Sesi anlamak

Sesi anlamak

Newyork’ta bir grup iş arkadaşı yemek molasında dışarı çıkar. Biri Kızılderili’dir. Yürürken Kızılderili onca insan gürültüsü, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü arasından kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyleyerek o böceği aramaya başlar. Arkadaşları

Metin Birakçe

Newyork’ta bir grup iş arkadaşı yemek molasında dışarı çıkar. Biri Kızılderili’dir. Yürürken Kızılderili onca insan gürültüsü, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü arasından kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyleyerek o böceği aramaya başlar. Arkadaşları bu kadar gürültünün arasında bu sesin duyulamayacağını söyleyip yollarına devam ederler. Kızılderili yolun karşı tarafına doğru yürür, ama bir arkadaşı da onu takip eder. Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin içinde bir cırcır böceği bulurlar. Arkadaşı Kızılderili’ye, “Senin olağanüstü güçlerin mi var, bu sesi nasıl buldun” diye sorar. Kızılderili kaldırıma çıkar ve cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırıma yuvarlar, birçok insan bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak ceplerinden para düşürüp düşürmediklerini kontrol eder. Kızılderili, arkadaşına, “Mühim olan nelere kıymet verdiğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür, hissedersin” der.
Belki şu yazdığım yazıda geçen olay Taksim’deki ağaçlardan başlayarak tüm ülkeyi saran isyanı anlamaya yeter. Boğuluyoruz artık her yanımız beton yığını, sağımız rezidans, solumuz AVM’ler, fabrikalarda, atölyelerde uğradığımız azgın sömürünün ardından, eve gidişlerde trafiğe sıkışan hayatlarımız, kredi kartıyla çıldırttığınız milyonlarca insan, kendi kurumlarınızın açıkladığı yoksulluk ve açlık sınırlarının altında verilen asgari ücrete bile, “Bu parayla rahatça geçinilir” diyen Çalışma Bakanının utanmazlığı yordu bizi. “14 saat çalıştığım halde hâlâ açım” diyen nakış işçisi, kardeşimizin çaresizliği üzdü bizi. Suyumuzu kirlettiniz yetmedi suyu paraya tahvil ettiniz. “Sudan ucuz”u fi tarihinde söyleyen deyim haline getirdiniz. Doğanın ve insanlığın büyük belası olan nükleer santrali eşsiz yetenekleriniz sayesinde 12 kg tüpün içine yerleştirdiniz. Yerin altındaki o lanet altını çıkaracaksınız diye yerin üstündeki esas altın olan önce insanı ve sonra da pamuğumuzu, zeytinimizi ve diğer binbir çeşit bitkimizi mahvedip, Bergama’yı, Kışladağ’ı ve Kazdağları’nın o eşsiz güzelliğini çürütüp kıraç topraklar haline getirdiniz. “Ben çevrecinin daniskasıyım, asıl yeşili biz koruyoruz” derken, senin yeşilden anladığın ABD dolarının yeşili olduğunu da anlamış olduk.
Çıraklık kalfalık, ustalık derken ne çektik be Tayyip! Sadece Gezi parkındaki ağacın yeşilini değil, yaşamın bütün renklerini kuşanan bu ülkenin çilekeş insanları sanırım neye önem verdiklerini anlatmışlardır. Yazımı da, “Onlarda ne varsa bizde de o olsun” diyerek imrendiğin ülkenin diliyle sonlandırayım THE END TAYYİP.

*Çiğli Organize Sanayi İşçisi/İzmir

www.evrensel.net