‘Gerçek aydınlar barıştan sevinç duyar’

‘Gerçek aydınlar barıştan sevinç duyar’

Diyarbakır kitap fuarı dün sonra erdi. Evrensel Basım Yayın’ın düzenlediği etkinlik çerçevesinde Diyarbakır’a gelen aydın, yazar Ahmet Say ile Barış sürecini ve bununla beraber ilerleyen bir dolu güncel tartışmaları konuştuk. Yaşanan barış sürecine dair umutlu olduğunu söyleyen Say, anadil üzerindeki baskıların da

Faruk Ayyıldız

Diyarbakır’a geldiniz. Öncelikle burada olmak neler hissettiriyor?

Benim için hoş bir anı oldu. Daha önce Diyarbakır’a hiç gelmemiştim. Diyarbakır’ın çevresindeki illeri görmüştüm, yaşamıştım ama Diyarbakır’a hiç gelememiştim. Çok sevinçliyim. İlgi de var. Bu ilginin olması da hoşuma gidiyor. Kitap bir entelektüel üründür. Diyarbakır’ın entelektüelleri de çok fazla. Ben böyle gördüm.

Kitabınız Zazaca’ya çevrildi. Diyarbakır’da da etkinliklere de katıldınız. Nasıl tepkiler geldi?

Etkinliğe dostlarım da geldi. Artuklu Üniversitesinde hocalık yapan Bingöllüler geldi. Onlar doğmamıştı henüz ben Bingöl’de öğretmenlik yapmıştım. Fakat adımı duymuşlar gelmişler. Bir yazar, aydın için çok sevindirici bir olay bu. Mardin’den benimle tanışmaya buraya geliyorlar.


AYDINLAR SESLERİNİ YÜKSELTMELİ

‘Türk milletine çağrı’ başlığını taşıyan bir bildiri yayınlandı. Sizin de imzacılar arasında adınız vardı ancak bildiriden haberiniz olmadığını ve imza atmadığınızı açıkladınız. Bildiriye imza atanlar ise Türklük tanımının anayasadan çıkarılamayacağını savunurken, her an ülke bölünecekmiş kaygısını taşıyorlar…

Ben öyle bir metne imza atmam, atmadım da. Her an bölüneceğiz korkusunun nedeni sadece siyasal değil. Toplumsal yapıyla ilgili. Ben toplumsal yapının Türk ve Kürt halkları açısından alacakları yeni tavra önem veriyorum çünkü barış, demokrasi isteniyor. Nedir alıp veremedikleri? Ya şovenlik yapıyorlar ya da imzayı atanların kültürleri yetmiyor. Ya da benim anladığım anlamda insani değerleri tanımıyorlar.

Tüm bu şoven tutumlara ve iktidar baskılarına karşı aydınların ne yapması gerekiyor?

Birincisi birlik, bütünlüktür. Koro halinde seslerini yükseltmeleri lazımdır. Tek tek imza kampanyalarıyla olmaz. O da bir yol, yanlış demiyorum ama yeterli değil. Yakınlarda bir konferans olacak diye duydum. Demokrasi ve barış üzerine. Türkiye’de bunun gerçekleşebilmesi için ne katkıda bulunabiliriz diye. Yaşar Kemal gibi önemli aydınlarımız da içerisinde. Ben de destekliyorum onu. Konferans demişken 25 – 26 Mayıs tarihlerinde de Ankara’da bir Kürt konferansı düzenlenecek. Sizin de katılacağınızı duyduk… Bana davet geldi tabi ki katılacağım. Ya evet ya hayır diyeceğim. Hayır dersem bana yakışmazdı. Tek şık vardı evet dedim ben de.


FAZIL’I DOĞRU YOLDA OLDUĞU İÇİN DESTEKLİYORUM

Fazıl Say’a verilen ceza da çok tartışıldı. Birçok farklı kesimden de açıklamalar geldi.  Siz verilen cezaya dair neler söyleyeceksiniz?

Fazıl bir müzisyen, besteci ve piyanist. Ve bu alanda dünyada kendisini duyurmuş, ün kazanmış bir sanatçı. Özellikle böylesi bir sanatçının ifade özgürlüğünü kısıtlamak ya da kınamaya kalkmak çok yanlış. Sanatçı demek zaten ezilenin yanında olmak demektir. Sanatçının tanımında vardır; haklıdan yana olmak, haksızlıklara karşı çıkmak. Haksızlıklara uğrayanları oradan kurtarmak insani görevlerdir. Bunlar günlük politik meseleler de değil. İktidarın da ifade özgürlüğünün gelişmesi konusunda biraz daha anlayışlı göstermesi lazım diye düşünüyorum.

Fazıl Say’a verilen cezayla diğer aydınlara da mesaj verildiği söyleniyordu?

Fazıl’a 10 ay ceza verelim diğer aydınlar da sinsinler diye düşünmüş olabilirler. Ama bütün dünyada bu cezaya tepki gösterdi. Sadece Türkiye’de tartışılan bir ceza değil bu. Kendisi anlattı mesela, Danimarka’ya konsere gitmiş. Konserden sonra bir sürü insan etrafında birikip size ne yaptılar, niye ceza verdiler diye tepki göstermiş. Herkes dayanışma gösteriyor ve insani bir dayanışma bu. Yani Danimarka’daki babamın oğlu değil ki. Konsere gelen müzikseverler ve bu cezaya tepki gösteriyorlar. Tüm dünya basını da yazdı zaten.

Aydın, sanatçı yorumunuzun dışında ailesiniz de. Cezaya dair konuştunuz mu?

Ben Fazıl’la bu konuda konuşmadım. O fırsatı çok bulamadım. Yalnız dik duran bir insan. O yüzden memnunum ve kutluyorum. Her seferinde de onu destekliyorum. Sadece babası olduğum için değil, doğru yolda olduğu için destekliyorum.

Peki, bu ceza Fazıl Say’ı ve diğer aydınları susturabilir mi?

On ay değil on yılda verseler ceza gerçek bir aydınsa eğer yılmaz. Susturamazlar ve mücadelesine devam eder.


ZORBALIKLA BİR TOPLUM İDARE EDİLEMEZ

Aydın, yazar ve sanatçılar üzerinde yoğun baskıların olduğu dönemlerden geçiyoruz.  Hatta darbe dönemlerinde dahi aydınlar üzerinde bu kadar baskı olmadığı fikri var. Siz iki dönemi de yaşadınız. Nasıl yorumlarsınız?

12 Mart ve 12 Eylül askeri darbeleri Türkiye’ye çok karanlık dönemler yaşattı. Ben 12 Mart döneminde hapiste yattım. Ama açık söyleyeyim; toplumsal planda insan değerlerini hiçe saymak adına her şey bu iktidar döneminde yapılıyor ve bu gidişi ben iktidar için de doğru bulmuyorum. Böyle bir karanlık dönemi yaşatmak sonunda ters teper diye düşünüyorum. Zorbalıkla hiçbir yere gelinmez, düşüncede de öyle. Yaratıcılıkta da, sanatta da öyledir. Zorbalıkla bir toplum idare edilemez. Böyle bir yönetme şekli çağımızda kalmadı. O yüzden bir piyanist ve bestecinin hapse mahkûm edilmesini bütün dünya tepkiyle karışılıyor.  Ama olan Türkiye’ye oluyor.


Bölgenin merkezi Diyarbakır’dayız. Bir süredir de çatışmalar durdu ve bir süreç yaşanıyor.  Siz yaşanan sürece dair neler düşünüyorsunuz?

Süreç çok güzel ve umarım güzel sıfatını hak edecek şekilde daha da güzel sonuçlanır. Bu kanın durması, o çok kötü karanlık günler geride kalmıştır diye umuyorum. İnşallaha maşallaha bırakmayalım işi kendimiz halledelim. Dolayısıyla barış sürecinden fazlasıyla memnuniyet duyuyorum.

Süreç farklı kesimler arasında da tartışılıyor. Aydın çevresi açısında da sürece dair çok farklı görüşler var. Sizce aydınların sürece dair tutumu ne olmalı?

Gerçek aydınlar çatışmasızlıktan sevinç duymuştur, duyması gerekir. Barışın ve demokratik ilkelerin bu yöre halkına getireceği, kötü günleri unutturabileceği bir döneme girilmesi güzel bir şey. Ama bu gerçek aydınlar için geçerli. Sahte aydınlar da var onlar soğuk bakıyor bu işe. Mesele güncel politika meselesi değildir. Halkların barış içerisinde olmasıdır asıl mesele. İnsanlık için de budur. Barış halklara zarar vermez dediniz. Kürtlerin anadilde eğitim gibi insani talepleri güncelliğini koruyor. Anadil bir ülkeyi bölebilir mi? Bir halkın, insanın anadilini kullanabilmesi yasaklanamaz. Tam tersine bunun geliştirilmesi gerekir. Okulda, eğitimde, yargıda her yerde anadil kullanılabilmelidir. Bunu yasaklamak, baskı altına almak insani değil ve çirkin bir şey. Geldiğimiz çağda bunların artık olmaması gerekir.

İfade özgürlüğü tartışmaları da var. İktidar Türkiye’nin ileri demokrasiye kavuştuğunu söylüyor. Siz neler düşünüyorsunuz?

Türkiye’de ifade özgürlüğü yok. Varsa da yüz üzerinden bir yahut iki alır. Kırk, elli falan da değil. Her insan duygu ve düşüncelerini açıkça yayabilmeli. Bütün modern araçlarla kendisini anlatabilmeli, ifade edebilmelidir. İfade hürriyeti budur. Şartlı ifade hürriyeti pis bir numaradır. İfade hürriyeti ya vardır ya yoktur. Ben Türkiye için olduğunu düşünmüyorum. (Diyarbakır/EVRENSEL)

www.evrensel.net