Maktulün son söz

Maktulün son söz 'filifu' oldu: ‘Katilcilik’

OLGUNLUK dönemini yaşayan genç kuşağın başarılı Yazar, Yönetmen, Oyuncu, Dekor Tasarımcısı Yiğit Sertdemir’in (1979) yazdığı, yönettiği, dekor tasarımını yaptığı “Katilcilik” başlıklı oyun, Altıdan Sonra Tiyatro yapımı olarak sahnelenmekte. Oyunda, sanal ortamda yarattıkları farklı kimliklerle tanışan üç kadın

Üstün Akmen

Yiğit Sertdemir oyununda, kurgu itibariyle somut ve fiziksel anlamda var olan katil ya da katilleri kendine özgü yazım tekniğiyle polisiye içinde değerlendirmiyor. Oyun, sonunda bir cinayete bağlanacağı başından işaretlenerek o cinayet anına ulaşma süreçlerinin altını çizerek gelişiyor. Sertdemir, oyun süresince izleyicinin belleğine yeri geldiğinde birini öldürebileceğini fısıldarken, herkesin “her halükarda” birini öldürebileceği gerçeğini belleklerde tartışmaya açıyor.

ALENİ İTİRAFLARIM

Yıllardır içimde pamuklara sararak sakladığım, umutlar bağladığım Yiğit Sertdemir’in bu eserini konu itibariyle pek sevmediğimi söylemeliyim. Sessiz sinema, şişe çevirmece ve nihayet “Filifu” oyunlarından neden/sonuç ilişkisine yürüyemediğimi ifade etmeliyim. “Herkesin kendine göre bir ‘öldürme’ nedeni vardır, bu üç kadının kendi öz benliklerinde gelişen çatışmaların ve bilinçaltlarında birbirleriyle hesaplaşmalarının olması doğaldır, ama Sen Ey Seyirci… Onların eyleme geçmelerini tetikleyen nedenleri bulmak senin görevlerin arasındadır” iletisinin bana geçmediğini de açık yüreklilikle itiraf etmeliyim.

Diğer taraftan, Yiğit Sertdemir’in rejisinde, hem de 85 dakika içinde, “İlk Buluşmalarının Bir Gece Sonrası”,  “İlk Buluşmalarının 8 Gün Sonrası”, “İlk Buluştukları Gece”, “İlk Buluşmalarının 10 Gün Sonrası”, “İlk Buluşmalarının İlerleyen Saatleri”, Bir Gece Sonrası”, “İlk Buluşmalarının 9 Gün Sonrası” ve nihayet gene “İlk Buluşmalarının İlerleyen Saatleri” başlıkları altında yedi bölümde anlatım gerçekleştirmesini sevdiğimi deyivermeliyim.

SERTDEMİR’İN ALNINDAN ÖPECEĞİM

Böylece bir yandan olayları anlatırken, bir yandan karakterlerin olay öncesi/sonrası davranışlarını sergiletmesini zekice bulduğumu; tavana asılı bir ekranda chat’leşmeleri vererek hem black-out kabusunu atlatmasını, hem de izleyeni yeni tabloya hazırlamasına alkış tuttuğumun notunu sizlere iletmeliyim. Kısıtlı-sınırlı olanakları olan dar oyun alanını, izleyicinin önünde öne-arkaya kayarak hareket edebilen iki işlevsel dekor elemanıyla nasıl kimi zaman perde, kimi zaman kitaplık, kimi zaman 900’lü hatların ofisi, kimi zaman da morga dönüştürebildiğini takdirle anımsayıp, rastladığım ilk yerde kendisinin alnından öpmeliyim.


KORTAN-KADİM-KESKİN ÜÇLÜSÜ

ONUR Kahraman’ın oyuna yakışan özgün müziği, İsmail Sağır’ın başarılı ışık tasarımlarıyla güçlenen oyunda Ebru Gözdaşoğlu (900’lü Hatlardaki Kız), Erkan Kortan (Morgdaki Adam), Seyfi Erol (Kütüphanedeki Adam) ve Onur Tuna (Evsiz)’nın temellendirdikleri aksiyonlar, rollerini kurmalarına yardımcı oluyor.

Aslı Can Kortan, Gülhan Kadim, Şirin Keskin can verdikleri karakterlerin fiziksel yaşamlarını, o karakterlerin ruhsal yaşamlarının başladığı en derine ulaşana dek derinleştiriyorlar. Gerçi Aslı Can Kortan bir adım önde, ama üçü de yeteneklerinin ana yönelimlerini aramakta doğrusu pek mahirler.

Rollerinin fiziksel yaşamlarına ilişkin maddi, fiziksel, somut bir çizginin sağlam desteğini almışlar, boşlukta salınmıyorlar, sallanmıyorlar, iyice belirginleştirdikleri patika boyunca rahatça ilerliyorlar. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net