Çağdaş Ozan Tozan Alkan’a mektup

Çağdaş Ozan Tozan Alkan’a mektup

Merhaba Sevgili Tozan Alkan, Sen benim akraba sayıp değerlendirirken ikilem yaşadığım gençlerden birisin, hem arkadaş oğlusun, hem de arkadaşımsın. Baban Erdoğan Alkan’ın halk edebiyatı ile Fransız edebiyatı arasında kurduğu dengeye benzer bir dengenin sende yinelendiğini görünce hiç şaşırmadım.  Elimdeki CD’de (Uçurumlar Ar

Sennur Sezer

Merhaba Sevgili Tozan Alkan, Sen benim akraba sayıp değerlendirirken ikilem yaşadığım gençlerden birisin, hem arkadaş oğlusun, hem de arkadaşımsın. Baban Erdoğan Alkan’ın halk edebiyatı ile Fransız edebiyatı arasında kurduğu dengeye benzer bir dengenin sende yinelendiğini görünce hiç şaşırmadım.  Elimdeki CD’de (Uçurumlar Arasında) senin bestelediğin şiirler var: Şükran Kurdakul’un, Muzaffer İlhan Erdost’un, Şeref Bilsel’in, Erdoğan Alkan’ın, Abdülkadir Bulut’un. Senin de iki şiirin. Çevirmenliğin yüzünden beste yapman beni şaşırtmadı. Bir dildeki duyguları, algıları bir başka dile aktarmayı iş edinmiştin nicedir. Müzik de bir dil değil mi? Şiirin duygularını müziğin diline çevirmeyi denemen, bunda da başarılı olman doğal değil mi?
Ben şiirlerin sıralanışını da sözle müzik uyumunu da çok sevdim. Baştaki anonim dizeleri önsöz saydım: “Ben aşığım arım yok, bir yerde kararım yok...” Çarelerin uçurumlar arasında durduğunu görende karar mı kalır?
Sözle sazı bir araya getirme nedenlerini Metin Altıok ödülünü aldığında dile getirmişsin: “Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım halk ozanlarının arasında geçti. Sazlarıyla, sözleriyle evimizi sık sık şenlendirirlerdi.”
Sıvas’la bağlantını, Sıvas’ın etkilerini haklı bir mirasa çevirmesen Sıvas’ı savunmayı nasıl düşünürdün : “Bu değerli halk ozanlarından biri de Nesimi Çimen’di. Bir gün okuduğu bir dörtlük, belleğime kazındı, aklımdan çıkmadı bugüne kadar. Şöyle diyordu Nesimi: “Âşıklar diyarı ey Sivas eli / Verdin Pir Sultan’ı bir de Veysel’i / Birini astırdın hunharcasına / Birinin adına diktin heykeli.”
Evet, nice değerlerli halk ozanı yetiştiren Sivas, aynı zamanda Pir Sultan’ın ipini çeken şehir olarak geçti tarihimize. Bundan yüzyıllar sonra, bir başka kara leke daha çalındı Sivas’ın alnına. Sadece Sivas’ın mı, bütün bir Türkiye’nin. Madımak yangınıydı bu. Otuz beş aydınımızın gözü dönmüş bir kalabalık tarafından diri diri yakıldığı yangın, hâlâ içimizde süren yangın. Bununla da kalınmadı. Geçtiğimiz günlerde Madımak davası zaman aşımına uğradı. İnsanlık suçlarında zaman aşımı olmayacağı göz ardı edilerek. Acımız böylece daha da katmerlendi.
Çevirmenliğin, müziğin yanında asıl irdelenmesi gereken şiirin. Metin Altıok Ödülü seçici kurulunun değerlendirmesine ne ekleyebilirim ki: “Doğu’nun sezgiselliği ile Batı’nın akılcılığını hemen ayırt edilebilir bir duyuşla özgül bir potada eriten, gerek halk şiirimizin gerek dünya şiirinin ortak şiir hafızamızdaki süzülmüş birikimini öykünmeye düşmeden, yeni lirik söyleyiş olanaklarının parıltılarıyla harmanlayan” bir şiir.
O ödül töreninde yaptığın konuşmada Metin Altıok’un iki dizesinin (‘Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli / Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli.’) hayatına eşlik ettiğini söylemiştin. O zaman senin çok sevmeni ve çok söylemeni beklemek de hakkımızdır.

www.evrensel.net