Men-i Müskirat’ın yolu Al Capone’den geçmiş

Men-i Müskirat’ın yolu Al Capone’den geçmiş

  • Müskirat Kur’an’da “şarap” olarak geçen ve yasaklanan ancak daha sonra anlam genişlemesine uğrayarak “yenilmesi ve içilmesi sarhoşluk veren her türlü şeyleri” genel olarak tanımlayan Arapça bir kavram. “Men-i müskirat” ise her türlü alkollü içkinin üretim, satış ve tü

    Ali Rıza Atik

    Dinen yasaklanan ve menedilmesi emredilen bu şeylerin fiilen yasalarla da men edilmesi Türkiye’de ilk olarak 14 Eylül 1920’de tam da Kurtuluş Savaşı’nın en kritik günlerinde olmuş. O sıralarda bu yasanın kaynağı 16 Ocak 1919’da ABD’de aynı konuda yapılan bir anayasa değişikli. İngilizce’deki “prohibition” sözcüğü daha genel anlamda her türlü yasaklama anlamında olmakla birlikte kendi başına kullanıldığında 1919-1933 arasında süren bu “alkol yasağı” dönemini akla getiriyor.

    SATANA, İÇENE 80 DEĞNEK

    Anadolu’nun farklı bölgelerinde iç ayaklanmaların birbirini izlediği en kritik günlerde, (1920’nin mayıs ayında başlayıp aralıklı olarak süren görüşmelerle 14 Eylül’de ve sadece bir oy farkla) yasalaşan kanun teklifi, Birinci Meclis’in gündeminde önemli bir yer tutuyordu. “Men-i Müskirat Kanunu”, ülke genelinde içki yapımını, satışını ve tüketimini yasaklıyor; aksi davrananlar için, “Dayak, hapis ve para cezası” olmak üzere, çeşitli yaptırımlar öngörüyordu.

    İçki yasağı konusunda Meclis’e ilk yasa teklifini meclisteki muhalif grupta yer alan ve daha sonraları, Mustafa Kemal Paşa’nın muhafızı Topal Osman tarafından öldürülecek olan Ali Şükrü Bey yapmış. Teklif şöyle;

    “Dinimizce tahrim edilmiş (haram kılınmış) olan sarhoş edici içkilerin halkımız arasında kullanılıp gidişinden dolayı doğan fenalıkların haddi hesabı yoktur. Halbuki, kendi dinleri men etmediği halde, Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti, hususî bir kanun ile, milletini bu beladan kurtarmıştır. Biz de Amerika’dan ibret alıp, onu örnek edinmeliyiz. Bunun için de, Osmanlı memleketlerinde her türlü içkilerin yapılmasını, ithalini, satılmasını ve kullanılmasını kat’î surette men etmeliyiz. Bu memnuiyeti (yasağı) dinlemeyip müskirat (içki) yapanlar, satanlar veya içenler görülürse, bunları derhal yakalayıp haddi şer’î ile (şeriata göre, verilen ceza, 80 değnek vurulması idi) veyahut ağır para cezası ile cezalandırmalıyız.”

    Ali Şükrü Bey’in teklifi Meclis’in özellikle muhafazakâr kesimi arasında büyük taraftar topladı. Daha sonra Çorum Milletvekili Haşim Bey ve Bolu Milletvekili Nuri Bey de aynı konuda birer yasa teklifi verdi. Teklifler, birleştirilerek görüşülmek üzere, kurulan komisyonlara havale edildi. Ali Şükrü Bey ve Nuri Bey, içkinin toptan yasaklanmasını isterken, Çorum Milletvekili Haşim Bey teklifinde gayrimüslimlerin yasa kapsamına girmemesini, yoksa yasanın Devletler Hukuku’na aykırı olacağını belirtiyor, bunun yanı sıra, o yıllarda alkollü içkiler tekelini elinde bulunduran Düyûnu Umumîye yetkilileriyle de bu konuda bir görüşme yapılmasını istiyordu. Teklifi inceleyen Adalet Komisyonu, olağanüstü şartlardan doğan Meclis’in görevinin, olağanüstü şartlarla sınırlı olduğunu vurgulayarak, konunun daha sonra ele alınması gerektiğini öne sürdü.

    Sağlık Komisyonu, yasanın kabul edilmesini isterken, bir de ek öneri getirdi: Suçu ikinci kez işleyenlerin, Belediye Temizlik İşleri’nde 2-10 gün süreyle çalıştırılması da karara bağlanmalıydı. Ayrıca Sağlık Komisyonu, bu suçu işleyenlerin devlet memuru olmaları halinde, memuriyetten atılmalarını da savunuyordu.

    Maliye Komisyonu’nun raporunda ise, Düyûnu Umumî’ye gelirleri arasında bulunan içki vergisinin dış borçlara karşılık, devletçe taahhüt edildiğini, bu nedenle ithal ve imalinin yasaklanamayacağı vurgulanıyor, bu yüzden içkiye ağır vergiler konularak mücadele etmek gerektiği ileri sürülüyordu…

    YASAYI UYGULAYAMAYAN HÜKÜMET İSTİFA!

    Yasa teklifi komisyonlardan geçtikten sonra, 17 Mayıs günü Meclis gündemine alındı. Konuşmacılar yasa teklifini savunurken, bazı genç milletvekillerinin kullandıkları deyimler, sert tartışmalara yol açtı. Bir milletvekili, yasadaki “meydan dayağı” önerisine itiraz ederken, “Serseri Kanunu’ndaki darp cezası gibi…” sözler ağzından dökülünce, muhafazakâr milletvekilleri birden ayaklandılar.


    ABD’de bu içki yasağı (prohibition) yasasının çıkmasında başı çeken 1893’de kurulmuş Anti-Saloon League diye  bir dernek. Bunlar Saloon denilen ve birleşik devletlerin her tarafına yayılmış olan erkeklerin içki içip kumar oynamak için gittikleri Saloon denilen yerlere karşılar. Eğer “tüm kötülüklerin anası olan” içki yasaklanırsa kumar ve fuhuşun da yer aldığı “saloon” denilen yerlerin kapanmak zorunda kalacağını düşünüyorlar.

    ABD’de 1820’lerde başlayan içki yasağını öngören devletçi baskılar sonunda bu konudaki anayasa değişikliği 1920 yılında yürürlüğe girdiğinde (ilki Maine -1846’da olmak üzere) 33 eyalette içki yasağı zaten çoktan yürürlüğe girmiş durumdaydı. Ülke çapında içki yasağının her tarafta birden uygulamaya girmesiyle şehirlerde iki şey hızla güçleniyor. Birincisi “bootlegging” denilen ilkel yöntemlerle kaçak olarak içki üretimi ve satışı. İkincisi de bunu çok başarılı bir şekilde düzenleyen silahlı organize suç örgütleri. Örneğin Al Capone ve çetesi aslında bu konudaki faaliyetin yürütülmesi için kurulmuş bir silahlı örgütten başka birşey değildir. Adına suç örgütü deniyor ama o belediye başkanlarına, emniyet müdürlerine, yargıçlara devletin bir sürü adamına aylık olarak ücret ödemiş, çok sayıda silahlı eleman çalıştırmıştır.

    ABD’de içki yasağının tüm ülke çapında yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan durum (yasanın çıkması için uzun süre canla başla çalışanlar dahil) hiç kimseyi memnun etmemiş, geri alınması yönündeki girişimler daha ilk günden başlamış. Bazı eyaletlerde yasağın fiilen işlemez hale gelmesi ve yürütmenin durdurulması sonrasında nihayet 1933’de yasağı öngören 18. anayasal değişiklik 21. değişiklikle geri alınmış, daha sonra da (1966’ya kadar) tüm eyaletlerde içkiyle (alkollü içkilerin üretilmesi, ithali, ihracı, taşınması, saklanması ve satılmasıyla) ilgili tüm yasaklamalar kaldırılmıştır.

    Ortam gerginleşince de, başkan, görüşmeleri erteledi. Bu tarihten sonra, tam 6 toplantı ve 7 celse yapılmasına rağmen, görüşmeler tamamlanamadı. Böylece görüşmelerin hızlandırıldığı 13 Eylül gününe gelindi.

    13 Eylül 1920 günü, Vehbi Bey’in başkanlığında toplanan Meclis’te söz alan Maliye Vekili Ahmet Ferit (Tek) Bey, “İçkinin kendisini değil, vergisini savunacağım” diyerek başladığı konuşmasında, bu yasa kabul edildiği takdirde, devletin yılda 1 milyon lira gelir kaybına uğrayacağını, zaten bütçede 20 milyon lira açığı olduğunu belirtti.

    Daha sonra yasanın uygulanma sorununa değinen Ferit Bey “Sınırlama gerçekle bağdaşmıyor; yasak uygulanamayacak, sonuçta iktisadî ve malî zararlarla karşılaşılacaktır.Hükümetin istemesine rağmen, ülkede idarî ve ahlakî inzibat iyi değildir,” diyerek, ülkede sadece 2.200 polis bulunduğunu, 321 kilometrekareye bir polis düştüğünü ve bunlarla içki yasağını uygulama imkanı olmadığını söyledi. Ferit Bey’in karşı önerisi de, bu tekliften vazgeçmek; ama içki tüketimini azaltmak için de, vergileri artırmak yolundaydı. Söz alan Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey ise, Amerika’nın yanı sıra, dinlerinin yasaklamamasına rağmen, Rusların da içki yasağı uygulandığını belirterek, bir hükümet memuru için, “Uygulama imkânı yoktur” demenin zül olduğunu söyleyerek, “Tatbik edemeyen çekilir” dedi. Bu sözler üzerine ortalık karıştı. Ahmet Ferit Bey, “Bendeniz şimdi çekilirim” derken, hazır bulunanlar arasından, Ali Şükrü Bey’e destek verici sözler yükseldi.

    Ali Şükrü Bey, bundan da aldığı cesaretle, “Ben kanun tatbik edemem diyen bir hükümet, bence hükümet mevkiinde durmaya layık değildir” deyince, Meclis sıralarında gürültü arttı.

    Antalya Milletvekili Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey’in, herkesi sükûta çağıran konuşmalarından sonra, oturuma devam edildi. Ali Şükrü Bey de, konuşmasına devamla, “Yasak konulmazsa, hazine-i maliyeye bir milyon lira girecek. Gerçi istatistik yapmadım. Fakat bir arkadaşımın söylediği tabii doğrudur. Memlekette 120 milyon kilo meşrubat sarf olunuyormuş. 120 milyon kilonun Rum ve Ermenilerin cebine verdiği para, bu 1 milyon ile kabil-i kıyas mıdır?” dedi. Yeterlilik önergesinin kabulünden sonra, 14 Eylül 1920 günü devam edilmek üzere, görüşmelere ara verildi.

    VE AFYON YASAK KAPSAMINDAN ÇIKARILIR

    14 Eylül günlü toplantıda, söz alan Bursa Milletvekili Emin Bey, yasak kapsamı içine bira ve şarabın da girip girmediğini sordu. Teklif sahibi Ali Şükrü Bey “Bizim teklif ettiğimiz madde (…) her şeye, hatta esrara da şamildir. Bunun içine afyon da dahildir” dedi. Bunun üzerine, Burdur milletvekili İsmail Suphi Bey, “… her şey dahildir diye, haşhaş tarlalarını sökecek miyiz?.. Düzeltin rica ederim…” diye itirazını bildirdi.

    Konu tartışıldı; söz alan Emin Bey anlaşmazlığa tıbbî açıdan açıklık getirdi. Emin Bey, tıpta afyonun kullanıldığı birçok alan bulunduğunu, yasaklanması halinde, eczanelerin kapatılması gerektiğini söyledi. Sonuçta, afyonun yasak kapsamından çıkarılmasına karar verildi. Daha sonra teklifin 3. maddesinin görüşülmesine geçildi. Madde, içki içtiği görülenlerin, ya 80 sopa ile cezalandırılacağını veyahut 50 liradan 250 liraya kadar nakit para cezasına mahkûm edileceğini öngörüyordu.

    KABUL EDENLE REDDEDEN SAYISI EŞİTTİ AMA...

    İçki yasağına uymayanlara verilmesi öngörülen bu cezaların türü ve ölçüsü de, milletvekilleri arasında tartışmalara yol açtı. Dayak cezasının, suçluların sağlık durumları açısından uygulanmaması ya da ölçüsünün azaltılması gerektiğini savunanlar olduğu gibi, bu tür bir cezanın insanların izzet-i nefis ve haysiyetleriyle oynamak olacağını savunanlar da çıktı.

    Görüşmelerin tamamlanmasından sonra oylamaya geçildi. Oylama, ortaya ilginç bir sonuç çıkarttı: Yasayı kabul edenlerin sayısı 71 idi; ama red oyu verenler de aynı sayıdaydı. Ancak, celseyi yöneten başkanın oyu iki oy sayıldığından ve başkan Vehbi Efendi de bu yasaya olumlu baktığından, ‘Men-i Müskirat Kanunu’ 14 Eylül 1920 gün ve 22 sayı ile yasalaştı.

    İçki içen için üreten ve tüketenden daha yüksek ceza öngören bu tuhaf kanun teklifi üzerindeki son görüşmeler yapılırken ve oylama sırasında, Mustafa Kemal, mecliste yoktu. Ama yasanın çıkmasından hiç de memnun değildi. Nitekim yakın çevresinden Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Mustafa Kemal’in, ülkenin içinde bulunduğu kritik ortamda içki yasağı gibi meselelerle uğraştığı için Ali Şükrü Bey’e kızdığını, hatta kendisine, “Memleketin zararına işlerle uğraşıyorsunuz” diye bağırdığını aktarır anılarında…

    Meclis’in muhafazakâr kanadi, yasanin çikmasini sevinçle karsilar. Kütahya Milletvekili olarak ilk Meclis’te görev yapan Besim Atalay’in daha sonralari anilarinda belirttigine göre, bu kisiler, “Bu kanunu millet öylesine benimseyecektir ki, hasbi olarak (karsiliksiz, Allah için) halk buna riayet etmeyenleri kendisi takip edecektir” diyecekti…

    Bu kanuna göre, Türkiye dahilinde ruhsatsiz içki imali ve meyhane açilmasi, alenen içki kullanimi ve sarhosluk yasaklanmis, alenen içki kullananlar, sarhos oldugu görülenler ve ruhsatsiz içki üretenlere çesitli cezalar getirilmisti. Meyhaneler disinda ise izin verilen lokantalarda sadece bira ve likör içilebilecekti.

    Kanun bir kesim tarafindan yetersiz bulunurken bir kesim tarafindan da Yesilay’in idam edilmesi olarak görülüyordu. Özellikle içki düsmanligi ile bilinen ve kisa boyundan dolayi halk arasinda 35’lik Fahrettin olarak anilan (daha sonraki yillarda Saglik Bakanligi da yapan), Fahrettin Kerim Gökay’in çikardigi Hilal-i Ahzar (Yesilay) adli gazete tarafindan içkinin tekrar yasaklanmasi istenmekteydi. Çikardigi gazetenin üzerinde “Sihhi ve ictimai içki düsmani gazete” yazmaktaydi. Fahrettin Kerim Gökay’in düzenledigi tip kongrelerinde agirlikli olarak içkinin zararlari konu edilmekteydi. Bu kongreler Atatürk tarafindan da desteklenmekteydi.
    Birinci Meclis döneminde ABD’den sonra çikartilan men-i müskirat kanununun yasal yürürlügü uzun sürmemis, 9 Nisan 1924 yilinda (ABD’den önce) çikarilan 470 sayili kanunla kaldirilmisti.

    www.evrensel.net