'Ha askeri diktatör, ha sivil diktatör'

Gazeteci-Yazar Lütfü Oflaz, bir dönem kendisinin Cumhurbaşkanlığı adaylığını destekleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı, bugün bir diktatöre dönüştüğü gerekçesiyle eleştiriyor. Gezi Parkı’nın savunulması için başlayan eylemlere yönelik polis saldırısına dikkati çeken Oflaz, “Bu faşizm

Çağrı Sarı Kahveci / Görkem Kınacı


2000 yılında sosyalistlerden İslamcılara kadar siyasi görüşleri birbirlerinden çok farklı kesimler sizi “Gönüllerin cumhurbaşkanı” diyerek cumhurbaşkanlığına aday göstermişlerdi. O dönemde Tayyip Erdoğan da, “Benim de gönlümdeki cumhurbaşkanı Lütfü Oflaz” demişti. Ancak siz Başbakan olduğundan beri Erdoğan’ı eleştirmektesiniz. Gezi Parkı direnişine karşı tutumu nedeniyle de Başbakan’ı çok ağır eleştirdiniz. Bunun nedenlerini açıklar mısınız?
Ben emperyalizme, kapitalizme, faşizme karşı bir insanım. Emperyalizme bağımlı bu kapitalist düzene genç yaşımdan beri isyan bayrağı açtım. Oysa isteseydim emperyalizme bağımlı bu kapitalist düzenin bana sunduğu nimetlerden faydalanabilirdim. Bu ülkede çok güçlü, çok zengin bir insan olabilirdim. Ama bildiğiniz gibi, ben sahip olduğum imkanları elimin tersiyle ittim. Karun gibi değil Harun gibi olmayı tercih ettim. Ve bu emperyalizme bağlı kapitalist düzene isyan bayrağı açtım. Sosyalist gazetelerde köşe yazarlığı yapıp emperyalizme, kapitalizme, faşizme karşı çıktım. 12 Eylül 1980 faşist darbesinden sonra da ilk hapse atılan yazarım. Kısacası, emperyalizme, kapitalizme, faşizme karşı çıkmayan kim olursa olsun ona karşı çıkarım.

‘İSYAN EDİYORUM’

O zaman ilk olarak Tayyip Erdoğan’ın emperyalizmle ilişkisi hakkında konuşalım mı?
Malumunuz ABD bugün dünyada emperyalizmin babası. Tayyip Erdoğan da başından beri ABD’yle işbirliği yaptı. Nitekim başbakan olur olmaz ABD askerlerinin Türkiye topraklarında konuşlanıp Irak’a saldırması, Irak’ı işgal etmesi için tezkere hazırlayıp Meclis’e yolladı. Ancak Meclis bu tezkereyi reddedince, bu kez de Irak halkını bombalayan ABD uçaklarına Türkiye’nin hava sahasını kullandırdı. Türkiye’den kalkan ABD uçakları yüz binlerce insanın canını alan, yeni doğmuş bebeklerin bile kolunu bacağını kopartıp havaya uçuran bombaları Iraklıların üzerine attı. Bu vahşete ABD ile birlikte Başbakan Tayyip Erdoğan da imzasını attı. Yine o emperyalist ABD’nin füze kalkanının topraklarımıza yerleştirilmesini de onayladı. Tayyip Erdoğan Milli Görüşçü olduğu dönemde emperyalizme karşı olduğunu söylerdi. Zaten o döneme denk gelen cumhurbaşkanlığı seçiminde  “Benim de gönlümdeki cumhurbaşkanı Lütfü Oflaz” demişti. Ama Tayyip Erdoğan daha sonra Milli Görüş gömleğini çıkarttı. Ardından da emperyalizmle işbirliği yaptı. Şimdi ben 2000 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçiminde  “Benim de gönlümdeki cumhurbaşkanı Lütfü Oflaz” dedi diye Tayyip Erdoğan’ın bu yaptıklarını eleştirmeyecek miyim? Onun emperyalist ABD’yle yaptığı bu işbirliğini görmezden mi geleceğim? Emperyalistlerle işbirliği yapan kim olursa olsun eleştiririm.
Başbakan Tayyip Erdoğan’a karşıyım; çünkü emperyalizme karşı çıkmıyor. Emperyalizme karşı çıkmadığı gibi kapitalizme de karşı çıkmıyor. Kapitalizme hizmet ediyor. Nitekim kapitalistlerin AKP iktidarı döneminde beş kat daha zenginleştiğini söyleyip bununla övünüyor. Azınlık israf içinde yüzerken, çoğunluk yoksulluk, açlık içinde kıvranıyor. Son dönemde bizim ülkemizde abdestsiz kapitalistler gibi abdestli kapitalistler de halkı soyuyor. Abdestsiz hırsızlar gibi abdestli hırsızlar da halkı soyuyor. Abdestsiziyle abdestlisiyle, yerlisiyle yabancısıyla kapitalistler hep birlikte halkı soyuyor. Halka ait, devlete ait kaynaklar, şirketler özelleştirile özelleştirile, satıla satıla soygunlar gerçekleştiriliyor. Kapitalistler koruna koruna, emekçiler korumasız bırakıla bırakıla soygunlar gerçekleştiriliyor. Bunlara isyan ediyorum. Bu nedenle de Başbakan Tayyip Erdoğan’ı eleştiriyorum.

Siz ülkeyi diktatörlüğe doğru götürdüğü için de Tayyip Erdoğan’ı eleştiriyorsunuz. Biraz da bu konuya değinir misiniz?
Emperyalizme, kapitalizme karşı olduğum gibi faşizme de karşıyım. Bildiğiniz gibi, 12 Eylül 1980 faşist darbesine yazılarımla olduğu kadar eylemlerimle de karşı çıktım. 12 Eylül faşist darbesinden sonra hukuksuz yargılamaların, işkencelerin, idamların son bulması için insan hakları kampanyası başlattım. Bu kapsamda kelleyi koltuğa alıp bir dizi eylem yaptım. Bu yüzden gözaltına alındım, işkence gördüm, hapse atıldım.  Darbeler yoluyla gelen askeri faşizme karşı olduğum gibi, seçim yoluyla gelen sivil faşizme de karşıyım. Üniformalı diktatörlere karşı olduğum kadar Hitler gibi üniformasız diktatörlere de karşıyım. Başbakan Erdoğan da giderek diktatörlere mahsus otoriter bir tavır sergiliyor, otoriter bir dil kullanıyor. En son Gezi Parkı eylemlerinde gördük işte; Başbakan Erdoğan kendisine karşı direnenlere “Çapulcular” diyor. Kendi kararlarına karşı çıkanları “Bu ülkede ben ne dersem o olur” diyerek ezmeye, susturmaya çalışıyor. Dediğim dedik, kestiğim kestik bir tavır sergiliyor. Ben diktatörlere mahsus bu tavra karşıyım. Bunun için de Başbakan Erdoğan’a karşıyım.


BU ZALİMLİKTİR!

Siz Başbakan Erdoğan hakkındaki eleştirilerinizi “İslamcı medya”da da dile getirmektesiniz. Son olarak Akit gazetesinin Gezi Parkı hakkında size sorduğu bir soruya, “Tayyip Erdoğan mazlum olarak geldi, zalim olarak gidecek” cevabını verdiniz. Ancak İslamcı medya, Başbakan Erdoğan ne yaparsa yapsın onu destekliyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Evet, askeri diktatörlükten, askeri vesayetten şikayet eden İslamcı medya, Başbakan Erdoğan’ın diktatörlere mahsus otoriter tavrına bırakın isyan etmeyi, itiraz bile etmiyor. Bu bize neyi gösteriyor? Demek ki İslamcı medya askeri diktatörlüğe karşıdır; ama sivil diktatörlükten yanadır. Demek ki İslamcı medya askeri vesayete karşıdır; ama sivil vesayetten yanadır. Mağdur olduklarını söyleye söyleye iktidara gelen İslamcılar mağrurlaştılar. İslamcılar iktidara mazlum olarak geldiler, ama zalim oldular. Nitekim son olarak Gezi Parkı direnişine karşı da zalim bir tavır sergilendi. Gezi Parkı’nda kurdukları çadırlarda ağaçların kesilmemesi için nöbet tutanların üzerine daha ilk günden zalim bir yöntemle gidildi. O çadırlarda bebeklerin olmasına bile aldırılmadan gaz bombaları atıldı, aşırı şiddet sergilendi. Ağaçların kesilmemesi için nöbet tutanların üzerine İsrail vari bir şiddetle gidildi. Bu zalimlik değilse, zalimlik nedir? Bu faşizm değilse, faşizm nedir? Bunun adı sivil faşizmdir. Oysa ha askeri faşizm ha sivil faşizm; ha askeri diktatör ha sivil diktatör. İşte onun için İslamcı medyaya diyorum ki, biraz da sivil faşizmin, sivil diktatörlüğün zulmünü gör.


LÜTFÜ OFLAZ KİMDİR?

Yazmaya ilk olarak 1975 yılında Akbaba mizah dergisinde başlayan ve Ortadoğu, Güneş, Aydınlık, Dünya, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde yazar ve Sabah gazete grubunda başyazarlık yapan Lütfo Oflaz, Gezi Parkı’nın savunulmasıyla başlayan eylem sürecini de yakından izliyor. Farklı siyasi görüşlere mensup sivil toplum kuruluşları ve aydınlarca 2000 yılındaki seçimlerde “Cumhurbaşkanını Meclis değil millet seçsin, adayımız Lütfü Oflaz” denilerek cumhurbaşkanlığına aday gösterildi. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net