Doğum-yaşam-ölüm döngüsünde

Doğum-yaşam-ölüm döngüsünde

Ressam Sibel Akkulak’ın “Adsız” isimli kişisel sergisi Nişantaşı’nda bulunan Niş Sanat Galerisi’nde açıldı. Yirminin üzerinde çalışmanın yer aldığı sergi iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde, sanatçının hemen hiç terk etmediği, tuval üzerinde kolaj çalışmaları yer alırken, iki

Ercüment Akdeniz

KADINLAR VE KUŞLAR

EVRENSEL okurları için belirtmeliyim ki; sanatçı ile tanışıklığımız üniversite yıllarına kadar uzanıyor. Marmara Üniversitesi Resim-İş Eğitimi Bölümü’nde, amfi derslerini dinlerken, kara kalem elimizden hiç düşmezdi. Sibel, eskiz çalışmalarında hep kadını işler, çeşitli formlar vererek onu narin bir kuğuya dönüştürürdü. Ya da çizmeye başladığı bir kuş formu, giderek kıvrılır ve mahzun bir kadın ifadesine bürünürdü.

“Tersine yere çakılmış kuş”, sanatçının en çok ilgi gören çalışmalarından biri oldu. Usta fırça darbeleriyle resmedilen kuş aynı zamanda yere çakılmış kadını çağrıştırıyor. Soğuk fon renklerinin önünde, sıcak renklerle resmedilen kuşun baş ve karın kısmı, o bölgede hala bir sıcaklık olduğu hissini veriyor. Bir can çekişme sahnesi olarak da görülebilecek bu eserde; yaşam, kadın ve doğum kavramlarının bir uzantısı olarak baş ve karın bölgesi çekilen acıları ifade ediyor.

NÜ, ÇEVRESİYLE NÜDÜR

SİBEL Akkulak’ın resimlerinde nü kendi başına bir merkez oluşturmaz. Nülerde temsil olunan kadın hüzünlüdür, düşüncelidir ve hep ağır bir yükün altında gibidir. Kadın, işte kendini çevreleyen tüm bu yüklerle kadındır.

Akkulak, nüleri karşımıza genellikle kolaj tekniğiyle çıkarıyor. Gazete kupürlerini, fileleri, kumaş parçalarını, afiş parçalarını nüyü çevreleyen tabloya serpiştiriyor. Bütün bu serpiştirme eylemi, Akkulak’ın eserlerinde, hem bir renk cümbüşüne, hem özgün kontraslara hem de toplumsal mesajlara alan açıyor. Örneğin, sanatçı 2010 yılında yaptığı bir eserine “Güneşi Gördüm” filmini yansıtan bir kupür yerleştirmiş. Aynı eserinde “En pahalı su Kopenhag’da” kupürü, hisse değerleri, iktisadi grafikler ve TV magazin haberlerini yansıtan kupürler göze çarpıyor. Kimi tablolarında at yarışlarını, kimi eserlerinde de “Açlık” filmi gibi politik filmleri yansıtan afiş parçalarına rastlamak mümkün.  Nü tablolarında dikkat çekici bir özellik de kırmızının ustaca ve çok yönlü kullanılmasında kendini gösteriyor. Çingene kırmızısı, kan kırmızısı, şarap kırmızısı tonlar; İspanyol ressamların tablolarından çıkmışçasına Akkulak’ın tablolarında dans eder. Bu dans; ölümün, acının, tutkunun, neşenin, ateşin ve coşkunun içindeki kadının dansıdır.

AKKULAK, eserlerinde “doğum, yaşam ve ölüm” döngüsünü işlemeyi çok seviyor. Ve elbette böylesi bir döngü karşısında sanatçı için kadın özel bir yer tutuyor. Sanatçının son dönem çalışmalarında da bu döngü öne çıkıyor. Şüphe yok ki, “cenin üçlemesi” sözü edilen bu döngünün en güzel anlatımlarından biri olmayı hak ediyor.

Hayata gelecek cenin; donuk, soğuk ve gri bir boşlukta bir başınadır. Lakin sıcak kırmızısıyla cenin, karanlık ve bulutlu bir gecede parlayan bir yıldız gibi yaşam umudu vermektedir. Üçlemenin bir bölümünde cenin iple boşluğa asılı gibidir. İpin ucundaki cenin, korkunç bir idam sahnesini çağrıştırmaktadır. Cenine gergin biçimde bağlanmış bu ip, aynı zamanda ölüme karşı yaşama tutunmuş bir hayat damarı da oluverir.

GÖLGEDEN AKAN KAN

SANATÇININ bir başka eserinde, baş aşağı sarkan bir gölgeden, gözünden vurulmuş gibi kan akar. Böylesi bir form bilinçli seçilmiştir. Zira baş aşağıda sarkmış birinden akan kan bitinceye dek kurumayacak, yara hemen hiç kapanmayacaktır. Eserde resmedilen şey, sadece tepeden sarkan gölgenin değil, ezilen halkların ve acı çeken insanlığın yüzyıllardır devam eden acısıdır.

www.evrensel.net