Denizler ırkçıların korkuluğu değildir

Denizler ırkçıların korkuluğu değildir

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan... İdam edilişlerinin üzerinden 41 yıl geçti. O’nları idam edenler Türkiye halklarının bağımsızlık ve özgürlük mücadelesini engelmeyi başaramadılar. Ölümlerinin üzerinden yıllar geçse de, Denizler bugün hâlâ Türkiye gençlik hareketinin  &

Eda Yıldırım / Berivan Koç


68 dönemi genel olarak bir gençlik mücadelesi olarak bilinir. Ancak 68’e gelen süreçte Türkiye’de işçi ve köylülerin önemli mücadeleleri var. 68’i hazırlayan iç ve dış koşullar nelerdi sizce?
Türkiye’nin ‘68’iyle dünyanın ‘68’ini farklı kılan pek çok özellik vardır. Kuşkusuz bir dünya hareketi olarak 1967 ve 1970 arasındaki 3-4 yılı kaplayan genel bir hareketlilikten söz ediyoruz ve bu yüzden her ülkedeki hareketin kendine özgü renkleri olduğu kadar, ortak yanları da vardır. Avrupa ve ABD’deki hareketten farklı olarak, Türkiye’de ve Latin Amerika’da harekette, işçi ve köylü kitleleri de etkili biçimde bu süreçte rol oynadılar. Türkiye’de gençlik hareketinden önce topraksız köylü ve işçi hareketi vardı.
Her gün onlarca yeni grev başlıyor, fabrikalar işgal ediliyor, polis ve jandarmayla çetin çatışmalara giriliyordu. Gittikçe büyüyen ve yeni eylem biçimleriyle zenginleşen işçi sınıfı hareketinin, İstanbul, İzmir, Adana, Zonguldak gibi büyük kentlere yayılması ve Batman gibi önemli merkezlerde de gelişmesi karşısında, egemen sınıflar ve hükümet, yeni tedbirler almaya, hareketi her yolu kullanarak bastırmaya ve saptırmaya gayret ediyordu. Sol muhalefet baskı altındaydı. Seçim sistemi değiştirilerek parlamento solculardan temizlenmek isteniyordu. Komünizmi telin mitingleri, bu çalışmaların bir parçasıydı. TİP’lilere yapılan saldırılar, antiemperyalist toplantılara yapılan baskınlar ve siyasi cinayetler, gergin ve şiddetli bir ortam yaratıyordu.

İşçi sınıfı açısından oldukça hareketli bir dönem var karşımızda. Peki köylüler?
Dönemin en önemli toplumsal olaylarından birisi de toprak işgalleri ve üretici köylü eylemleriydi. Amerika’nın isteği sonucunda haşhaş ekiminin yasaklanmasıyla ağır baskılar gören köylüler direnişe geçtiler. Tütün, fındık, pamuk, çay, pancar üreticileri, ülkenin her tarafında geniş köylü hareketleri başlattılar. Mitingler, yürüyüşler, işgaller gerçekleştirdiler, üretici sendikaları kurdular.

‘TEMEL ÖZELLİK BİRLEŞME EĞİLİMİYDİ’

Gençlik hareketi, işçi, köylü mücadelesi içerisinde  nasıl bir gelişim izledi?
Öğrenci hareketi, bu büyük hareketin içinde küçük bir parçaydı, zamanla öne çıktı ve bütün kaynaşmanın temsilcisi haline geldi. Bir bakıma gençlik hareketi, genel toplumsal kaynaşmanın köpüğü olarak ortaya çıktı. Bizim ‘68’imizin temel özelliği, gençlik hareketiyle işçi-köylü hareketinin birleşme eğilimi göstermesi ve bu yönde gelişmesiydi.

Türkiye’de, 68 döneminde Deniz Gezmiş ve arkadaşları mücadelenin önemli isimleri oldular. Dönemin gençlik mücadelesinin özellikleri nelerdi? Denizler neyin mücadelesini veriyorlardı?
Üniversite sorunlarıyla başlayan gençlik hareketi, kısa zamanda antiemperyalist, işçi ve köylü hareketiyle bağları olan geniş bir toplumsal muhalefet hareketi özelliği kazandı. Deniz ve arkadaşlarının da bir parçası olduğu büyük gençlik hareketi, bu koşullarda toplumsal muhalefetin sözcüsü haline geldi. Deniz’i efsanevi bir halk kahramanı haline getiren de, kişisel özelliklerinin yanı sıra, bu koşullardır.

TÜRKİYE EMPERYALİZMİN SALDIRI ÜSSÜ

68 gençlik hareketinin önderleri anti emperyalist özellikleriyle simgeleşmiştir. Bugün de aynı coğrafya emperyalist saldırganlığın hedefinde. 68 gençlik hareketi, bu anlamıyla günümüz gençliği tarafından nasıl örnek alınmalı, bugün ne yapılmalı?
Elbette, o dönemin tarihsel koşulları ve uluslararası ilişkilerin yarattığı çelişkiler bugün çok farklı biçimler  kazanmıştır.
Ortadoğu’da antiemperyalist mücadelenin odak noktası, emperyalizmin vurucu gücü ve saldırı üssü haline getirilmiş olan kendi ülkemizdir, Türkiye’dir. Her milliyetten Türkiye gençliği de emperyalistlerle işbirliği içinde yürütülen bu bu saldırgan politikalara karşı mücadeleyi yükseltmelidir.

Bugün Türkiye halkları açısından önemli bir süreç yaşanıyor. 30 yıllık savaşın sonunda barış görüşmeleri başladı. Deniz’in idam edilmeden önceki son sözlerinden Türk ve Kürt halkının kardeşliği ne ve birlikte mücadelesine vurgu var. Bu sözler bugün nasıl anlaşılmalı?
Deniz’in son sözleri, halklara yapılmış bir çağrıdır. İçinden geçmekte olduğumuz süreç, eğer Kürt halkının temel hak ve çıkarlarının bir ölçüde kazanılmasına yol açabilirse, kazanımın şanı da onuru da yıllardır muazzam bir mücadele yürüten Kürt halkının ve onun siyasi önderliğinin olacaktır. Elbette bu hareketin Türkiyeli dostları, Kürt halkının kazanımlarını kendi kazanımı olarak benimseyecek olan Türk halkı da, Deniz’in bu kahramanca çağrısında kendileri için çizilmiş bir yol bulmuşlardır. Bu anlamda, Deniz’in sözlerinin barış sürecinde bir karşılığı vardır; ancak yol henüz tamamlanmamıştır ve o sözler gerçek karşılığını mutlaka ilerleyen mücadele içinde bulacaktır.

‘BU SAHTEKARLIKTIR’

Bugün, belli ulusalcı-milliyetçi çevreler Denizler ve arkadaşlarını kendilerine kalkan olarak kullanıyorlar. Bunu yapanlar arasında darbe ve ordu savunuculuğu yapanlar da var. Bu çevrelerin Denizleri ve onların mücadelesini kullanmalarını nasıl yorumluyorsunuz?
Deniz, işçi, köylü, emekçi, gençlik, kadın kitlelerinin mücadelesinin militanıdır. Ezilen halkların militanıdır. Baskı gören, katliama uğrayan inanç sahiplerinin yoldaşıdır. Sözünü ettiğiniz çevrelerin arkasına saklanabilecekleri bir korkuluk değildir. Bir duvar süsü hiç değildir. Yeri bellidir, düşünceleri bellidir, mücadelesi bellidir. Bir yandan Kürt halkına düşmanlık yapılacak, diğer yandan Deniz sahiplenilecek, bir yandan darbecilerle, faşistlerle kol kola yürünecek bir yandan Deniz’in resimleri taşınacak! Bu sahtekarlıktır, kalpazanlıktır. Onlar, Deniz’in bir halk kahramanı haline gelmiş olmasını istismar etmeye çalışan, devrimcilerin, ilericilerin kafasını karıştırmaktan ve böylece kendi saflarına çekmekten başka amaçları olmayan alçaklardır. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net