Tutunacak dal

Tutunacak dal

Gezi Parkı’ndaki genç pilavcının esmer teni henüz terlemiş bıyıklarını belli ediyordu. “Pilava gel” demekten sıkılınca “Werê” diye sesleniyor. Neşeli tabii, parktaki diğerleri gibi ve işleri iyi giden herkes gibi. Turist de çok haliyle, etraftaki otellerde kalanlar merakla parka geliyor. Bir aile, neden onu seçtiyse, &l

Çağdaş Günerbüyük

Biber gazı, adaleti umursamayan bir hükümetin kolluk kuvvetinin sembol silahı olması, boşuna değil, çünkü maskeli, kasklı, astronotlar gibi kendilerini korumaya almış bir orduyla ilk kez karşı karşıya gelen bir Gezi Parkı nöbetçisinin sözüyle “Bir kere adil değil”. Buralarda, hayat böyle. Uykudaki insanlara saldırdıkları, çadırları yaktıkları, milletvekillerini, gazetecileri yaraladıkları bu barışçıl eylemin “üç beş ağaç için” yapıldığını söyleyen de kendileriydi ya, işte o hiç olmadı. Onlar marjinaldi, şunlar teröristti, 1 Mayıs’takilerin zaten niyeti çok fenaydı derken, üfürüklerini tutturmakta bu kadar zorlanacaklarını beklememişlerdi belki. Her şey, insanın tutunacak dalının kalmamasını önlemek için. Yoksa yere çakılmak da var. “Baltalar elimizde” hükümeti başka bir son beklemesin.

İstanbul’a yapılacak üçüncü köprü uğruna kesilen ormanlar için de bahaneleri vardı, trafiği rahatlatmak uğruna feda edilmeliydiler, birkaç fidan da dikilmişti hani. Birkaç gün önce yıkılan, parkın yakınındaki sinema salonunun da seyircisi yoktu, içinde fareler vardı. 1 Mayıs’ta çukur büyüktü. Reyhanlı’da provokasyon çoktu. Roboskî’de terörist gibi görünmüşlerdi. Bütün eylemciler zaten hep çok art niyetli insanlardı sevgili halkları. Saldırdılar, öldürdüler, yandaş ve yalaka medya eliyle güzelce yalanlarını anlattılar. Herkes inandı sandılar, ona tutundular. Parkta yatan insanlara öldüresiye saldırdıktan sonra günler, geceler boyu sokak sokak çılgınlar gibi kovalatırken de bir “Sen bakma onlara” dediler halka.

TARİH ELLERİMİZLE YAZDIĞIMIZDIR!

Bu arada bir şenlikti günlerdir süren. Konser vermeye gelen Kardeş Türküler’le halay çeken, Ferhat Tunç’u da, Karadeniz müziğini de bilip katılan bir kitle, saldırı olasılığını bile bile oradaydı. Taksim’de günlerdir toplanan binler, gaza rağmen kalabalıklaştı. Konuşmalarla, sloganlarla bunların hiçbirini unutmadığını söyledi. Bu eylemin İstanbul için, dereler için, Reyhanlı’nın, Roboskî’nin hesabının sorulması için de yapıldığını anlattı. AKP yalanlarını açığa çıkaran Redhack’i çok alkışladı, gerçeği çarpıtan yandaş medyayı protesto etti. En büyük muhalif kesilen Sözcü gazetesinin “çevreciler” dedikleri, kimsenin ezberindekine benzemiyor muydu yoksa? Büyük saldırının öncesinde içki içmemek ve sarhoş olmamak konusunda sıkça uyarılar yapıldı, her an tetikte ve dinç olmaya ihtiyaç olduğu tekrarlandı. “Tarih diyorlar Topçu Kışlası için” denildi, “Tarih, şu anda, hep birlikte ellerimizle yazdığımızdır”. Taksim’i insansız yapmaktı niyet, onu anladık, önce insafsızlıkla başladılar. Plastik mermiyle yaralananlar, copla yüzü dağıtılanlar, kıstırılıp dövülenler, biber gazı fişekleriyle ve dumanla hastanelik olanlara eklendi. Durup dururken, insan görmedikleri sokağa gaz sıkan polisleri, Taksim civarındaki herkes gördü. Önünde elbisesiyle duran eylemci kadının yüzünü gazla yıkayıp saçlarını savuranı, bütün dünya. Faşizm büyük bela.

Parkı polisin işgal ettiği Cuma sabahı bir basın açıklaması yapılacaktı, saldırı büyüktü. Yaralılar hakkında haberler arandığı sırada, başbakan sigara dumanından zarar görenlerin hakkını savunmakla övünüyordu. Sabahtan itibaren ellerinde “Gezi Parkı için korna çal” yazan dövizleri görüp de korna çalmayan bir tek araç geçmedi Taksim’den. Eylemcinin öfkesi mesele değil, ne öfkesi, sadece kararlıydılar. Sabır taşı olsa çatlardı, eylemciler çatlamadı. Esnafı, halkı, haber alabileni, hükümetine aşık bile olsa bu manzarayı savunacak kelime bulamıyordu. Taksim’de günlerdir atılan “Yandaş medya nerdesin” sloganı, onların zavallılığının da ifadesiydi, çünkü hakikaten “Eylemciler çadırları yaktı” ya da “polise taş atılınca adamcağızlar ne yapsın” saçmalıklarını yiyecek kimse kalmamıştı. İstanbul’un göbeği duman altındaydı ve yurt çapında buna karşı ses çıktı işte. Başbakan, duman altında kalanlardan söz ederken, yandaşları bu pisliğin üstünü örtecek bir karış toprak bulamadı. Bırakmadılar çünkü.

Tutunacak dalı savunana ne mutlu. Gerisini, o dalı kesen düşünsün. O son ağacı kesmeyecektin.

www.evrensel.net