Mektup - Dünya bir yana Raki bir yana!

Mektup - Dünya bir yana Raki bir yana!

Altı yıldır ev işlerine gidiyorum. Göztepe, Maltepe, Mecidiyeköy, Çengelköy… Ve ben Pendik’te oturuyorum. Sizlerle işte geçen bir günümü paylaşmak istiyorum. Sabah saat 6’da kalkıyorum. Çocuğumun ve eşimin kahvaltısını hazırlıyorum. Akşamdan kalan dağınıklığı topluyorum. Kızımın öğlen geldiğinde

Altı yıldır ev işlerine gidiyorum. Göztepe, Maltepe, Mecidiyeköy, Çengelköy… Ve ben Pendik’te oturuyorum. Sizlerle işte geçen bir günümü paylaşmak istiyorum. Sabah saat 6’da kalkıyorum. Çocuğumun ve eşimin kahvaltısını hazırlıyorum. Akşamdan kalan dağınıklığı topluyorum. Kızımın öğlen geldiğinde yiyeceği yemeği de hazır edip çıkayım derken herifin bir bacağı içeride diğeri dışarıda olan pantolonu ilişiyor gözüme. Kör olası, demeden edemiyorum. Sabah sabah sesin kısıla, diye bağıran eşimi duymazdan gelip katladığım pantolonu yanına koyup kızımı öperek çıkıyorum evden. “Asli görevlerimi” bitirmenin huzuruyla koşar adım son dakika yakalamaya çalışıyorum otobüsü.

Şu bakkal da yol üzeri olmazsa süper olacak! O bariyeri geçtikten sonra kendime otobüsün kapı ağzında yer bulmanın sevinciyle adamın böğümdeki kolunu hissetmiyorum bile.

Kaynarca’da bindiğim diğer otobüsle Kadıköy’e ordan Çengelköy otobüsüne kuruluyorum. Saat dokuz buçukta çalıştığım eve geliyorum yani işyerime. Zile basacak oluyorum patronumun “Zile basma anahtarınla gir” notu gözüme ilişiyor. Ya notu görmeyip zile bassaydım diye düşünüyorum. Neyse bunu düşünmekten vazgeçiyorum. Eve geldiğimde kocaman bir ütülenecek çamaşır yığınıyla karşılaşmanın şokuyla ya Allah diyerek işe başlıyorum. Ütü bitiyor saat on iki oluyor. Ve patronum “Çay koydun mu?” diye sorarak uyanıyor.

Kahvaltı ve yemek bir arada yiyorum birşeyler. Patronum kahvaltı keyfine devam ediyor. Cam silmeye başlıyorum. Patronum  bir elinde çayla magazin programlarına bakarken ben de onun çok ciddi bir şey yapıyormuş gibi duran tavırlarına bakıyorum. Beni çağırıyor, televizyonu göstererek “Baksana Seda’nın (Sayan) kıyafetine, çok şık değil mi?” diyor. İyi de bana ne, demek istiyorum ama olmuyor.(O da kadın ben de. Ne gibi ortak yönümüz var ki bundan başka?) Camlar saat dörtte bitiyor, koşar adım banyo, tuvalet diğer işleri de yapıp çıkıyorum işten. Sabahki serüvenin anısını yaşıyorken tekrar dönüyorum evime. Cebimdeki parayı hesaplamaya başlıyorum 15 yol parası, kızıma alacağım tatlı dahil 30 lira market tutuyor. Yolda otobüsten inince kapı önüne bırakılmıyoruz, yürüme payım da var, yol üzerinde mobilyacıya uğruyorum, taksidimi ödüyorum 35 lira, sonra eve 5 lira ile giriyorum. Buyurun ne kadar aldığımı siz hesaplayın.

Altı yıldır diğer haftaki çalıştığımı geriye atacağım hayaliyle devam ediyorum işe. Benim gibi aynı sorunları yaşayan bir çok arkadaşım var. Otobüslerde yaşadığımız çileleri sabahları Göztepe-Pendik tren hattına binenleriniz varsa bilirler. Ev işine giden kadınların çantası büyüktür. İçinde iş elbiseleri vardır. İş dönüşü yoğun çamaşır kokusundan, hatta trenin kuytu köşelerinde yanlarında taşıdığı taburelerine oturuşlarından bellidir ev işlerine gittikleri.

Bir anımı paylaşmak istiyorum. Arkadaşım “Bir iş var ben gidemiyorum, sen git” dedi. Göztepe’de hali vakti yerinde bir eve gittim. Ev sahibi Ermeni bir kadın adı Raşel. Ben başladım işe, evde bir de köpeğimiz var. Her şey bir yana köpeğimiz bir yana... Üç hafta gittim bu işe. Koltuklar beyaz hem de süt beyazı. Ben siliyorum, köpeğimiz (pardon Raki) koltuğa yatıyor, kırmızı tüyü olduğu gibi koltuğa yapışıyor. Her kalktığında tekrar tekrar siliyorum. Bir gün köpeğe kızdım, “kalk ordan” dememle Raki koluma yapıştı. Kolumu çektiğimde canım daha çok yanmıştı. Marketten gelen patronumun üzerime saldırmasıyla köpek beni bıraktı. Patronum “Sen nasıl Raki’ye yüksek sesle bağırısın, çabuk özür dile” diye bağırıp duruyordu. Ne yapacağımı bilemedim bir de köpekten özür diledim. Koşar adım işi bana bulan arkadaşım Nurten’e anlattım olanları.

www.evrensel.net