Medyada dengeli itibarsızlaştırma!

Medyada dengeli itibarsızlaştırma!

Malum medya Türkiye’nin ayakta olduğu eylemler karşısında ilk 5 gün çok kötü sınav verdi. Yoğun protestolar ve onurlu çalışanlarından gelen itarazlar üzerine ise son günlerde durumu biraz toparladı.   Toparladı toparlamasına ama yeni günahlara imza atarak.Bir yandan eylemlere selam gönderiyor. Ama öte y

Malum medya Türkiye’nin ayakta olduğu eylemler karşısında ilk 5 gün çok kötü sınav verdi. Yoğun protestolar ve onurlu çalışanlarından gelen itarazlar üzerine ise son günlerde durumu biraz toparladı.   
Toparladı toparlamasına ama yeni günahlara imza atarak.
Bir yandan eylemlere selam gönderiyor. Ama öte yandan hem eylemleri ayrıştırmaya,   itibarsızlaştırmaya çalışıyor.
Masum bir protestoyla başlayan Gezi Parkı eylemlerine yönelik faşizan (orantısız deniyor) polis şiddeti, eylemleri büyütmüş, tüm itirazı olanları sokağa dökmüş ve hükümetin krizi yönetemeyeceği bir hale getirmiş... Ve çok meşru bir hal almış...  
Bir gruba yamanamayacak... ‘Ordu göreve gibi’ antidemokratik taleplere pabuç bırakmayan...
Kızgınlıkların Tayyip Erdoğan’ın şahsiyetinde dile getirildiği bu eylemlerin gücünü meşruluğundan aldığı çok açık.
Lideri, partisi ya da ideolojisi yok! Ama meşruluğu var. Ve tarih bir kez daha gösterdi ki... Toplumsal meşruiyeti olan bir hareketin  karşısında kimse duramaz!
Nitekim duramadı.
Bu durum çok açık!
Tüm açıklığa rağmen işleri karanlığa sürüklemek ve karanlık göstermek isteyenlerin medyada sesleri giderek yükseliyor. Hükümetin ‘Eyvah birileri bize tuzak kuruyor’ propagandasına paralel komplo teorileri havada uçuşuyor: Özel Harp Dairesine bağlı Seferberlik Tetkik Kurulunun sokaklardaki şiddet eylemlerinde parmağı var... Ulusalcı, illegal örgütlerin yer aldığı bir başkaldırı hareketi... 27 Mayıs öncesi gibi mühendislik hesabı...  Yabancı ajanlar... Dış mihraklar...

KÜRESEL 28 ŞUBAT MI?

Emniyette tasfiye edilen ekip ve bu görüntüler arasında bir bağlantı var mı? Ya da emniyet içinde MHP eğilimli polislerin bir kalkışması mı söz konusu?
Acaba polisin içinde bir grup olayları tırmandırmak için İçişleri Bakanlığının talimatı dışında mı hareket ediyor?
Benzeri sorular etrafında işi polisin bir kısmının üzerine atmaya dönük haberler ve yorumların sayısı da hiç azımsanmayacak düzeyde.
Hükümet hassasiyetleri doğrultusunda, yandaşça haber ve analiz yapmayanlar da programda denge adına komplo teorilerine bolca yer veriyorlar.
Didem Arslan Yılmaz’ın Habertürk televizyonundaki, siyasetin ve sosyal hayatının sıcak gündemini yakalama iddiasındaki programında bu dengenin sağlandığı programlardan biriydi.
“Türkiye’nin Nabzı” programının konukları CHP Parti Meclis Üyesi Gülseren Onanç, Habertürk Gazetesi Yazarı Nihal Bengisu Karaca, Vatan Gazetesinden Müge İplikçi, AKP İstanbul Milletvekili Doç.Dr Zeynep Karahan Uslu, Yazar Hidayet Şefkatli Tuksal ve Sosyolog Nurhayat Kızılkan’dı.
Taksim Gezi Parkı olayları üzerine konuşuldu. Sosyolog hanım efendi tespiti patlattı: “Küresel 28 Şubat...”
Başbakanın bir toplumsal hareket karşısında sosyolojiyi devreye sokmak yerine yüzdelik (Evde tutulan yüzde 50 iddiası) hesapları devreye sokması eleştirilmişti. Hadi o siyaseten böyle yapıyor da... Bir sosyoloğun toplum tahlili yerine komplo analizlerine yönelmesine ne demeli?

AYRIŞTIRMA HALLERİ

Medyanın kitleleri sürekli ayrıştırıcı bir dili geliştirdiği açık. Marjinaller, şiddet yanlıları vurguları üzerinden eylemcilerin birbirlerini suçlamaları için zorlamalar yapılıyor.
‘Beyaz Türkler’e ‘Biz ciciyiz ama kötüler de var’ dedirtilmeye çalışılıyor.
“Eylemin profili”, “marjinaller”, şiddet tartışmaları vb. kavramları üzerinden koparılan fırtına çok ayrı uçları (Milliyetçilerle Kürtleri) barikat yoldaşı kılan ortaklığın güçlenmesi üzerinde değil. Sinsi bir ayrıştırma üzerine.
Bugün medyada dengede götürülmeye çalışılan yayının yarın bölmek ve bitirmek üzerine ağırlaşacağı çok açık. Medya bunun sinyallerini fazlasıyla veriyor. (MEDYA SERVİSİ)

www.evrensel.net