14 Mayıs 2011 09:53

Mektup - Kısır kadın çocuğa maşallah demeden bakamazmış!

 Merhaba, Ben İlkay, İstanbul’da yaşıyorum. Altı yıllık evliyim, altı yıldır bebeğim olsun istiyorum. Bunu çok yoğun yaşayan, oldukça hassas ve kırılgan bir yapıya sahibim.Gün içersinde işyerinde olduğum için bu durumu anlık unutuyorum. Doktorlarım bir sorun olmadığını, tüp bebeğin son çaremiz olduğun

Mektup - Kısır kadın çocuğa maşallah demeden bakamazmış!

Paylaş

 

Merhaba, 
Ben İlkay, İstanbul’da yaşıyorum. Altı yıllık evliyim, altı yıldır bebeğim olsun istiyorum. Bunu çok yoğun yaşayan, oldukça hassas ve kırılgan bir yapıya sahibim.Gün içersinde işyerinde olduğum için bu durumu anlık unutuyorum. Doktorlarım bir sorun olmadığını, tüp bebeğin son çaremiz olduğunu söylüyorlar. Yoğun ve yıpratıcı tedavi dönemleri insanı gerçekten yoruyor.

İnsan olmak, yaşamak gerçekten çok zor; bekarken farkında olmadığım bebeğin öncelikle aile bütünlüğü için sonra da çevrem için ne kadar önemli olduğunu öğrendim. Evliliğinin ilk yılı o kadar sorulmaz, çocuk var mı diye ama ilk bir yılı devirdin mi başlar sorular; “Kaç yıl oldu, çocuk yok mu?”, “Kusur kimde?”... Aslında çocuk isteyip istemediğinin daha farkında değilsindir ama sorular, sorular... birden şimşek gibi bir şeyler çakar, “Acaba gerçekten ben kısır mıyım?” Doktora gidersin ve henüz bir yıllık evli olduğun için doktor “erken” der, “biraz zaman geçsin.” Aile olarak sorunsuz bir tedavi yaşamak için moral çok önemli ama dışardan moral yerine sıkıntı vermek daha kolaylarına geliyor sanırım insanların.

Düşünceler seni boğar; aileler, akrabalar, arkadaşlar, komşular... Muhakkak ki hepimiz yaşıyoruzdur. En yakınlarınızın bebeği olur, siz içerlersiniz ama kıskançlık değildir bu, özlem sadece, ne zaman olacak benim de, olsun yeter deriz o an. Ama eğer bu kadar zamandır çocuğun olmuyosa, sen en yakın arkadaşın için nazarlayacak kadar kötü, kıskanacak kadar kötü niyetli olursun... Bazen sözle, bazen samimiyetsiz bakışlarla bunu hissettirirler. İlk zamanlar sana öyle gelir sanırsın, bakarsın herkes öyle. Çocuk görmeye gitmek geleneği senin için yoktur. Kısır kadın, dul kadın gibi kaderine mahkum her sözü duymaya mecbur olur. Acımaklı bakışlardan arınamaz hiç bir zaman...

Kısır kadın çocuğa maşallah demeden bakamazmış! Bakarken çocuğa bir bakar sonra kendi burnunun ucuna bakarak bakarmış! Böyle saçma bir söz duyarsın... Anlamsızdır, ya yaşlılığına verirsin söyleyenin ya da kötü niyetine. Çocuğu seversin, senin de olur senin de deyip elinden çekilir. Seni çok seven bir arkadaşının çocuğu sever seni, ilginden hoşlanır ama anne bozulur. Çocuğum esmerleri sevmezdi, seni nasıl sevdi hayret deyip, gel oğluşum uyku vaktin diye yanından alır. Kısır kadın düğünde geline kına yakamazmış, kaderi çekermiş!

Yaşadıkların bununla bitmez, sorulardan kurtulmak için “evet” dersin “olmuyor benim çocuğum” dersin, en azından “olmadığını öğrendiklerinde rahat ederim” diye düşünürsün. Ama ne mümkün! Bu sefer de “bizim bilmem kim vardı, bilmem ne kadar süre gitmedik doktor bırakmadı, sonraaa bilmem nerde ki bir doktora gitti ve şimdi nur topu gibi bilmem kaç tane çocukları var...”, “Felan yerde hacı teyze hacca gitmiş, ordan sana okunmuş elma, okunmuş bitki, bak al bunun yarısını sen ye, yarısını eşine yedir, iki rekat da namaz kıldın mı bitti gitti...”

Bütün bu olanlar senin tedavini bir anda bitirir. Olsun da çocuk ölsün, doğurdu desinler gibi düşüncelere sürükler seni bütün bunlar... Bir bakarsın terapist kapısındasın; umudun ve sözün bittiği yerde iyileşmeye çalışırsın...

 

ÖNCEKİ HABER

AVUKATINIZ YANITLIYOR - Doğum borçlanması nasıl yapılır? Nereye başvurmak gerekir?

SONRAKİ HABER

Kılıçdaroğlu, CHP Parti Meclisi toplantısı öncesinde konuştu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa