Gezi eylemleri tek ses dayatmasına karşı çıkıştır

Gezi eylemleri tek ses dayatmasına karşı çıkıştır

CHP’de Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş ve Kürt sorunundaki çözüm konusundaki söylemleriyle de dikkati çeken CHP PM Üyesi Gülseren Onanç ile, ‘çözüm süreci’ ve Gezi Parkı eylemlerini konuştuk. Sorularımız bunlarla da sınırlı değildi. Gezi Parkı eylemlerinden öğrenile

Fatih Polat

CHP’de Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş ve Kürt sorunundaki çözüm konusundaki söylemleriyle de dikkati çeken CHP PM Üyesi Gülseren Onanç ile, ‘çözüm süreci’ ve Gezi Parkı eylemlerini konuştuk. Sorularımız bunlarla da sınırlı değildi. Gezi Parkı eylemlerinden öğrenilecek çok şey olduğuna dikkati çeken Onanç, gençlerin bu süreç içinde yetişkin siyasetçilere de örnek olduklarını söyledi.

Gülseren Onanç ismi, siyaset gündeminde barış sürecine dair cesur söylemi ile öne çıktı. İnternet siteniz, gulserenonanc.com’u incelerken, “Kalıcı bir barış için, meşruiyetini barış söyleminin gücünden alan, siyasetin kısa dönemli hesapları içinde kaybolmayan cesur yeni bir söylem üretebiliriz” vurgusu dikkatimi çekti. Bu cesur söylemin yaygınlaşması için siyasal alanda ne gibi değişimlere ihtiyaç var?

Siyasetin zihinsel ve yapısal olarak yeniden yapılanmasına ihtiyaç var. Partilerden başlarsak 11 yıldır iktidarda olan AKP tam bir muhafazakâr devlet partisi oldu. Neoliberal politika anlayışı, vatandaşına yaşam biçimi dayatan, onların arasında ayrımcılık yapan bir parti ve giderek otoriter bir başbakan var. Tek renk, tek ses olsun istiyor. Gezi Parkı eylemleri bu dayatmaya bir karşı çıkıştır. Katılımcı, özgürlükçü demokrasi talebidir. Siyasette ne değişmeli derseniz; Genelde;

Kendi partim adına konuşursam, Gezi direnişinin umudu giderek azalan Yeni CHP’nin, Yeni CHP söyleminin yeniden filizlenmesini sağlayabileceğine ilişkin bir umudum var. Gezi süreci bize halkın talebinin ulusalcılık değil özgürlükçülük olduğunu gösterdi. AKP ve Başbakanın bu süreçteki dili ve politikası bu süreçte Türkiye’ye gerçek ve kalıcı bir barışı getiremeyeceğini gösterdi. Bunu çözüm süreci özelinde söylüyorum. Bu kadar kutuplaştırıcı dil kullanan, biz-siz karşıtlığı içinde toplumu bölen bir dil ve zihniyet Kürt sorununu gerçekten çözebilir mi; şüphelerim arttı. Bu yüzden CHP, tam da bu süreç barış sürecinin gerçek taşıyıcısı, öznesi olabileceği söylemiyle, demokratik önerilerini bir kez daha güçlü biçimde dile getirmelidir.

Çeşitli vesilelerle “Eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir anayasa”nın barış süreci açısından önemine vurgu yapmıştınız. Bu konuda bir umut görüyor musunuz?

Sahi bu arada bir anayasa yapacaktık değil mi? Bir ay önce ‘Eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir anayasa’ yapabileceğimize ilişkin hâlâ bir umudum vardı. Ama bu Gezi öncesiydi. Şimdi bütün taşlar yerinden oynadı. Başbakan seçim kampanyasını Gezi eylemlerine verdiği tepki ile başlattı. Gezi sürecinde Başbakanın kullandığı dil ve söylem siyasi bir tercihe işaret etmektedir. İçinde farklı kültürel kimliklerde insanlar olmasına rağmen yüzde 50 diyerek, o tabanını kemikleştirmeyi ve onun üzerinden seçime gitmeyi hedeflemektedir. Bu süreçte artık anayasa mümkün değildir. Umarız bu süreçte hiç değilse demokratik bir paket gündeme gelir. Seçim barajının düştüğü, TCK ve TMK’de değişiklerin olacağı bir paket.

Partinizin Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu kısa bir süre önce gazetelerin genel yayın yönetmenleriyle bir araya geldiği toplantıda, Türkiye’nin demokratikleşmesi için 19 maddelik bir öneri paketi gündeme getirmişti. Her biri çok önemliydi ancak içlerinde Kürtlerin dil vb. taleplerine doğrudan adını koyarak yer veren bir madde olmaması eleştirildi. Bu eleştirilere katılır mısınız?

Ben CHP’deki yöneticiliğim sırasında hep özgürlükçü, çözümcü, eşitlikçi ve tabii ki güncel (Yani ‘89 raporundan daha güncel) bir Kürt politikası geliştirmemiz gerektiğini söyleyen ve bu doğrultuda çeşitli toplantılar, çalışmalar yapmış biriyim. Burada eşit vatandaşlık, iki dilli eğitim gibi sorunun özünü oluşturan konulara uzmanlar ile de konuşarak çözümler geliştirdik. Bir sosyal demokrat parti olarak partimizin insan temelli bir Kürt politikasının olmasının gereğine vurgu yaptık. Burada parti iki temel düşünce, inanış, direnç gösterdi; birincisi Kürt sorununa bu özgürlükçü çözüm söyleminin partinin ‘Batı’ tabanını kaybettireceği ve Kürtlerden bize oy gelmeyeceğine ilişkin kanıydı. İkincisi ise ‘bölünme’ endişesi. Ama çözüm süreci bu ezberleri bozmaya başladı. Partimize oy veren tabanımızın yarıdan fazlası barışın destekçisi oldular: Hatta partimizin burada daha aktif rol almasını istediler. Yani tabanımızın önemli bir kısmı CHP’den Kürt sorununa özgürlükçü ve bütünsel söylem bekliyor. Bunu ancak Yeni ve Yenilikçi CHP söyleyebilir. Bu bütünsel bir söylem değişimidir. Bu değişim CHP’ye kaybettirmez. Tersine güçlendirir. Bu parti geçmişte Kürt sorunu dediği için, demokratik önermeler getirdiği için pek çok baskı ile karşı karşıya kalmış bir parti. Tabii geçmişi aşan yeni şeyler söylememiz gerekiyor. Çünkü sene 1989 değil 2013.

Gezi Parkı’nın savunulmasıyla başlayan ve giderek yayılan eylemler, siyasal ve sosyolojik açıdan önemli bir tartışma başlattı. Bu tabloyu nasıl okumak gerekiyor?

Gülse Birsel’in dediği gibi “Yetti be ya!” haykırışı. Özgürlüğüne, bedenine, özel alanına dokunulmasına karşı çıkan kadınların, gençlerin, çevrecilerin, LGBT bireylerin, Kürtlerin, Türklerin, mütedeyyinlerin, ateistlerin omuz omuza verdiği ‘özgürlük’ mücadelesi olarak algılıyorum. Recep Tayyip Erdoğan’ın dışlayıcı, üstten bakan, toplumu bölen ve ötekileştiren diline isyandır. Bir siyasetçi olarak toplumun beklentileri karşılayamayan siyasete verilen kendinize gelin mesajı olarak algılıyorum. Ben bu hareketin özgür, demokratik bir Türkiye talebini ve umudunu görüyorum. Mesele bu umudu yeşertecek siyaseti üretmekte.

Hükümete ve ona yakın yayın organlarının birçoğu bu eylemleri “ulusalcı bir kalkışma” diye adlandırdı…

Hükümet, AKP ve özellikle Başbakan Gezi Parkı direnişini okuyamadı. AKP’nin ezberi bozuldu. Baksanıza cumhuriyet mitingleri gibi mitingler yapıyorlar. Dış güçlerin ülke üzerindeki oyunlarından söz ediyorlar. Tabii medyadan bahsetmeyelim. Çünkü Türkiye’de istisnalar dışında bağımsız medyadan söz etmek mümkün değil.

Cumhurbaşkanı, “Bizdeki eylemler Ortadoğu’dakilere değil, Batıdakilere benziyor” demişti. Böyle denilebilir mi, yoksa her ikisine de benzeyen ya da benzemeyen özgünlükleri olan bir hareket ile mi karşı karşıyayız?

Cumhurbaşkanı da bence tam anlayamadı durumu. Bize gelen duyumlar Başbakan ve hükümet yetkilileri ile yaptığı görüşmede sokağı temizleyin mesajı verdiği yönünde. Zaten anlasa içki yasağı kanununu reddederek biraz olsun tansiyonu düşürmeye çalışırdı. Bunu anlamak için ayaklarına spor ayakkabılarını giyip parka gelip oradakilerle eşitlikçi bir dilden, yanlarına diz çöküp oturarak, konuşması gerekirdi. Temsilci grupları Ankara’ya davet etmez, kendisi onları dinlemeye giderdi. Gezi direnişi bir hareket midir sorusuna cevabım maalesef hayır olacak. Keşke olsaydı.


Türkiye’de aynı partinin üç dönemdir tek başına iktidar olabilmesinde muhalefetin zayıflığının da bir rolü yok mu?

Elbette vardır. Muhalefetin alternatif politika üretmesi ve bunu inandırıcı, samimi politikacılar ile anlatması gerekiyor. AKP’ye karşı paradigmayı bozan şeyler yapmak gerekli. Ben kadın ve gençlerin bu paradigmayı bozabilecek gruplar olduğuna inanıyorum. Değer temelli yani gündelik hayatımızı ilgilendiren konularda geliştireceğimiz alternatif politikalarla fark yaratabiliriz. Bunun için de önce özgürlükçü ve demokrat olmak zorundayız.

Sosyal medya bu sürecin alternatif medyası haline geldi. Sosyal medyayı kullanan biri olarak bu tablo sizce, büyük medya dünyası açısından ya da siyaset açısından ne anlama geliyor?

İyi ki sosyal medya gerçeği var ve biz insanın gerçek hallerini bir filtre olmadan duyabiliyoruz. Bir siyasetçi olarak, ki CHP’deki görevim sırasında da sosyal medyaya çok önem verdim, Türkiye gibi sosyal medya kullanımı yüksek bir ülkede halk ile diyalog kurmak üzere sosyal medyayı çok önemli buluyorum. Siyasetçiler için eşit ilişki kurmak, diyalog geliştirmek açısından çok önemli bir araç. Ama aynı zamanda bir demokrasi platformu. Başbakanın karizmasını da çizdirebilir. Eğer yeterince demok-rat değilseniz eleştirilere kapalıysanız bu mecra sizi rahatsız edebilir. Bu nedenle Recep Tayyip Erdoğan’ın twitter’da 2.9 milyon takipçisi var ama kendisi hiç kimseyi takip etmiyor. Zaten twitter’dan rahatsızlığını da ifade ediyor. Sosyal medya siyaseti Yeni Türkiye’nin yeni siyasetçisinin yöntemidir.


‘TÜRKİYE’DE SİYASET ERKEK YA DA ERKEKLEŞMİŞ KADINLARIN İŞİ’

Kadınların siyasal alandaki katılımı açısından Türkiye hangi noktada? Siyasetin verili kurumsal yapıları, dili ve var olan siyaset geleneği kadının siyasetin önemli mekanizmalarına katılımına ne kadar açık, ne kadar değil?

Türkiye’de siyaset ne yazık ki erkek işi ya da erkekleşmiş kadınların işi. Meclisteki kavgaları, kullanılan dili biliyorsunuz. Hatta bazı tartışmalarda kadınlar en önde. Bu kadının doğasına aykırıdır ama oluyor. Demek ki siyaset kadını erkeğe benzetiyor. Buna son vermek gerekiyor. Siyaseti renklendirmek gerekiyor. Kadınları, gençleri katmak gerekiyor. Beyoğlu Belediye Başkanının özel bir TV kanalındaki programında Gezi Parkı sorusuna nasıl dilinin tutulduğunu gördünüz. Neden biliyor musunuz? Yanlış bir şey söylersem Başbakan beni çizer korkusundan. Siyaset kişisel istikbal endişesinde olan erkeklerin oyun alanı. Bu alanda hem sorgulayan olacaksınız, hem eşitlik mücadelesi yapacaksınız ve hem de kadın dilinizi koruyacaksınız; bu çok çok zor bir zanaat.


‘ŞİMDİ GENÇLER BİZE ÖRNEK OLDULAR’

Gençlik “Ne olacak bu gençliğin hali?” sorularıyla da gündem olan bir kesimdi. Ama Gezi eylemleriyle birlikte adeta siyasal hayata da canlılık katan bir değişim sürecinin en militan ve kendisine umut bağlanan öznesi haline geldi…

Ben hiçbir zaman gençliğin durumunu sorgulamadım. Hep bizlerin onlara kötü örnek olduğumuzdan yakınırım. Ama şimdi gençler bize örnek oldular. Bize başka bir Türkiye’nin farklılıkları ile ortak yaşamı inşa edebilen Yeni Türkiye’nin olabileceğini gösterdiler. Bize umut aşıladılar. Şimdi bu gençleri siyasete nasıl kazanabiliriz diye düşünüyorum. Gezi enerjisinin Türkiye’yi  demokratik, özgür barışın ülkesi haline getirmesi için bunu nasıl sürdürülebilir kılarız diye sürekli heyecan içindeyim. (İstanbul/EVRENSEL)

FOTOĞRAFLAR: ÖZCAN YAMAN

www.evrensel.net