Hükümet çözüm için adım atsın

Hükümet çözüm için adım atsın

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Hükümetin çıkardığı tüm zorluklara, dayatmalarına rağmen sürecin ilerlemesinde cesur, kararlı davrandıklarını söyledi. Ancak ikinci aşama için adımların atılmamasını eleştiren Demirtaş, Hükümet ciddiyetsiz davranacak, müzakereyi yürütmeyecekse BDP olarak tavırlarını

Sultan Özer

Demirtaş Mecliste bir grup gazeteci ile süreci değerlendirdi. Hükümetin demokratik adımları biran önce atmasını isteyen Demirtaş, bir hafta on gün içinde Öcalan’ı yeniden ziyaret edeceklerini hatırlatarak, hiçbir adım olmazsa gittiklerinde durumu anlatacaklarını, kararı kendisinin vereceğini söyledi. Demirtaş, “Kendisi bir karar verir mi, yeni bir değerlendirme yapar mı onun bileceği iş, ama biz sonuna kadar hükümetin adım atması için uğraşacağız. Tedirginliğimiz ve öfkemizin nedeni budur; hükümetin adım atması lazım. Bu kadar yol kat ettik. Şu ana kadar hükümet tek bir şey yaptı mı, yok” diye konuştu.

‘SÜRECİ BİZ DURDURAMAYIZ’

“Adım atılmaması halinde süreç durur mu?” sorusunu yanıtlayan Demirtaş, süreci durdurma güçleri olmadığını söyledi. “Süreç durdu deyince durmaz” diyen Demirtaş, süreci durduracak olanın Öcalan olduğunu işaret ederek, “Süreci kim başlatmışsa o durdurur” dedi.

BDP’nin bu süreçte bir misyon üstlendiğini, birçok zorluğu göğüslediklerini belirten Demirtaş, “AKP’nin diline, üslubuna, bizi zorlayan pratiklerine rağmen biz süreci ilerletmekte kararlı, cesur davrandık. Şu anda yeryüzünde bizim dışımızda hükümet, Öcalan ve Kandil’le aynı anda görüşebilen başka kimse var mı, yok. Bunu hükümetin dayatmalarına, zorlamalarına rağmen yaptık. Heyetimize müdahale etti; tarihlere, gidiş gelişlere müdahale etti, buna rağmen yürüttük” diye konuştu

‘ÇEKİLMEDE ÖNEMLİ ROLÜMÜZ  OLDU’

Geri çekilmede belli bir aşamaya gelindiğini, bunda çok önemli rolleri olduğunu, üstelik bunları karşılıksız yaptıklarını kaydeden Demirtaş, hükümetin de bunu çok iyi bildiğini ifade etti. Başbakanın ‘Demokratik siyasetin önü açılsın, kimin neyi varsa gelsin söylesin’ sözlerine atıf yapan Demirtaş, siyasetin önünde en küçük ilerleme olmadığı gibi gerileme olduğunu söyledi. Roboskî davasından, sokaklarda eylemlere polisin müdahalesine, tutuklu vekillerin hâlâ tahliye edilmemesine kadar antidemokratik gelişmeleri örnekleyen Demirtaş, “Biz mahkemeden beklenti içinde değiliz, hükümet yasaları değiştirecek, insanlar serbest kalacak, ceza almayacak, yargılanmayacaklar artık. Bunlar yapılmazsa süreç durur mu, hayır süreç ilerleyebilir ama biz şu andaki misyonumuzu oynayamayız. Hükümet başka mekanizmalar bulur, taraflar kabul eder o şekilde ilerlerler; ama biz BDP olarak muhalefetimizi yükseltiriz. Biz süreci bitiririz gibi bir rolümüz, niyetimiz de yok doğrusu” diye konuştu.

‘MÜZAKERE CİDDİYET İSTER’

Kandil’in silahlı güçlerini geçtiğini, bu konuda bir sıkıntı olmadığını kaydeden Demirtaş, “Onlar ‘Önderliğimiz bize bir çağrı yaptı, biz  de o çağrının görevini yerine getiriyoruz’ diyorlar” dedi. Demokratikleşme diye tabir edilen ikinci aşamanın muhatabının kendileri, yani BDP olduğunun altını çizen Demirtaş şunları söyledi: “Şu anda hükümet bizimle ciddi müzakere yürütmeyecekse, yürütemeyecekse, bu konuda ciddiyetsiz, lakayt davranacaksa biz BDP olarak kendi tavrımızı ortaya koyuyoruz. Bu kandil adına ya da Öcalan adına konulmuş tavır değil, BDP’nin tavrıdır.”

HÜKÜMETİ UYARIYORUZ

“İkinci aşamanın muhatabı olarak hükümeti uyarıyoruz” diyen Demirtaş’ın sürece ilişkin görüşleri özetle şöyle: Bir rest çekme, bitirme veya başka bir tavır değil. Bu bir uyarı. Hükümet kendine gelmelidir. Ciddi bir süreç yürütüyorsa ciddi olmalıdır. ‘Terörist başı, bölücü başı’ gibi bir üslupla süreç yürütülür mü? Senin ‘terörist başı, bölücü başı’ dediğin kişi tek bir çağrısı ile Türkiye’deki 30 yıllık savaşı durdurdu, silahlı güçlerini geri çekiyor, karşılıksız, pazarlıksız. Söylediği cümlelerin örgütte, tabanda neler, nasıl bir karşılık olduğunu hesaplaması lazım. Bunu hesaplıyor da bilerek yapıyorsa demek ki süreci bitirmek istiyor. Bu söylemde ısrar etmek ‘Ben bu süreci ilerletmek istemiyorum’ demektir.

İKİNCİ AŞAMANIN MUHATABI BİZİZ

İkinci aşamanın muhatabı biziz, sorumluluğu ve yetkisi de bizde. Sayın Öcalan ile görüşmemizde soracaktır ‘Sizin yaptığınız çalışmalarda sonuç alıcı bir şey var mı? Siz ikinci aşamayı nasıl görüyorsunuz, irade görüyor musunuz, sonuç alınacağına inanıyor musunuz?’ diye. Biz de ‘Evet biz sonuç alıyoruz’ demek istiyoruz. İkinci aşamayı biz nasıl görüyorsak O da öyle görecektir. Çünkü bunu yürüten biziz ve biçim çalışma ve görüşmelerimiz kendisi açısından da bağlayıcı. Bu kadar üstüne gitmemizin nedeni bu.

GÖRÜŞMEDE NE DİYECEĞİZ?

Bir hafta on gün içinde ada ziyareti olacak. Hiçbir ilerleme olmadan gidersek, hükümetin durumu neyse onu söyleriz. Kendisi yeni bir değerlendirme yapar mı onun bileceği iş, ama biz sonuna kadar hükümetin adım atması için uğraşacağız.

Tedirginliğimiz ve öfkemizin nedeni budur; hükümetin adım atması lazım. Bu kadar yol kat ettik. Şu ana kadar hükümet tek bir şey yaptı mı, yok. Yapması lazım.

Hükümetin sürece ciddi yaklaştığını, kalıcı barış istediğini gösterecek bir şey yapması lazım. Bu paket somut bir adımdır. Ama böyle bir üslup olmaz. Gece gündüz ‘katil Başbakan’ desem süreç ilerler mi?  Kendisi, tabanı, vekilleri ne hisseder. Şimdi ‘Terörist başı Öcalan, bölücü başı Öcalan’ dediği zaman, Öcalan’ı destekleyenler ne hisseder, çağrı yaptığı örgüt ne düşünür. Gerillalar geri çekiliyor, halen yolda olanlar var, yürüyen var halen. Bu Başbakanı dinleyen acaba ne düşünecek.

Bu hafta hükümetle randevumuz olacak, arkadaşlar randevu talep ettiler. Görüşeceğiz, ellerinde ne var, bir şey yapmak istiyorlar mı, tatile mi çıkacaklar, Meclisi kapatacak, ekime kadar birbirimizi görmeyecek miyiz? Bütün bunları bilmek istiyoruz. Grup başkan vekillerimiz randevu istedi, benim adıma da istediler. Bu hafta içinde görüşme olması gerekiyor. Bugün, yarın, en geç öbür gün olması gerekiyor.


SİSTEM DEĞİŞMEDİKÇE RAHAT ETMEYECEĞİZ

“AKP’nin sonu geldi mi gelmedi mi?” Bence bunu sandık belirler. Bu konuda sandık dışında bir yöntem yok. Mesele AKP değil. Bu model, bu sistem Türkiye’de devam ettiği müddetçe biz de iktidara gelsek, aynı sistemi işletsek demokrasiye hiçbir faydamız olmaz. Mesele parti, lider meselesi değil. Evet, AKP’nin ve Başbakanın tarzı, üslubu, ekstra problemler yaratmıyor değil, fakat mesele sistemin değişmesidir.

Uluslararası güçler de sistemin değişmesine dair bir talepte bulunmuyorlar. ‘Şu iktidar gitsin, bu iktidar gelsin’ diyenler olabilir. Bunu somut olarak görüşmüş değiliz ama işin bu kısmı ile çok ilgili değiliz. Mesele iktidarların değil, sistemin değişmesidir. Biz AKP ile bu sistemi değişime zorlamak istiyoruz. Bugün AKP gider başkası gelir, sistem değişmediği müddetçe Türkiye’de rahat etmeyeceğiz. Partinin, liderin değişmesi, Türkiye’yi kurtarmıyor, özgürlüklere kavuşturmuyor. Sokaktaki, siyaset alanındaki durum çok facia. İşte gördünüz miting yaparken devletin bütün imkanını kullanıyor.

Kazlıçeşme’de her yıl Newroz yapıyoruz, insanlar oraya gelmesin diye devletin bütün imkanlarını kullanıyorlar. Metro, otobüs seferleri durduruluyor, her tarafta barikatlar, bilmem neler, Aman Kürtler Newroz kutlamasınlar diye. Başbakan miting yaparken özel uçakla Kıbrıs’tan kitleyi getiriyorlar. Var mı böyle adaletsizlik, eşitsizlik. Bunlar düzelmezse öyle demokratik siyaset, parlamentoda gelip konuşalım, lay lay lom; yürümez işler.

Eylem yöntemleri bence çok etkileyici. Bu tür yöntemler hükümeti çok daha fazla zorlar. Fakat hükümet de tedbir alır. Başbakan da düşünecektir, danışmanları ile birlikte durmayı nasıl önleyelim diye. ‘Durmak yok, yola devam’, ‘Kardeşim demedik mi, slogan bu ya.’


ÖNCE ÜSLUP

Görüşmeler başladığında ilk konuşulan şey, üslup meselesiydi. Öcalan’la heyet arasında, bizimle hükümet arasında; madde bir, üslup. Çünkü barış her şeyden önce üslupta, söylemde başlar sonra pratiğe dönüşür. Daha üslupta bile barışmayı becerememiş bir Başbakan dünya kadar yasa, anayasa değişikliği ile ilgili ne yapabilir ki? Bu noktada uyarılması ve düzeltilmesi gerekiyor. Biz uyarı görevimizi yapıyoruz, yoksa öyle rest çektik, kılıç çektik, bitiriyoruz, diye bir şey yok. İşimiz sorunları çözmek. Süreç içerisinde atım adım değişmesi gereken şeyler var. Ama acil olarak 20-25 maddelik paketin hazırlanması lazım. TMK, basın, toplantı, gösteri kanunu, siyasi partiler, ceza kanunu, CMK, seçim barajı, bunların hepsi önerilerimiz arasında. Her birinde birkaç maddelik değişiklik diyelim. Bunları verdik.

Bu hafta onlardan dinleyeceğiz, kendileri ne düşünüyor, ellerinde bir şey var mı, nedir fikirleri? Demokratik siyasetin önünü nasıl açacaklar?

Meclis kapanmadan önce 20-25 maddenin geldiğini görmek istiyoruz. En azından Bakanlar Kuruluna getirmeli, parlamentoya sevk edebilmeli. Meclis de kısa bir tatil yapmalı, sonra tekrar çalışmaya başlayınca bunu gündeme almalı. Bu ay Kürt sorununu çözelim demiyoruz. Fakat karşımızda bu iradeyi görmek istiyoruz. Şu ana kadar bu iradeyi görmedik. Başbakanın birkaç günlük konuşmaları, mitingler, TV’lerde, orda burada söyledikleri, yenilir yutulur değil. (Ankara/EVRENSEL)

www.evrensel.net