İlericiler yeniden oy vermeye gitmezken Çay Partisini destekleyenlerin tamamı bir kez daha sandığa gitti. Çay Partisinin adaylarının Wisconsin’de seçilmesinin nedeni budur. Eğer 2008’de Obama’ya oy verenler yeniden sandığa gitseydi, böyle olmayacaktı.

Sendikal hareket içinde de bütün bu konular hakkında tartışmalar devam ediyor sanırım
Evet. Daha hararetli bir şekilde içten içe büyüyerek devam ediyor. Savunma harcamalarının kesilmesi ve Afganistan’la Irak savaşının bitirilmesiyle ilgili ciddi tartışmalar var. Aynı zamanda biz 2012 seçim dönemine giriyoruz. Obama’nın yeniden seçilmesi için baskılar tekrarlanacaktır. Bu seçimlerin bizim hayatımızın en önemli seçimi olacağını söylemiş olalım. Gerçek şu ki alternatif çok daha korkutucu.
Elbette ki, Çay Partisine popüler desteğin artması ve ana akım politikaya doğru söz konusu sürüklenişin kaynağı sendikal hareketin liderliğinin olmamasıdır. Çünkü savaşlar ve Wall Street’teki problemlerin hepsinin nedeninin işçiler tarafından anlaşılmasına yardım etmek amacıyla oluşturulmuş yerel düzeyde liderlik yok. Bunun yerine, ne oluyor: Holdingler temel problemlerin anlatılması konusunda boşluğu dolduruyorlar ve açığı kapatmak için hükümet harcamalarını azaltmak zorunda olduğumuzu söyleyerek avantajlı hale geliyorlar.
Bu çılgınlık. Bu program işlerimizi yok etmeye devam ediyor. Obama, işlerimizi ve haklarımızı budayan yoldan ilerlemeye devam edecektir. Çünkü sendikalar tüm güçleriyle ve mücadeleyi inşa ederek ayağa kalkmıyor.
Durum iyi değil ama Wisconsin, yeniden kavga etmek isteyen bir yönetim olduğu zaman işçilerin canlanacağını ve kavga etmek isteyeceğini gösterdi. Kavga, Kaliforniya’ya doğru genişlemeden önce bizim bir meydan okumamız daha var. Bu bir meydan okuma. Bazı şeylere dönmek için hâlâ zamanımız var. Fakat zamanımız tükeniyor.


SERMAYENiN ANLAYIŞI DEĞiŞMiYOR

ABD’deki sendikal anlayış Uluslararası Çalışma Örgütünün genel çıkarlar diyerek işçilerin ve işverenlerin ortak çıkarlarını savunduğu fikriyle aynı mı?
Evet. Oldukça benziyor. Oysa bu argüman bizim hiçbir şeye sahip olmamamız ve kolayca tavizler vermemizi sağlamak için kullanılıyor. Her iki taraf da ortak kurban olmalılar. Oysa burada gerçekte hiçbir paylaşım yok. Hükümet, Wall Street’i krizden kurtarmak için milyarlarca dolar, General Motors için daha da fazlasını harcamıştır.  Fakat Wall Street ve holdingler bize bunun karşılığında kırıntılar veriyorlar, üstelik vergi ödemiyor ve kendi kendilerine bonuslar vererek büyük ikramiyeler alıyorlar. Kısacası bugün  bu, “Okullara, kamu sektöründe çalışanlara ve aşırı derecede ihtiyacı olan diğer halk kesimlerine milyarlar veremeyiz” anlamına geliyor. Üstelik bunu fütursuzca savunuyorlar. Hükümet bankaları kurtarmak için milyarları buluyor. Ve hatırlayalım, teorik olarak, bu parayı holdingler, küçük iş yerleri, mortgage kullanan insanlara ekonomiyi canlandırmak için kullanmayı planlamışlardı. Oysa yaptıkları, trilyonlarca doları cebe indirmekti. Kasalarında trilyonlarca dolarları var ve onların anlayışları hâlâ şu: “Vergi indirimlerinin ne olacağını görmek için bekliyoruz. Eğer vergiler düşerse, ardından sermayeyi serbest bırakırız.” Fakat emin olabilirsiniz ki bunların çabası hane halkını desteklemek yahut ev edindirmek değildir. Onlar böyle bir yanlışlık yapmayacaklardır. Kesin olan bir şey var ki sermayedarlar paranın bir kısmını serbest bırakırlar ama ne yapmak için biz onu bilmeyiz.
Elbette ki onlar bu paraları kamu sektöründe çalışanlar kullansınlar diye  serbest bırakmayacaklar. Açıkça, paralarını devlet memurlarından uzak tutmak istiyorlar.  Onlar bizim geçmişte kazanmış olduğumuz bütün hakları başlarından atmak, şikayetleri savuşturmak, kıdem tazminatlarını ortadan kaldırmak istiyorlar, insanları elde etme hakkı istiyorlar.
Kamu sektörünü desteklemek için sağlanan tek destek, sahte testlerle insanları yarıştıran ve rekabeti en üst düzeye ulaştıran kolejler veya vakıf okulları için verilen desteklerdir. Bu fonlar da büyük olasılıkla kamu eğitiminin özelleştirilmesine destek amacı taşıyor.


SENDİKA DÜŞMANI OBAMA 

ABD’de sendikal hareket Obama yönetimi altında daha güçsüz hale mi geliyor?
Evet ve ben bundan oldukça endişeliyim. Biz şu an muhtemelen özel sektörde yüzde 7.5’ten yüzde 7’ye doğru düşmüş durumdayız. Yüzde 36 civarında da kamu sektöründe örgütlü bulunuyoruz. Sağ kanadın kamu sektöründeki örgütlü sendikamıza karşı intikamla yaklaşmasının asıl nedeni burada yüksek oranda yer tutuyor olmamızdır. Fakat örgütlü iş gücü oranı mücadele edilmediği için aşağı doğru iniyor.
1930’ların New Deal programının temelinde ikramiye için yaygın yürüyüşler vardı.  O gerçek bir mücadele hareketiydi. Biz daha onların hiç birini yapamadık. Bugün de hiç kimse sendikaların böyle şeyleri yapacağını düşünmüyordu. Ta ki  Wisconsin’e kadar. Biz Wisconsin’de ABD’nin her tarafında sendikacılara ilham veren bu tür bir mücadelenin ortaya çıkışını gördük. Yerel liderliklerle kurulmuş yukarıdan aşağıya  bir sendikal hareketin, emekçileri ezen politikacı çetesine nasıl da meydan okuduğunu gördük
Fakat Wisconsin’de bile bazı şeyler sendikalar için iyiye gitmeyecektir. Bazı sendikacılar, Eyalet Valisi Scott Walker’ın başını çektiği saldırılara oy veren Cumhuriyetçi senatörlerle yeniden buluşmak için düzenlenen bir kampanyaya destek veriyorlar. Bu, emekli hakları durdurulan, sağlık güvenceleri ellerinden alındığı için daha fazla sağlık harcaması yapmak zorunda bırakılan ve işlerini kaybeden Wisconsin’deki sendika üyelerinden gelen parayı toplamayı zorlaştıracaktır. Bir sendika üyesi size mutlaka soracaktır: “Sağlık güvencesi ve emekli haklarıma karşı bu saldırıları durdurmak için ayağa kalkmayan sendikaya  her ay  30 dolardan daha fazla parayı neden vereyim.”
Obama konusunda, kendisine oy vermiş milyonlarca kişi, özellikle genç, Latin, Afrika kökenli Amerikalı işçiler çok üzüldüler ve moralleri oldukça bozuk. Onlar Obama’nın Cumhuriyetçiler tarafından yönlendirildiğini düşünüyorlar. Problemlerin çoğu için Çay Partisini ve ırkçıları suçluyorlar. Sistemin hatalı olduğunu anlamış değiller. (DIŞ HABERLER)

www.evrensel.net