Türk ve Kürt işçilerin sesi Meclis’te olsun!

Türk ve Kürt işçilerin sesi Meclis’te olsun!

Kürt sorunu çoğu sendikacının yüksek sesle dile getirmekten çekindiği, sendikal alanın dışında gördüğü, hatta görmezden geldiği bir konu. Ancak göçlerle beraber örgütsüz işçi kitleleri içinde Kürt kökenli işçilerin sayısının hızla artması bu sorunu, sendikacıların da üze

Muzaffer Özkurt

Bu sorunun yakıcılığı Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku İstanbul 3. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Abdullah Levent Tüzel’in Kıraç’ta gerçekleştirdiği işçi toplantısında bir kez daha ortaya çıktı. Yaklaşık 100 kişinin katıldığı toplantıda söz alan Kürt işçilerin hepsi önce dil, kimlik ve kültürlerinin tanınmasını, Türklerle bu konularda aynı haklara sahip olmayı istediklerini söyledi. Seçimleri de bu mücadelenin önemli bir parçası olarak görüyorlar. Sırf seçimler süresince daha fazla çalışabilmek için işinden ayrılan 19 yaşındaki tekstil işçisi Çiğdem Kaplan, “Yiyecek bir kuru ekmeğim olsun yeter. Dilim, kimliğim daha önemli” diyor. Çiğdem’in söyledikleri toplantıya katılan tüm Kürt kökenli işçilerin duygusunu ifade ediyor. Öyle ki Kürt işçiler için anadil ve kimlik olmadan ne ekmeğin ne suyun tadı var!

İŞSİZLİK DİZ BOYU, KOŞULLAR KÖTÜ AMA...

Toplantıda Türk kökenli işçiler de söz aldı. Sendikal bürokrasinin çektirdikleri, sigortasız, uzun saatler çalışma dayatması, düşük ücret, işsizlik, taşeronlaştırma, özelleştirme… Bu sıkıntıları dile getirerek, seçilmesi halinde Tüzel’in bu sorunları Meclise taşımasını istediler.

Aslında bu sorunlar Kürt işçiler için de yabancı değil. Seçimler için işini bırakan Kaplan, 5 yıldır tekstilde çalışıyor. Modelistlik yapan Kaplan, kalifiye bir işçi olduğu halde, pazar günleri de dahil günde 12 saat çalışması karşılığında ancak 870 lira ücret alabiliyor. Başka bir tekstil işçisi Kürt kadının aylık ücreti ise 700 lira. O da sigortasının yapılmamasından yakınıyor. Bunu patronuna söylemiş ama aldığı yanıt “Sigorta istiyorsan ücretinden 150 lira keseriz” olmuş. Ücretinden kesinti yapılması ise sadece kendisinin değil 5 kardeşiyle birlikte anne ve babasının da aç kalması anlamına geliyor. Bu nedenle sigortasız çalışmaya devam etmek zorunda kaldığını söylüyor.

Bir başkası büyük bir fabrikada çalıştığını anlatarak başlıyor söze ve devam ediyor: “Fabrika büyük ama 2 ay sigortasız çalıştırdılar. İkinci ayda sigorta yapacakları sözünü vermişlerdi. İki aydan sonra sormaya başladım. Bugün yarın derken sonunda ‘Kapı orda ister çalış ister çık’ dediler.” Bir başkası uzun süredir işsiz: “İşsizlik zaten diz boyu ama öncelikle dilimizi ve haklarımızı istiyoruz.”

İşyerlerinde benzer sorunlar yaşamalarına, hatta aynı işyerinde çalışmalarına karşın kimliklerinden dolayı yaşadıkları sıkıntılar Kürt işçileri Türk işçilerden ayırıyor. Kürt sorunundan uzak duran, hatta devlet politikasıyla birleşerek Kürt sorununu terör sorununa indirgeyen mevcut sendikal anlayış Kürt işçileri sendikal mücadeleye ilgisizliğe itmiş. Bu nedenle demokrasi ve ulusal haklar için en önde mücadele eden bu kesimde “Hiç sendikalaşma mücadelesine girdin mi?” sorusu, “Sendika nedir bilmiyorum?” diye yanıt buluyor.

Peki bu ayrım kimin işine yarıyor? Toplantıda konuşan Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve TÜMTİS eski Genel Başkanı Sabri Topçu bu soruya şöyle yanıt veriyor: “Bu bölünme kapitalist sistemin işine yarıyor. Bu nedenle sistem kan üzerinden politika yapıyor, Kürt sorununun çözülmesini istemiyor.” Ve mevcut sendikal anlayış, sistemin değirmenine su taşıyor. Bu anlayışın temsilcisi sendikacılar ise düzen partilerinin listelerinde patronlarla birlikte milletvekili adayı oluyor.
Türk kökenli işçilerin de sorunlarına çözüm bulmayan bu sendikal anlayış, küçülen sendikalar, gasbedilen haklar, artan sömürü, ölen gençler ve gözyaşları dinmeyen analar olarak geri dönüyor. Bu nedenle toplantının Kıraç, Esenyurt, Haramidere, Beylikdüzü havzasında ileri işçi ve sendikacıların düzenlediği işçi kurultayında alınan kararla kurulan İşçi Sendika Dayanışma Merkezi’nde yapılması oldukça anlamlı.

Çünkü toplantı ileri işçilerin sendikal bürokrasinin sadece ekonomik ve örgütlenme meselelerine bakışına değil, siyasete bakışına da karşı çıkış anlamına geliyor.

Bir Kürt işçinin sorduğu şu soru oldukça önemli: “Kürtler eziliyor. İşçiler ve emekçiler de eziliyor. Kürtlerle emekçileri nasıl birleştireceğiz?” Bu soruya verilen yanıt Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nu da tanımlıyor aynı zamanda.

CESARETLE VE BİRLİKTE

“İşçi sınıfının kendi siyasetini yapması” gerektiğini söyleyen Sabri Topçu soruya açıklık getiriyor: “Kürtlerin haklarını kazanması, Kürt ve Türk kökenli işçilerin birliğinin sağlanması kapitalist sistemin sonu anlamına geliyor. Bunun için Kürtlerin, işçi sınıfının kendi iktidar kanallarını açması gerekiyor. İşte Blok da budur.”

Bu çalışmada yürekli olunması gerektiğini dile getiren Sabri Topçu, izlenecek yolu şöyle tarif ediyor: “Kürtler üzerine düşeni yapıyor ama sadece onların mücadelesi bu sorunu çözmez. Türkler de seslerini yükseltmelidir. Bilinçli olmak, birleşmek ve birlikte mücadele etmek gerekiyor. AKP’nin, MHP’nin, CHP’nin tabanındaki emekçileri de bu anlayışa kazanmamız gerekiyor. Çünkü doğru olan biziz, çünkü işçi ve emekçi olarak onların çıkarı burada.”

İstanbul 3. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Abdullah Levent Tüzel de Türk emekçilerin Kürt emekçilerin ulusal taleplerine sahip çıkmasının birliğin sağlanması açısından önemine dikkat çekerek “İşçi sınıfının partisi Emek Partisi’nin blokta yer almasının, Karadenizli bir Türk sosyalist olarak milletvekili adayı olmamın nedeni de bu” diyor.
Blok adaylarının seçimi kazanmasının Kürtlerin ve işçilerin sorunlarını çözmek için önemli olduğunu ama yeterli olmayacağını vurguluyor Abdullah Levent Tüzel. Saldırıların önlenmesi ve hakların kazanılabilmesi için Meclis’teki bu sesin sokaktaki eylemlerle, grevlerle, direnişlerle birleşmesinin zorunluluğuna işaret ediyor. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blokunun işçilerin, Kürtlerin, ezilen tüm kesimlerin mücadelesini ortaklaştırabileceği bir merkez olarak kurulduğuna dikkat çeken Tüzel, herkesi bu mücadeleye omuz vermeye çağırıyor.

Bu çağrı en başta sendikal bürokrasiye karşı mücadele içinde olan ileri işçiler ve sınıftan yana olduğunu söyleyen sendikacılara. Emekçilerin birliğinin sağlanması için öncelikle Türk ve Kürt işçiler arasındaki bölünmüşlüğün giderilmesi gerekiyor. Kürt işçilerin de sınıf mücadelesinde –tıpkı TEKEL direnişinde olduğu gibi- aktif olarak yer alabilmesi için ileri işçi ve sendikacıların Kürt sorununa sahip çıkması gerekiyor. Örgütsüz Kürt işçiler içindeki bu en dinamik kesim kendilerine uzatılacak eli tutmaya hazır. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net