27 Mayıs 2013 09:42

Tarihe yazılsın, tarih yazsın

Türkiye, son yirmi yıldır ateşkes ile barış arasındaki büyük boşluğun nasıl doldurulacağını tartışıyor. Belki biraz bunun da etkisi ile Ankara’da 25-26 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen ‘Demokrasi ve Barış Konferansı’nın bu boşluğun doldurulmasında rol oynayıp oynamayacağına ilişkin kanaatler parçalı bir gör&uu

Tarihe yazılsın, tarih yazsın

Paylaş
Fatih Polat

Büyük bedellerin ödendiği ve ağır ilerleyen -gerçi bir süredir tarih öncesine göre daha hızlı akıyor- bir sorunla ilgili olarak, bu sürecin yara berelerini de taşıyanların böyle hissetmeleri çok da şaşırtıcı değil. Bir toplantının, bir eylemin ve bir sürecin ‘tarihi’ olup olmadığı, üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra geriye dönüp bakıldığında anlaşılıyor. Bu gerçeği de dikkate alarak, konferansın açılışında oluşturulan divanın da bir üyesi olan Sevilay Çelenk’in “Ankara Cihan sokakta yapılan bu konferans tarihe yazılsın, tarih yazsın” dileğini paylaştığımı belirterek devam edeyim.
Konferans ile ilgili not edilmesi gereken önemli şeylerden birisi ilginin yoğunluğuydu. Normalde bu konferansa katılanlar, bir hazırlık komitesi tarafından davet edildiği halde, başvurup katılmak istediklerini belirtenlerle katılımcı sayısı tahmin edilenin üstüne çıkmıştı. İlk gün üç ayrı paralel konferans için salonlara dağılmadan önce, sabahki bölümdeki katılımcı sayısının 500’ün üzerinde olduğu dile getirildi. Öngörülen katılımcı sayısı ise 350 dolayındaydı.
Konferansın çağrıcılarından Şebnem Korur Fincancı, açılıştaki konuşmasında bugüne kadar birçok konferansta konuşan ve ders veren biri olarak kürsüden konuşmaya yabancı olmadığını belirttikten sonra, en duygulandığı, en heyecanlandığı konuşmayı yaptığını vurguladı. İçinden geçtiğimiz sürecin ilerleyebilmesinin imkanlarını tartışırken, hesap vermeyi dışta tutan bir “helalleşmenin” kabul edilemeyeceğine dair vurgusu önemliydi.
Murathan Mungan ise, bu konferansın en akılda kalıcı konuşmalarından birini yaptı. Gerçek barışın sistemin sınırlarını aşacağına ve yapıları dönüştüreceğine vurgu yapan Mungan’ın, edebi olduğu kadar, ironik anlamlar da içeren şu sözleri mutlaka kayda geçmeli: “Benim teyzem dindar bir kadındır ve faizin de haram olduğunu düşünür. Ama buna rağmen bankadaki parasının faizini de kullanır. Bunu kendisine soranlara da, ‘ben o faizi yakıyorum, kışın odun kömür alıp yakıyorum’ der. Şimdi hepimizin de kimliklerimizin faizini yakmasının zamanıdır.” Mungan, Ece Ayhan’ın, “Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler” dizesini de bu sürece dair olarak yorumlayarak konuşmasını anlamlı bir biçimde noktaladı: “Aşk barıştır, bir düşünün abiler, ablalar, kardeşler.”
İlk gün açılış konuşmalarının ardından, katılımcısı olduğum “Müzakere sürecinde barışın toplumsallaşması ve demokratik siyaset” başlıklı konferansta, Gültan Kışanak, bu süreçte AKP’nin hesaplarının olmasının siyasetin doğasının bir gereği olduğunu ve bu sürecin ilerletilmesi bakımından önemli olanın ise bu sürecin mağdurlarının ve barışa ihtiyacı olan kesimlerin yan yana durması gerektiğini vurguladı. Özgür Müftüoğlu’nun barış mücadelesinin fabrikalarda, işçiler arasında yaygınlaştırılmasının önemine dair tespiti ise, bu barışın nasıl bir zemine oturursa sağlam durabileceğinin de hatırlatılmasıydı bir anlamda.
İlk günün sonuna doğru konuşan Onur Hamzaoğlu’nun, birçok katılımcının hazırlıksız gelerek genel konuşmalar yaptığını dile getirmesi de böylesi toplantıların gerektirdiği sorumluluğa bir vurgu olarak önemliydi.
Ayrıca barışa dair olarak ilan edilen 114 imzacı arasında yer alan CHP’den Sezgin Tanrıkulu, Gülseren Onanç ve Zeynep Altıok da konferanstaydı. Toplantıya barışa katkı sunmak için kişisel olarak katıldığını belirten Onanç, barış mücadelesinin sürdürülmesi konusunda ve ‘sivil’ bir anayasa bakımından inisiyatif almak üzere bir platformun oluşturulmasını önerdi.
Bu yazıyı bağlarken mutlaka vurgulamamız gereken şey ise, “Şu ana kadar hep Kürt tarafı adım attı” şeklindeki doğru tespit ile başlayıp AKP’nin ise bir şey yapmadığı ve “muhtemelen hesaplarının olduğu” gibi, tarihin şu dönemi için böyle deyip bırakıldığında pek de bir anlamı olmayan konuşmaların da ciddi bir yekun tuttuğuydu.
Bu noktada Ertuğrul Kürkçü’nün de dile getirdiği gerçeğin altı çizilmeli. AKP bundan sonraki süreçte kendi hegemonyasını hakim kılacak bir ‘barışı’ dayatacaktır, önemli olan bizlerin de aşağıdan yukarıya doğru kendi barışımızın, halkın barışının hegemonyasının mücadelesini güçlü bir biçimde vermektir. Bu iki mücadele arasında oluşacak denge bu barışın nasıl bir barış olacağının da rengini verecek.

ÖNCEKİ HABER

Müzakere masasının bu tarafında…

SONRAKİ HABER

Çavuşoğlu: ABD'de FETÖ tutuklamaları başladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa