Sokağa çıkmak hem her şeydir hem hiçbir şey!

Sokağa çıkmak hem her şeydir hem hiçbir şey!

Mısır ve Tunus’ta başlayan halk hareketinde kadınların temsili açısından önemli bilgiler sunan iki kadını ağırlıyoruz bugün sayfamızda; Mısırlı Akademisyen Rahab Al Mahdi ve Tunuslu Demokrat Kadınlar Birliği Başkanı Ahlem Belhadj.Ülkelerinde kadınların varlığının ve taleplerinin nasıl bir geçmişe dayandığını, değişen ikti

Sevda Karaca / Sema Barbaros

Ülkelerinde kadınların varlığının ve taleplerinin nasıl bir geçmişe dayandığını, değişen iktidarların bu varlığı ve talepleri nasıl kullandığını ve bozuşturduğunu, bugünden düne baktıklarında ne gördüklerini aktardılar bize. Bir yandan siyasal İslamın kadınları nasıl bir cendereye soktuğunu anlatırken bir yandan da gerçek bir değişim için umutlarını korumalarına neden olan mücadele süreçlerini paylaştılar.

Diyarbakır’da düzenlenen Ortadoğu Kadın Konferansı’nda görüştüğümüz Rahab Al Mahdi ve Ahlem Belhadj, bugün Türkiye’de meydanlarda olan kadınlara, “Sokağa çıkmak önemli ama sonrasında ne olacağı ve kadınların nasıl müdahale edeceği daha önemli” diye sesleniyor.

AHLEM BELHADJ: EŞİTLİK İÇİN GERÇEK BİR LAİKLİK ŞART

Ortadoğu’da yaşanan değişim süreci açısından Tunus önemli bir yerde duruyor. Tunuslu kadınlar nasıl dahil oldu bu değişim sürecine?

Tunuslu kadınlar sokağa çıktılar ve birikmiş öfkelerini, taleplerini ortaya koydular. Meydan, herkesin olduğu gibi kadınların da anayasal eşitsizliklere, toplum yaşamında karşılaştıkları sorunlara “yeter” dedikleri bir alan oldu. Mücadelenin önemli bir parçası oldu Tunuslu kadınlar da ve elbette Arap dünyasındaki kalkışmada her yerde olduğu gibi oldu; Yani kadınlar hem tüm toplumun sosyal adalet ve eşitlik mücadelesinin parçası oldular ülke vatandaşı olarak hem de kadın olmaktan kaynaklı eşitsizlikleri dile getirdiler ve bundan asla vazgeçmediler. Oryantalist bir “kadınlar vardı, aman da ne kadar önemli, aman da ne hoş” meselesi değil bu söylediğim. Bu, kadınların hak taleplerinin toplumsal taleplerden ayrılmaması gerektiğini gösteriyor bize. Eğer Tunuslu kadınların 1956 yılından beri birtakım yasal haklara sahip olduğunu, bunun Arap dünyasındaki en gelişmiş yasal haklar olduğunu bilirseniz, bütün bu yasal haklara rağmen sokakta olmanın ne anlama geldiğini de anlarsınız. Tunus’ta çok evliliğin yasaklanması, boşanmada kadın-erkek eşitliği, çalışma hakkı gibi hakları vardı kadınların.

Sokağa çıkmak hem her şeydir hem de hiçbir şeydir. Sokağa çıktıktan sonrasında olan bitenler onu hiçbir şey haline de getirebilir. Bugün Tunuslu kadınlar, yetmediği için sokağa çıktıkları alelade haklarını kaybetmekle karşı karşıyalar. Siyasal İslam tehdidi başımızın üstünde sallanıyor, bu tüm toplumsal yapının yeniden şekillendirilmesi ve bunun için de kadınların bir araç olarak kullanılması demek.

Tunus’un son dönemde en önemli gündem maddelerinden biri anayasa. Kadınlar nasıl takip ediyor anayasa tartışmalarını? Ne istiyorlar?

Kadınlar ve erkeklerin gerçekten eşit olmadığı yasalarımız vardı ve biz bunların yetersizliğini ifade ediyorduk. Şimdi ise alttan alta şeriat yasalarının geçirilmeye çalışıldığını, kürtajın yasaklanmaya çalışıldığını görüyoruz. Anayasa bu açıdan çok önemli bir çatışma alanı haline geldi. Yeni bir anayasa hazırlama mücadelesi veriyoruz, her kesim kendi taleplerini ortaya koymaya çalışıyor, biz kadınlar da bu anayasa mücadelesinin tam orta yerinde duruyoruz. Uluslararası insan haklarına aykırı olacak biçimde yeni anayasaya sokulmaya çalışılan geri maddeler konusunda uyanık olmamız gerekiyor, çünkü her yerden saldırı altındayız. Devrimci süreçler İslamcılar tarafından çalınıyor.

Nasıl?

Ekonomik bir çözüm bulmak konusunda daha güçlü görünen bir yapıları olduğu için insanlar onları seçti. Sosyal adalet çok önemli bir talep; yoksulluk ve işsizliğin tavan yaptığı, yoksullarla orta sınıflar arasında bile ciddi uçurumların oluşmaya başladığı bir yer halinde Tunus. Bu öfke kullanılmaya hazır bir politik zemin sundu İslamcılar için. Kadın ve erkek arasındaki farklılığın derinleştiği, yoksulluğun kadınlaştığı bu süreçte kadınlar sokağa çıktılar. Kadınlar yoksulluktan daha çok etkileniyorlardı. Bu tür bir toplum yapısına karşı sokağa çıkan kadınlar ciddi saldırılara maruz kaldılar. Biz kendi deneyimlerimizle gördük ki siyasal İslam karşısında gerçek bir laiklik istemek demokratik mücadelenin olmazsa olmazlarından. Tunus’ta siyasal İslamcılar iktidara geldiğinde, hem ekonomik hem de toplumsal programlarını uygulamaya başladıklarında biz “laik bir devlet” talebi ortaya koyarken bize “bunlar İslam düşmanı” diye saldırılarda bulundular. Birliğimiz içindeki kadınları bile bu söylemle etkilemeye çalıştılar. Tüm medya da bu eksenli yayınlar yapmaya başladı. “Bunu isteyen kadınların onur ve haysiyetlerinden kuşku duymak lazım” diye propaganda yaptılar. Modernist- İslamcı ikilemi varmış gibi bir hava oluşturuldu. Oysa biz bu iktidardan önceki seküler anlayışı da eleştiriyorduk. Sözümüz giderek görünmez hale getiriliyordu. “Siz kadınların dini yaşama özgürlüğüne düşmansınız” deniyordu, oysa biz bir kadın birliğiyiz, kadınların kendi hayatlarını özgürce ve hiçbir kısıtlama olmadan sürdürmesidir bizim temel talebimiz. Bunun siyasal İslamın bugün ortaya koyduğu kısıtlamalarla olamayacağını söylemek “kadın düşmanı” olmak olarak ifade ediliyor. Biz bir feminist örgütlenme olarak taleplerimizi ortaya koyduğumuzda “sizi gidi Müslüman düşmanları” deniyor bize. Bu konferansta da gördüm ki kadınlar benzer meselelerle karşı karşıya kalıyor. Bu bize has bir durum değil. Demek ki toplam olarak ortak bir fikir etrafında bu konuyu gündem etmek gerekiyor. Umudum, bu tehdit tepelerinde can yakıcı bir biçimde kendini hissettirmeden, kadınlar deneyimlerini ortaklaştırsın.


Kadınların Mısır’da yaşanan süreçle ilgili deneyimleri ne koyuyor ortaya?

Kadınların Tahrir’deki deneyimleri, Mısırlı kadınların tüm ülkede yaşadıklarının bir tablosunu koydu ortaya. Kadınlar tüm ülkede her türlü mücadelenin parçası olmuşlardı zaten Tahrir sürecine kadar. Demokrasi mücadelesi, işçi mücadelesi, öğrenci hareketi içinde hep kadınlar vardı. Tahrir ise her kesimden kadının buluşma mekanı oldu. Bu mekanda laik kadınlar, dindar kadınlar, başörtülü başörtüsüz kadınlar, gençler ve yaşlılar vardı. Kendi mücadelelerini toplumun sosyal adalet ve özgürlük mücadelesinin parçası haline getirmekte çok önemli bir deneyim sergilediler. Halkın arzuladığı toplumsal özgürlüğü inşa etmek için ilk günden itibaren ellerini taşın altına koydular. Ve bunun  “cezası” da kadınlara çektirildi askeri güçler ve iktidardakiler tarafından…

Peki bu süreç bir anda mı patlak verdi, öncesinde biriken neydi?

Tabii ki bu süreç öncesi olmayan bir süreç değildi, Mısır halkının biriken sorunları ve mücadelelerinin sonucuydu. Tam da bu nedenle Tahrir Meydanı bu sorunların farklılıklarının ve de ortaklıklarının mekanı oldu. 2001-2004 arasında kendini çokça hissettiren işçi mücadelesinin, 2004-2006 yılları arasında Mübarek’e karşı gerçekleşen demokratik talepli sokak eylemlerinin ve bu mücadeleler içinde kadınların tuttuğu yerin, Tahrir Meydanı’nda buluşan insanların “yapabiliriz” gücüyle orada olmasında etkili olduğunu düşünüyorum. Kadınlar burada liderlik yaptılar.

İşçi kadınların bu liderlikteki payı neydi?

2006 yılında bir tekstil kenti olan Mahalla’da işçi kadınlar fabrikaların işgal edilmesine, grevlerin örgütlenmesine ve yoğun saldırılara rağmen direnişin uzunca bir süre devam etmesine önderlik ettiler. Kadın işçiler, “Biz buradayız siz neredesiniz” diyerek, çekingenlik gösteren erkek işçilerin de mücadeleye çekilmesine önayak oldular. Filistin destek hareketi içinde de kadınların yoğun bir mücadelesi var. Kadınlar olarak bir yandan kendi haklarımız için anayasal mücadele veriyoruz, bir yandan da halklarımızın kurtuluşu, çiftçilerin hakları için verilen mücadelelerin önemli bir parçayız. Arap dünyasındaki değişimlerde kadınların ciddi bir rolü var ve buna karşı gerici bir tutum, var gücüyle kazanımlara el koymaya çalışıyor.

Nasıl el koyuyorlar peki? Sokakta bu kadar deneyim biriktiren halk, buna nasıl izin veriyor?

İslami akımlar iktidara geldi, bir kez daha neden Arap halkları kadınları özgürleştirmekte başarılı olamıyor diye bir soru ortaya çıkıyor. Ama mesele din meselesi değil. Sosyal adaletin sağlanması talebi herkesin dilinde ve bu talep istismar ediliyor. Bu taleple sokağa çıkan insanların karşılık alabilecekleri bir alan olarak siyasal İslam gösteriliyor. Elbette halkın bu talepleri yalnızca siyasal İslamcılar tarafından kullanılmıyor, bazı kesimler din kisvesi altında bunu yaparken bazısı da liberalizm adı altında yapıyor ve ne yazık ki ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Evet şimdi coğrafyamız bir sarkacın ileri geri hareketleri gibi sarsılıyor, devrimlerin çalınıyor olması tehdidi var, ama umutsuz değilim, yenilmiş hissetmiyorum. Çünkü her ne olursa olsun, halk açısından ve kadınlar açısından biliyorum ki başladığımız noktadan daha ileride olacağız.

Kadın Konferansı’nda siyasal İslam tartışması gündeme geldiğinde farklı görüşler ortaya çıktı. Kimisi açısından bunu bir tehdit olarak okumak halkı anlamamak, kimisi açısından ise siyasal İslamı gündem etmemek kadınların kazanımları açısından bir eksiklik. Siz ne dersiniz?

Konferansta bir siyasal İslam tartışması oldu evet. Biz şu an Mısır’da siyasal İslamın kadın hakları açısından ne anlama geldiğini ve gelebileceğini yaşayarak görüyoruz. Sokaklarda hâlâ devam eden mücadelemizin üzerine oturmakla kalmayıp, halkın sosyal adalet ve yeni bir ülke talebini kendi politik argümanlarının dayanağı haline getirmekle kalmayıp, bunları kadınları araç olarak kullanan bir yerden, eski politikalardan daha ağır sonuçlarla bizi karşı karşıya bırakacak ekonomi politikalarına ve ideolojik pozisyonlarına dayanak arıyorlar. Kadınlar ciddi saldırılarla karşı karşıya. Sanırım bunun anlaşılması olanaklı olmadı bu tehdidi çok yakından yaşamayan ülkeler açısından. Biz kadınları dindarlar ve laikler olarak ayırmıyoruz elbette. Ancak kadınları siyasal İslamın hedefi haline getirenlere karşı mücadelemizin bir eşik oluşturduğunu düşünüyorum. Bu eşik, yalnızca laik kadınlar açısından değil, tüm kadınlar açısından önemli.


ÖNEMLİ OLAN MEYDANLARI FORUM ALANINA ÇEVİRMEK

Türkiye’de halk şu an sokaklarda. Kendi deneyimlerinizden baktığınızda Türkiyeli kadınlara ne söylemek istersiniz bu direniş süreci için?

İstanbul’da meydanlara çıkan insanları, kadınları duymak beni çok heyecanlandırıyor. Korkusuz olmak çok önemli elbette ama bundan daha önemlisi “Biz şimdi ne yapmak istiyoruz, nasıl yapmak istiyoruz”u o meydanda tartışabilmek, konuşabilmek. Mısır’da da sadece Tahrir’de yoktu eylemler. Mısır’ın her yerinde irili ufaklı protestolar, mücadeleler vardı ve bunlar bir birikim yarattı. Yani biz bugün Tahrir Meydanı derken sadece Tahrir’den bahsetmiyoruz, meydana giden insanların yarattığı enerjiyle sokağa dökülen milyonlardan bahsediyoruz. Bu, sanıyorum Türkiye için de geçerli olacaktır. Ancak meydanların sembolik anlamının içerik kazanabilmesinin en önemli koşulu, bu direnişin yarattığı yeni kültürün sürdürülebilirliği için o meydanları, o sokakları yeni bir yaşam ve forum alanına çevirmek. Bunun kadınlar için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sokak, kadınlar için ev içlerinde süren yaşamın geri döndürülemez bir biçimde değişmesi anlamına gelecekse, bu çok önemli.

www.evrensel.net